Ingmar Bergman’ın filmleri arasında Cries and Whispers’ın özel bir yeri vardır; yalnızca yüzlerle dopdolu olduğundan değil (Bergman’ın neredeyse tüm filmleri öyledir), ama daha çok, yüzleri; yüzlerle, yüzlerden ve yüzlere gördürdüğünden, diğer bir deyişle yüzü neredeyse dinamik bir devre hâline getirdiğinden. Kastımız nedir? Basit: Yüz sadece görülmekle kalmaz, ama sürekli başka yüzlerle ilişkisinde görülür; yüzsel bir dolayımlılıkta diyelim. Yüzler yüzlere bakar, ama biz de o sırada hem bakan hem de bakılana bakarız (Maria’nın yüz süzüşleri). Yüz bize bakar, ama aynı zamanda baktığı bir aynadır; dolayısıyla yüz bizim yüzümüzdür de (Maria ile seyircinin yüzü arasındaki karşılıklılık, “ayna sahnesi”). Ve yine, yüzler birbirine baktığında, başka yüzleri görmeyi ve gördükçe de yüzünü çevirmeyi kesmez (Annenin yüzü, var olmayan babanınki ve tabii eşinki, kocanınki; Karin’in kan ve acı dolu “yüz dizisi”). Bergman’ın belki de en iyi filmiyse bu, neden bellidir: Yüzü tüketmek. Gerçekten, Bergman tam da bu filmiyle, kariyerinin henüz ortasında, Persona’yı dahi aşarak kendi ustalığının limitlerine varacaktır; zaten sonrasında giderek geniş planlara yeğlemesi de bundandır (Fanny and Alexander’ın o büyük salonları). Malzemeyi, bu örnekte yüzü yeğinleştirip yavaşça, zamanla gevşetmek, ta ki tekrar, birbirine bakmaktan fazlasını yapmayan iki ayrı yüz tek bir yüz olarak kavranana dek (Face to Face’te denenen, Saraband’de başarılan şey). İşte Wax’te bu filmi konuşma nedenimiz: Bir kerteriz noktası oluşu. O “gizli başyapıt”lardan bir diğeri. Bullet’lar:
- Yüze bakmak, yüzden bakmak.
- Kırmızı ve ev, ruh.
- Eve sinen duygu ya da özneler arası imge.
- Dokunmak, dokunulmak, dokunaklı olan ve mazi.
- Müzik ve ruh.
- Renk sembolizmi.
- Karakteri hissetmek, sinematografi.
- Ses ve klostrofobi.
Podcast Türkçe ve süresi 30:29
Berk Özalp, Cries and Whispers, film, Hasan Cem Çal, Ingmar Bergman, podcast, sinema, Wax, yüz