Numenal Sinema
Harun Farocki’nin Ausweg’i temel bir sorunsalın ortaya konulması, açıkça belirtilmesi, çözüme kavuşturulması gereken bir tür sorunmuş gibi öne sürülmesiyle başlar: Yapım ya da üretim ile yıkım arasındaki bağlantı nedir?
Farocki’nin, filmlerinde yumuşak ya da gevşek diyebileceğimiz, daha doğrusu bu tip özelliklerle nitelenen bir montajı (Farocki’nin soft montage dediği şey) yeğlediği söylenebilse de (artsüremli iki görüntü arasında kurulan bağlantı değil, eşsüremli, yan yana gelmiş iki görüntünün ilişkilendirilmesinden türetilen dolaylı ya da anıştırmalı anlam), bu filminde, Ausweg’de işbu sorunsalla ilişkisinde daha ziyade Eisensteincı, entelektüel tipte bir montajı yeğler Farocki. Üretim hattı ile havadan yağmur gibi yağan bombaları dönüşümlü bir şekilde görünür kılıp durur. Böylelikle sorunun ilk boyutuna değinilmiş olacaktır: Dizisellik.
Harun Farocki,
Ausweg, 2005,
kaynak: Generali Foundation
Dizisellik üretimin, endüstriyel üretimin asli sürecidir, yoksa biçimi değil. Endüstriyel olarak üretilen şeyler “seri” olarak üretilir; yalnızca hızlı değil, standart da değil, bir hat üstünde, sırayla üretilmeleri anlamında, ayrıca. Dolayısıyla, üretim hatlarından “çıkan” şeyler belli bir şekilde çıkar ve bu “çıkış”ları, onların hangi üretim kipliğine tabiyetlerinin bulunduğunu gösterir. Tabii benzer bir durum savaş üretimi, “savaşta kullanılan ürün”ler için de geçerlidir. Ve Farocki’nin altını çizdiği de bu filmdeki git gelli montajla budur.
Poğaçalar, çöp atıkları, cam şişeler ve füzeler: Farocki bunlar arasında bir ayrım yapmaz. En azından ilkesel olarak, tabi oldukları üretimsellik babında. Ama tabii kullanımları açısından bir fark olacaktır; nitekim aynı şekilde istifade edilmezler. Bombalar ki seri üretilerek esasında yıkımın azamileştirilmesine yönelik olarak iş görür. Bundan kasıt seri üretim hattının, endüstriyel savaş makinesinin, dünki deyişle “savaş başlıkları” denen şeyin savaşta üstünlüğü garantilemek için gereken “mutlak verimlilik”te çalışmasıdır. Mantık net olacaktır: En çok sayıda ve en geniş etki alanına sahip silahların imalatı.
Farocki’nin Ausweg’i Bertolt Brecht’ten alıntıyla “Savaş her zaman yolunu bulur” diye salık verirken başka bir şeyi kast etmez. Endüstriyel savaş, endüstriyel üretimin, dizisel ya da seri üretimin savaşla hemhâl oluşu, eklemlenişi özünde savaşın biçim, hâl değiştirmesidir; başka da pek bir şey değil. Bombalar diziler hâlinde üretildiği gibi diziler hâline yağacaktır havadan ve işte bu, yeni bir savaşı, “sıcak savaş” denen şeyi, ilk iki “dünya savaşı”nı var edecektir. Hatta öyle ki dünya savaşı kavramı dahi ancak bu tip bir savaşla, dolayısıyla bu savaşın dayandığı üretimsellikle mümkün olacaktır; dünyaya yayılım ancak üretimin endüstriyel kipinde mümkün olduğu oranda.
Öyleyse Farocki sorunsalı daha en baştan yıkım ile yapım arasındaki bağa dair kılıyorsa bunun nedeni nettir: İkisi birbirinden ayrılamaz. Farocki bunu bu “durum”un imajını üreterek ortaya koyar ve imaj, “üretim hattı” ile “savaş hattı” arasındaki meşum benzerliğe dairdir. Ama tabii Farocki saf da değildir ve bilir ki yarattığı yalnızca bir imajdır, savaşın imajıdır fakat savaş, o filmi yapadururken, hâlihazırda imajı çoktan kendi silahlarından biri kılmış ve Farocki’nin kullandığı şeye, imaja, diyelim ki imajın kullanımsal işlevine de talip ve hâkim olmuştur. Nasıl mı? Yine üretimle. Üretimle kurulan girift ilişki vasıtasıyla.
Farocki savaş başlığına iliştirilen video kameralardan boşu boşuna söz etmez. Savaş, “düşmanı görmek”le ilgili olduğu oranda, düşmanı görmek de “ne kadar uzaktan” görülse o kadar iyi olacağı düzeyde kuşkusuz ki görme teknolojilerinden ayrılamaz ve ilk kez 1942’de televizüelleştiyse, diğer bir deyişle televizyon vasıtasıyla “bombanın görüsü” (veri olarak aktarılabilir şekilde) sağlandıysa neden bellidir: Savaş, düşman üstündeki üstünlüğün “uzaktan görme” becerisi ve “görmedeki artış”la tanımlanan bir hatta endüstriyel üretimin gelişkinleşmesinin bir uzantısı olarak girmiştir. Bu da şu demektir: Artık savaşın imajlarından söz etmiyoruz, imajların savaşından, imajlarla yürütülen savaştan bahsediyoruz. İmajın savaş bağlamında niteliği değişmiştir: Silahları görünür kılmak değil de bir silah olmak.
Farocki bu değişimin, bu tersinmenin, bu makus tersine çevrimin işaretlerinin ortaya çıkacağının farkındaydı ve “düşmanın yokluğu”ndan söz ederken de parmak basmaya çalıştığı şey buydu. Düşmanın yokluğunun soğuk savaştan itibaren söz konusu olduğunu söylerken Farocki esasında tek bir şeyi ima eder: Sıcak savaşı var eden endüstriyel makinelerin gelişmişlik düzeyi artık düşmanın var olmadığı, dolayısıyla savaşın da mesele hâline getirilemeyeceği bir konjonktüre işaret edecektir. Bu, ilkin nükleer savaş başlıkları, atom ve hidrojen bombası, hatta mikro düzeyde fosforun kullanımıyla olası olmuşsa da en nihayetinde ya da limiti alındığında aslen güdümlü füzeler, uydu destekli bomba ağları/şebekeleri ve “savaş medyanı”nı tarayan işlemsel savaş makineleriyle gerçekleşir. Bu makineler ki tek bir işlevi haiz olacaktır: Savaşın kaybedilme olasılığını sıfıra indirmek. Mutlak muzafferiyet.
Dolayısıyla Farocki’nin Ausweg’deki tespiti, endüstriyel değil post-endüstriyel savaş makinelerinin “ne”liğinin imajın silah hâline getirilmesiyle tanımlı olduğudur. Bu anlamda imaj, savaşın imgesi üstünden kitleler nezdinde rızası imal edilen şu ya da bu savaşın bir yansıması değil (Farocki’nin White Christmas’ta tiye aldığı şey), bilhassa savaşın tatbikini mümkün kılan şeydir. Uydu destekli savaş başlıkları en basit örnekse de füzelere gömülü, bilgi-iletken kamera-gözler, uzaktan kumandalı dronlar ve tabii savaş uçaklarına kilitli, yakın markaj görüntü sağlayan roket atar arayüzleri de vardır ve bunlar bir arada, imajın silah hâline geldiği uğrak ve odakları yansıtır. Bu perspektiften de savaşın imajı ile imajın savaşı birbirinden ayırt edilemez, zira savaş teknolojisinin mevcut gelişim düzeyinde imajın kullanımı, savaş terminolojisiyle “uzağı görme” hâli bir zarurettir. Tabii savaşa dahi halel getirecek denli güçlü bir tanesi de.
Gerçekten, Farocki’nin filminin bir içerimi de şu olacaktır: İmaj bir silaha dönüştüğünde savaş da bildiğimiz hâliyle ortadan kalkar. Bir nevi savaş olmayı keser. Neden? Zira artık düşman yoktur; soğuk savaşta bir his olan, 1991’de, Irak Savaşı’yla birlikte bir gerçeklik hâlini alır. İki anlamda. İlk olarak: İmaj boğumlu silahlar vasıtasıyla uzaktan yürütülen savaş, her tür “şey”i, “nesne”yi cansız bir “nokta”ya, basit bir “hedef”e çevirir ve ortada savaşılacak hiçbir şey kalmaz, hem kuvvet hem de boyut bakımından (“Direnç yok” diye eklemesi bundandır Farocki’nin). Diğer taraftan, ikinci olarak: Savaşılan, daha doğrusu soykırıma uğrayan (zira güçler arası denge sıfıra karşı mutlak olduğunda ortada programatik bir kırım vardır) taraf savaştığı kişiyi göremediğinde zaten savaşamaz da, yalnızca “etkisiz hâle gelir”, makus bir talihin sonucu olarak. Bu anlamda savaş çift taraflı olarak ilga edilmiş, lağvedilmiştir: İmajlarla yürütülen savaş, savaş meydanını düşmanla birlikte imajda soğurarak ama ayrıca bildiğimiz hâliyle savaşı var eden “güç dengesi” denen şeyi imajı kullananın leyhine sıfırlayarak savaşa son verecektir.
Ama tüm bunlar ne anlama gelir? Farocki’nin hâlen geçerliliğini koruyan bu tespitini nasıl anlamlandırmalıyız? Farocki’nin filmi bir noktadan sonra neden yalnızca atmosfer sesleriyle kaplanır ve dahası, bu tersinme, savaşın imajlarından imajların savaşına bu “geçiş” neyin ifadesidir? Kuşkusuz ki makinelerdeki bir niteliksel değişimin ifadesi ama tabii üretim kipliğinde de: Dizisel üretimden bilgisayımsal üretime, dolayısıyla analog savaştan işlemsel savaşa. Daha net bir ifadeyle: İkinci Dünya Savaşı’ndan Körfez Savaşı’na. Savaşın paradigmatik değişimi.
Farocki Ausweg’de imajların artık savaşı kaydetmediğini belirtecektir, ama bir ekle: Savaş medyanını taramak, modellemek ve işlemek vasıtasıyla, bu işlemciyi de türlü donanımla eşlemek aracılığıyla, diyelim ki “gören robot”ların savaştaki olası bir başat mevcudiyetiyle savaş, giderek imajlarla, imajlarda ve imajlardan yapılacaktır; öne sürülen budur. Şu hâlde ise savaşın temel saiki, hatta ereği bu açıdan belli, besbellidir: Kendi hedefini bulan, bulabilen bir savaş makinesinin üretimi. Otomatik değil otonom, diyelim ki yarı-otonom, programlı savaş makinelerinin imalatı. Bir tür “programlanmış yok edici” ya da terminatör. Farocki’nin bizzat ve bilhassa söz ve tahmin ettiği şey.
Bu anlamda Ausweg’in spekülatif bir tarafının olduğundan da söz edebiliyoruz. Mesele post-endüstriyel savaş makinelerinin alacağı olası form, edineceği olası işlev ve yürüteceği olası operasyonun türü gibi gözükür. Spekülasyonu Farocki’yi takip ederek biz yapalım. Form düzeyinde: Deniz, hava ve karada aynı anda devinebilir bir iskelet ve işlemci. İşlev düzeyinde: Hedef ve hedefe ulaşmaya ket vuran engel (ikincil hedef) hariç her şeye kör bir görünün, bir tür hyper-tunnel vision’ının işletimi. Operasyon düzeyinde: Kendi varoluşa da dahil olmak üzere zayiatı sıfırlayan bir çok yönlü saha kontrolü. Post-endüstriyel savaş makinesinin olası veçheleri, üçlü tanımı.
Peki Ausweg’in ne olduğunu söyleyeceğiz? Basitçe savaşın imajını yansıtan, savaşın imajından imajın savaşına geçişi görünür kılan bir “film” mi? Bakıldığında ve düşünüldüğünde bundan fazlası gibidir Ausweg: Nasıl ki Ernste Spiele’de Farocki binoküler görüyü mimiklemek için bölünmüş ekranı kullanıp görülen ve göreni film uzamına yayar, benzer şekilde Ausweg’de de baştan itibaren referans verilen üretimsellik filmin biçimini belirler; endüstriyel savaş makinelerine dair kısım montajla iş görürken, hâlihazırda post-endüstriyel savaş makinelerine, en azından bu makinelerin prototiplerine dair kısım atmosferik plan-sekanslarla, nefes alıp verir gibi duran makine görüleriyle dolar. Bu anlamda Farocki’nin filmi de bir tür savaş makinesidir; savaş makinelerine hem içerik hem de biçim düzeyinde dair bir tanesi.
Videonun görmekle değil uçmakla ilgili olduğunu söyleyen Nam June Paik’tı. Öte yandan, bunun üstüne savaş teknolojileri ile görme teknolojileri (radar, dürbün, sensör ve dahası) arasında olumsal değil zaruri bir eşleniklik olduğunu ortaya çıkaran Paul Virilio’ydu. Farocki’nin Ausweg’de eğilimsel tahlilini yapmış olduğu şey de bu akışa ekler: Geleceğin savaş makineleri, eğer savaşın yolu tıkanmazsa (“Savaş her daim yolunu bulur”), tıpkı onları kullananlar, “asker”ler gibi kendini kullanan, gören ve duyan, hedefe kilitli, dinmek ve dinlenmek bilmez, direnç gösterilemez makineler olacaktır. Hedeflerinin kim olacağının belli olmadığı düşüncesi ise (öyle gözüküyor ki) saflıktan başka bir şey değil.
“İmajın Praksiyolojisi” başlıklı yazı dizisi Harun Farocki Institut’un ve Goethe-Institut’un destekleriyle üretilmiştir.
Ausweg, film, Harun Farocki, Hasan Cem Çal, imaj, kullanım, montaj, savaş, sinema, üretim