Deneysel Somatizm: Richard Kern’ün
Mikro-Filmleri

Richard Kern’ün geç dönem filmleri genel itibarıyla tek bir nesneye sahiptir: Beden. Daha da özel olarak: Kadın bedeni. Ve en özel olarak: Uzuvlar ve surat. Her ne kadar 80’ler ve 90’larda yaptığı filmlerde de kadın bedenini görünür kılmayı kesmemiş olsa da, dün, bunu siyasi bir bağlamla harmanlı bir şekilde yapıyordu Kern. Soyunan ama tam da soyunmak suretiyle her tür üst-kodlamaya direnen bedenler söz konusuydu onun filmlerinde; örneğin Catholic’teki dindar kadının bedeni veya Nazi’deki bir tür Amerikan SS’i olan kadınınki veyahut X is Y’daki Amerikan bayrağına sarılmış ve silahlar kuşanmış “eril kadın”ların bedenleri. Geç dönem filmlerinde ise kaygı başka, bambaşkadır: Bedenin salt beden olarak teşhiri.

Bu ne demektir? Şu demek: Kern artık ideolojilerle ilgilenmez, dolayısıyla bedeni, bedenin çıplaklığını (ya da yarı-çıplaklığını) “kod çözücü” bir nesne olarak işe koşmaz. Artık söz konusu olan çıplaklıkla kışkırtmak, “dini değerler”e bir saygısızlık, “siyasi provokasyon” veya benzeri bir şey değildir; ama bedenin kendi payına bir kimlik kazanması ve “ideoloji dışı”laştırılması, diyelim ki bedenin, kadın bedeninin sinemasal bir post-politikasıdır. Diğer bir deyişle: Bir tersinme olduğu kadar bir saflaştırma. Bedeni kutsamak fakat kamerayla, el kamerasıyla.

Bayağı düşünce bu filmlerin birer “nesneleştirme”nin ifadesi olduğunda ısrarcı olacaktır fakat hiçbir “okuma” daha yanlış değildir. Çıplaklık filmin de sanat gibi “ilk konu”su olduğu düzeyde (bkz. Eadweard Muybridge’in çıplak insan ve hayvan modelleri), ilk kertede bu anlamsız olduğu gibi son kertede de anlamsızdır: Sanat namına yapılan hiçbir filmin hiçbir izleyiciye “özneleştirme” borcu yoktur. Ama yine de Kern tam da bunu yapar: Kadına, kendi bedeni üstünden bir kimlik kazandırır ve suratı kimliğin yegâne belirteci olmaktan çıkarır; ama öngörülmedik bir hâlde, şekil ve biçimde. Prosedür silsilesi ya da protokol bellidir: Yüzleştirme [facialization]. Bedenin tamamı bir yüz olarak görülecek ve böyle “çekilecek”tir. Bir çizgi dışı “suratçılık”tır söz konusu olan, yoksa bir banal fetişizm değil.

Kern’ün derin Balázscılığı: Yakın plan yüzdür. Geç dönem filmlerde, mikro-filmlerde ortaya çıkan da budur; yani yüze indirgeme, sınırlama. Kuşkusuz ki bu bakış bir yönüyle tamamen “eril”dir: Sigmund Freud’un keşfettiği, sonrasında Jacques Lacan’ın da kendince yinelediği, daha doğrusu yoğunlaştırdığı üzere, erkek “uzuv”la ilgilenmek suretiyle fetişize eder (ya da tersi) ama bunun nedeni nesneleştirme istenci değil, uzvun işleve dair olması, erkeğin de, daha doğrusu eril olanın da (hem Freud hem de Lacan tarafından tanımlandığı hâliyle fallus merkezli bir imgeleme sahip olduğundan) işlevle ilgilenmesidir (Freud’un fetişizm üzerine ünlü makalesi; Lacan’ın onuncu ve tabii ki dördüncü seminerindeki “fetişizm kuramı”). Kadın bedeni söz konusu olduğunda da durum değişmez. Uzva bakılacaktır: ağız, ayak, bacak ve dahası. Kern’ün bakışı işte budur: Uzvun yüze yükseltimi. Uzuvdaki yüzsel [facial] işlevin filmsel keşfi.

Kimliksiz olana kazandırılan bir kimlik ve bu işlemin bölgesi ya da ihtisas alanı olarak beden. Face to Panty Ratio: Jenital ile yüz arasında kurulan bağlantı. House Sitter: Kıçın yüzün ta kendisi hâline getirilmesi. F.F.P.: Ayağın yüze evrilmesi. Clean: Bedenden koparak uyarıcılığı artırılan yüz. Bathtub: Bir küvete kıstırılmış loop hâlindeki bir bedenin bir suratmışçasına incelenmesi. Ve tabii dahası… Her hâlükârda: Kern’ün geç dönem filmlerinde (ki birkaç dakikayı aşmaz bu filmler, bu nedenle de mikro-filmdirler) uzuvdan gövdeye yüzleştirilen şey, böylelikle de kimlendirilen şey bedendir, o kadar.

Ezcümle, bu filmlerin her birinde mesele aynıdır: Bedeni bir yüz denli kimlik kazanacağı şekilde kayda almak. Dolayısıyla da nesneleştirmeye aksi bir istikamette ilerlemek. Tekrarlarsak: Bu, kanıksanan hâliyle bir fetişizm değildir; çünkü uzvu, başka bir ifadeyle “beden parçası”nı alelade ve salt zevk alınan bir nesneye indirgemez fakat kendi içinde çeşitlemeleri sunulan (Kern’ün filmlerindeki dizisel beden serimi), Kern’ün oradalığının da farkındalığını haiz bir özne düzeyine çıkartır; temaşasından keyif alınması neredeyse imkânsız olan (Görünme süresi itibarıyla da). Ve işte, eğer ki kadın bedeni bu imkânı sunuyorsa neden yine bellidir: Bugüne dek had safhada nesneleştirilmiş olan tek beden onunkiydi, dolayısıyla her bir parçası had safhada özneleştirilebilir olan tek beden de yine onunki olacaktır; uç bir düzeyde nesneleştirilen herhangi bir şeyin öznellik kazanmaya başlamasında olduğu gibi. Yapısal bir plot twist: Nesneleştirmeden çekip çıkartılan bir özneleştirme. Bir mantıksal anti-pornografi. 

O hâlde bütün bunları hesaba katarak son kertede şunu söyleyeceğiz: Derdi çıplaklıkla uyarmak, çıplaklaşana seyirci kalmak olmadığı düzeyde, pornografi de voyörizm de Kern’ün yaptığı şeyle ilgisiz, alakasızdır. O daha ziyade cinsiyetli bedeni bir tür “çekim kanunu”nun tekeline alır: Beden yüzdür ve yüz, bu bağlamda bedenin tek bir parçasında değil her bir parçasında mevcut bir sanallıktır, film de bu sanallığın açığa çıkartılması (Ingmar Bergman’ın da –muhafazakârca– kavradığı ve Persona’da billurlaştırdığı “yüzsel koşul”). “Eril bakış”ın, male gaze’in çok ötesinde bir bakıştır bu, öyle ki neredeyse transseksüeldir; kadın hem bakan hem de bedeni vasıtasıyla baktırılan olduğundan ve tabii bu dinamik içinde eril bakış soğurulduğundan (Kern’ün sürekli kameraya bakan suratları ve yakın planlarla yüzleştirilerek kameraya bakış atar duran uzuv-yüzleri). Dolayısıyla söz konusu olan, cinsiyetli bedenin yeni tip bakış kurallarına sahip bir görüyle kimliklendirilmesi, bir seksonomi, hatta bir tür somatizmdir; deneysel bir tanesi.

{fold içindeki imge: Richard Kern, X is Y, 1990, kaynak: Purple}

Amerikan sineması, beden, deneysel film, film, Hasan Cem Çal, kadın, nesne (obje), nesnellik, özne, öznelleşme, öznellik, Richard Kern, sinema, uzuv, yüz