Alain Resnais,
Je t’aime, je t’aime, 1968,
kaynak: Slant
Je t’aime, je t’aime?

Zaman? İçimizde mi zaman? İçimizde hareket eden ve dolayısıyla her şeyi içerisinde hareket ettirdiğimiz o hayali boyut, zaman mı? Ama zaman içimizde olsaydı, bön bir solipsizme de düşmez miydik tastamam? Zaman zaman da düşmedik mi zaten? Dünyadaki tüm zamanın bizim olduğunu düşlemedik mi hiç? Zamansızlaşmadık mı? Biz mi zamanın içindeyiz o hâlde? İçinden mi geçiyoruz zamanın?

Zaman içimizdeyse eğer, zaman işçisi mi denmeli bize? Zamanın içindeysek eğer, zaman yolcusu mu denmeli bize? Ama her ikisi de değil miyiz hâlihazırda? Bir işçi, zamanda? Bir yolcu, zamandan? Duyumsamıyor muyuz zamanı kendi payımıza? Kılmıyor muyuz zamanı kendimizin? Yok mu içimizde bir zaman yontucusu? Ve öte yandan, ikamet etmiyor muyuz herkes ve her şey gibi zamanın içinde? Öyle değil mi? En çok da zamana ait değil miyiz?

Bir zaman yolcusu, o hâlde, bir zaman yontucusu da değil mi, kendini yontan zamandan? Bellek, mesela, bir zaman dehlizi değil mi açıkça? Labirentler de tasarlanmaz mı? Hatırladığımızda, geçmişi mi şimdiye getiriyoruz acaba? Şimdiyi mi geçmişe götürüyoruz yoksa? Şimdi, bize ansızın geçmişi hatırlatıyorsa, geçmişle mi dolu şimdi, daha şimdiden? Geçmişle miyiz şimdideyken bile?

Peki, hareket etmesi mümkün mü geçmişte? Tastamam kaybolması mümkün mü mazide? Olası mı şimdiden evrilmeyen, şimdinin olmaya diretmeyen saf bir geçmiş? Var mı ki bellek denen o huninin, mat olduğu kadar saydam da olan o koninin bir sonu, ucu bucağı? Her şeyi hatırlamasak, hatırlayamasak dahi her şey hatırımızda değil mi hâlihazırda? Ama bellek, zihinsel bir ambar, bir depo da değil, değil mi? Yaratmaz mı bellek de? Yaratıcı bir meleke değil mi o da?

Yok mu oluyor bir şey mazi olduğunda? Mazi olmak, yoksa, durmaksızın olmak, oluşmak, bellek tarafından sınırsız ve sonsuzca yoğrulmak, yoğrulmaya başlamak mı demek? Geçmişi hatırladığımızda, bir olduğumuz, diyelim ki hemhâl olduğumuz şeyin ta kendisi, mazi değil mi? Ve tam da bu suretle yaratmıyor muyuz onu? Unutmak dahi, yâd etmek değil mi bir anlamda? Unutmanın affetmek olduğunu söyleyen, Fitzgerald değil miydi? Boşuna mı diyorlar ‘maziye karışmak’ diye?

Maziye dalmanın ise apayrı bir mesele olduğu söylenemez mi? Şimdiden kaçmak için geçmişe sığınmak, flashback’lerle ve flashback’lerde yaşamak değil mi? Şimdiyi geçmişin hapishanesi ve geçmişi de şimdinin mahkûmu yapmanın anlamı ne? Geçmişi şimdinin kof pragmatizmine mahkûm etmek niye? Geçmişte büsbütün kaybolmayı deneyemez miyiz onun yerine? Kaybolamaz mıyız kendi belleğimizde? Var mı kaybolmadan yolunu bulan?

Geçmişe duyarsız hâle gelmek, onda kaybolmaktan korkmak, öte yandan, şimdiye de duyarsız hâle gelmek anlamına gelmez mi? Geçmişten habersiz bir şimdi, zombileşmez mi? Geçmişten habersizken, ona kayıtsızken hakikaten farkında olabilir miyiz şimdinin, eylemin, yaşamın? Ama geçmişe aşırı duyarlı hâle gelmek, geçmişle dolup taşmak da kuklalaştırmıyor mu şimdiyi? Şimdiye en çok musallat olanlar, en nihayetinde geçmişin hayaletleri değil mi, değil miydi? O hâlde, şimdiyi geçmişten ayırt etmek de gerekmez mi belirli bir raddede?

Ama dünü düşünmeksizin yaşanamadığı da olmuyor mu bugünün? Ve tabii ki, yarın bugünü esir aldığında, bugün yarın için ötelendiğinde solan, tam da bugün, yani şimdi değil mi? Geçmişe dair problemler doğrudan geçmişe bakmayı, bir bütün hâlinde onunla hesaplaşmayı gerektirmez mi? Her şimdi, nitekim, geçmişle uğraşarak, onu didikleyerek, mıncıklayarak var etmiyor mu kendini? Şimdinin işlevi biraz da geçmişten problemler çekip çıkarmak, onu olduğu hâliyle sorunsallaştırmak değil mi? Yarının teoremi, dünün problematizasyonundan başka ne ki?

***

Claude, Catrine’i mi arıyordu belleğinde, yoksa kendini mi? Aradığı bir şey var mıydı ya da? Aradığı bulduğu muydu, arıyorsa? Ararken kaybolmuyor muydu oysa? Upuzun bir pelikül müydü onun hayatı? Bir zihnin filmi, bir zihin-film değil mi bu? Bir bilmecenin filmi değil mi Resnais’ninki? Kendisi de bir soru olan bir sorunun filmi değil mi? Je t’aime, je t’aime?

Alain Resnais, bellek, film, geçmiş, Hasan Cem Çal, Je t’aime je t’aime, sinema, zaman