“Fidelio”: Şifre budur. Ama hangi kapıyı açacak? Hangi dünyaya açılacak? Eyes Wide Shut’ın dosdoğru bir okuması bu soruları tek bir cevapla karşılar: Sıyırma. Gerçekten, Stanley Kubrick’in filminden daha sahih, isabetli bir aklını yitirme portresi sinemada hiç görünür hâle gelmemiş olabilir. Şu özyıkımsal diziyi ancak kendine duyduğu mutlak güven yerle bir olan, dolayısıyla aklını yitiren ortaya koyar: Kıskançlık, kuruntu, giderek gündüz düşleri görme, ardından kendini en olmadık riskleri almaya itme, en nihayetinde ise aslında hiçbir şey olmamış olduğunun farkına varış; çıldırmanın durakları. Bill (bir tür soluk cyanotype filtresiyle tanımlı Alman dışavurumcu estetiği içinde) aldatıldığını hayal ettiğinde, bunu da kesmediğinde, aslında tek bir şey yapar; dengesini yitirir. Ardından gerçekleşen her şey ise kendi delüzyonunun gerçeklikteki uzantılarıdır. Masonizm, illüminati ya da satanizm: Bunların hiçbir önemi yoktur. Önemli olan tek şey kırılan egonun libidinal bir çatlağı gidermek uğruna kendi canını tehlikeye atacak denli ölümcül bir arzuya sahip olması, olabilmesidir. Kubrick’in müthiş tespiti budur: Kimi zaman aptallık eşsizdir; yerine hiçbir şey koyulamaz. Wax’te bu filmi konuşmamız da, bu tespite bağlı olarak, sinema tarihindeki eşsizliğinden. Tüm mystical erotica’lar bir yana, bu bir yana. Bullet’lar:
- Değişen film grameri.
- Ay ışığı ve gece ışıkları.
- Filmin anlatısal tonu.
- Karanlık yolculuk ve kıskançlık.
- Seremonyal kamera.
- Amerikan çürümesi.
- Rüya olan, gerçek olan.
Podcast Türkçe ve süresi 36:47
Berk Özalp, Eyes Wide Shut, film, Hasan Cem Çal, podcast, sinema, Stanley Kubrick, Wax