Nam June Paik,
hazırlanmış piyano,
Exposition of Music –
Electronic Television,
Galerie Parnass,
Wuppertal, 11-20 Mart 1963,
kaynak: MoMA
PLAYLIST:
Avangard Piyano

John Cage, vakti zamanında, müziğin bir değil ama iki maddesi, bileşeni olduğunu söylemişti (The Boulez-Cage Correspondence). İlki, tahmin edilebileceği gibi, sesti. İkincisi ise sessizlikti. Gerçekten, müzik, sesle işlediği kadar, sessizlikle de işler. Müzik, seslerden oluşur pek tabii; ama bir yandan da, sesleri bölen ve kavuşturan eslerden, yani sessizliklerden oluşur. Her müziğin kendine has sessizlikleri vardır. Müzik için sessizlik, doğaldır. Büsbütün sessiz bir müzik olmadığı gibi, büsbütün sesli bir müzik de yoktur. Denebilir ki, müzik, sesle sessizlik arasında oluşan şeydir. Öte yandan, sessizlik, hiçbir şekilde sesin değillenişinin [negation] bir ifadesi değildir. Tam aksine, sesi olduğu hâliyle yaratan ve duyumsanabilir kılan, bir bakıma seste delikler açan, diyelim ki sese hakiki karakterini veren, sessizliğin ta kendisidir. Bu açıdan, müzik dinlemek, biraz da sessizlikteki sesi ve sesteki sessizliği duymaktır. Ve yine bu açıdan, müzik dinlemek, duyma yoluyla kompoze etmektir. Cage’in dediği gibi, kompoze etmek, sesi ve sessizliği eklemlemektir. Ve bu da, en yalın anlamıyla, müziktir.

Müzik, esi ve sesi, envai çeşit enstrümanda aradı, taradı: Keman, flüt, gitar, davul, saksafon, klarnet, trompet, kontrbas, çello, harp… Ve hatta, doğal sesler, yani doğanın sesi ve tabii ki insan sesi de müzikal enstrümanlara dahildir. Ses üreten ve dolayısıyla es üreten her şeyin, az ya da çok, müziğin ilgi alanına girdiği söylenebilir. Bir enstrümanın sesi, tınısı, yani özgül “ses özelliği” o enstrümanın müziğidir. Ama öte yandan, bir enstrüman, çalındığı, yani sesi devreye sokulduğu anda, sessizliği de kendince üretir. Bundan kasıt, müzikal kompozisyon denen şeyin salt tını olmadığıdır. Her enstrüman, çalına çalına, envai çeşit müzikal jest ve zamansal hareket üretir. Kısacası, bir enstrüman da diğer her şey gibi, kendini yaratır. Ve yeniden yaratır. Bir enstrümanın sesi onun müziğidir, demiştik, ekleyelim: Bir enstrümanın sessizliği, en az sesi kadar, onun müziğidir. Bir enstrüman, aslen, salt ses çıkardığı için değil ama sesi olmadık, görülmedik müzikal zamansallıklara açtığı, açabildiği için müzikaldir. Bu açıdan, diyebiliriz ki, bir enstrümanın sessizliğinin, yani onun kompozisyonunun, müzikal akışının sabitlenmesi, hemencecik kavranması vesaire o enstrümanın sessizliğinin bizzat kendi sesi tarafından soğurulduğunun ifadesidir. Sessizlik üretmeyen müzik, aslına bakarsanız, ses de üretmez. Olsa olsa, sese dair verili bir modeli tekrarlar, o kadar. Bir enstrümanın müzikselliği, sesinin karakterinden çok, üretmiş olduğu sessizliklerin ve buna mukabil seslerin zenginliğiyle ilgilidir. Bir enstrüman, müzikal zamanı genişlettiğinde ve ancak o zaman, tam anlamıyla müzikaldir. Tıpkı piyano gibi…

Hakikaten, piyanoyla yapılan müzikal deneyin haddi hesabı yoktur. Hatta, piyanonun ta kendisi, yani maddesi üzerinde dahi deneyler yapıldı ve yapılıyor. Aslına bakarsanız, piyano melodik1 ve armonik açıdan kompleks sesleri devreye sokabilmesi, çoklu ve bağımsız melodileri eşzamanlı olarak duyurabilmesi ve aynı anda birçok kişi tarafından çalınmaya müsait olması itibariyle zaten, halihazırda yapısı gereği deneysel bir icattı. Öte yandan piyano, ortaya çıkan, imal edilen herhangi bir enstrümandan da ibaret değildi. Ama müziğin, özellikle de Batı müziğinin yapısal değişimine bizzat etki etmiş olan bir enstrümandı. Bilhassa piyano için yazılmış veyahut piyano tarafından başkalaştırılmış olan birçok serbest ya da yarı-serbest müzik formu vardı: Noktürn,2 etüd,3 prelüd,4 polonez,5 mazurka,6 balad7… Uzun lafın kısası, piyano, müzikal anlamda farklandırıcı etkisi azımsanamayacak bir müzikal fenomendi, ki hâlâ da öyledir. Gerçekten, piyanoyla yapılabileceklerin sınırı, hududu yok gibidir. Belki de bu nedenledir ki, solo olarak en çok kullanılan, kullanılmaya meyledilen enstrüman da odur. Piyano, bir orkestra enstrümanı olduğu, olabildiği kadar, kendi payına da başlı başına bir orkestradır. Pek çok orkestra işinin piyano için rahatlıkla aranje8 edilebilmesi de bundandır. Piyano kadar, hem fiziksel hem de müzikal anlamda değişip dönüşmeye müsait enstrüman, azdır.

Düşünürsek, aşağı yukarı tüm avangard besteciler, piyano için, özellikle de solo piyano için müzik yazmıştır. Ama bunun nedenini, bir enstrüman olarak piyanonun haklı ünüyle de sınırlandırmamak lazım. Bilindiği gibi, avangard müzik, vakti zamanında, bizzat piyanonun ta kendisini, yani kullanımını da dönüştürmüştü: Cage’in hazırlanmış piyanosu,9 Nancarrow’un otomatik piyanosu,10 Cowell’ın yaylı piyanosu…11 Denebilir ki, bariz bir avangardı olan belki de ilk enstrüman, piyanodur. Yirminci yüzyıl avangardı açıkça göstermiştir ki, hem fiziksel hem de müzikal olarak piyanoyla oynamanın sonu yoktur. Piyano, hem müziğin mekânını hem de kendi mekânını, yani kendisini, fiziksel mevcudiyetini durmaksızın değiştirip dönüştüren bir enstrümandır, ki zaten onun büyüleyiciliğe de bundadır. Müzikteki en yapısökümcü enstrümanlardan biridir piyano; müzikal formların, bir kristalin dış çeperleri kadar sonsuz, sınırsız olduğunu gösterir. Piyanonun bir avangardı vardır pek tabii; ama daha da ileri giderek denilebilir ki, avangard olma hâli zaten piyanonun temel bir bileşenidir.

Bu, hem tını hem de kompozisyon anlamında marjlarda dolaşan piyano müziklerini bir araya getiren bir playlist, diyebiliriz. Yirminci yüzyılın başlarından yirmi birinci yüzyıla, yani günümüze dek oluşum ve gelişim göstermiş belli başlı müzik akımlarını, müzikal eğilimleri, yönelimleri piyano müziği üzerinden kateden, sunan bir playlist bu; serializm, minimalizm, post-minimalizm, spektralizm vesaire gibi pek çok ayrıksı müzik ekolünün temsilcilerinin solo piyano eserlerinden, bestelerinden oluşuyor. Piyanonun solo bir çalgı olarak da fazlasıyla zengin bir müziksel materyal sunabildiğini düşündüğümüz için, listeye yalnızca solo piyano için yazılmış müzikleri eklemekte tereddüt etmedik, ki listedeki sekseni aşkın bestekârın kompozisyon ve yer yer de tını anlamında birbirinden apayrı besteleri, bir bakıma düşüncemizi de doğrular nitelikte. Playlist, yirmi birinci yüzyılın en iyi Klavierstück’ü12 olduğunu düşündüğümüz, Beat Furrer’in Drei Klavierstücke’siyle açılıyor. Ve yirminci yüzyılın en iyi piyano homage’ı13 olduğuna gönülden inandığımız, Georg Friedrich Haas’ın György Ligeti’ye adadığı “Hommage à György Ligeti” adlı devasa dört el piyano parçasıyla kapanıyor. Listede yer verdiğimiz Türkiye’den sanatçılar ise şöyle: Tolga Tüzün, Selen Gülün, Tolga Zafer Özdemir. Listenin kronolojik bir yapısı veya tematik bir dizilimi olmadığından, listeyi dinlemeye herhangi bir yerinden, yani herhangi bir parçayla başlanabilir. Liste, bu hâliyle, nadide bir avangard piyano kataloğu gibi: İnanın, her parça bir garip… İyi dinlemeler diliyoruz.

Christina ve Michelle Naughton,
John Adams’ın
dört el için düzenlenmiş
“Short Ride in a Fast Machine”ini yorumluyor.

1. Melody: Ezgi ya da teknik tanımıyla, müzikal notaların ard arda, yatay olarak ve devamlılık arz edecek şekilde dizilmesi.

2. Nocturne: Tematik anlamda geceden esinlenen veya geceyi çağrıştıran, çoğunlukla piyano için serbestçe bestelenen bir müzik. İlk uygulayıcısı John Field (bkz. Field: Complete Nocturnes), en ünlü uygulayıcısı ise Frédéric Chopin’dir (bkz. Chopin: Nocturnes).

3. Etude: Bir müzisyen ya da icracının solo bir enstrümanda belirli bir yetenek ve deneyim seviyesine ulaşması için çoğunlukla pedagojik amaçlarla yazılan kısa bir müzik bestesi. En ünlü örneklerini; Frédéric Chopin (bkz. Chopin: Études), György Ligeti (bkz. Ligeti: Études pour piano) ve Philip Glass (bkz. Glass: Études) vermiştir.

4. Prelude: Piyano başta olmak üzere, genellikle solo bir enstrüman için serbestçe yazılan, yer yer doğaçlamayı andıran kısa bir müzik bestesi. En ünlü uygulayıcılarından biri, Claude Debussy’dir (bkz. Debussy: Preludes).

5. Polonaise: Ritmik olarak 3/4 zaman aralığında yazılan ve menşei Polonya olan görece yavaş bir dans müziği. Piyano müziğindeki en ünlü uygulayıcısı, Frédéric Chopin’dir (bkz. Chopin: Polonaises).

6. Mazurka: Çoğunlukla canlı bir tempoyla ve triple metre formunda bestelenen Polonya menşeili bir folk dans müziği. Piyano müziğindeki en ünlü uygulayıcısı, Frédéric Chopin’dir (bkz. Chopin: Mazurkas).

7. Ballade: Yapısal anlamda tek bir hareketten oluşan ve görece büyük ölçekli olan, içeriği itibarıyla ise genellikle dramatik ve hikâyesel öğeler barındıran bir müzik bestesi. Piyano müziğindeki ilk örneği, Frédéric Chopin’in “Ballade No. 1 in G minor, Op. 23” adlı bestesiyken; ikinci örneği, Clara Schumann’ın “Soirées musicales Op. 6: IV. Ballade” adlı bestesidir.

8. Arrangement: Daha önce bestelenmiş bir eserin, bir veyahut daha çok enstrüman için yeniden bestelenmesi. Bir aranjman, orijinal besteden armonisi, melodik yapısı, orkestrasyonu veya yapısal gelişimi itibarıyla farklılık gösterebilir.

9. Prepared piano: Standart bir piyanonun muhtelif müdahalelerle yapısal ve dolayısıyla sessel olarak değiştirilip dönüştürülmesi sonucu imal edilen bir piyano türü. Her ne kadar ondan önce uygulayıcıları vardıysa da (örneğin; Maurice Delage ve Heitor Villa-Lobos), ilk uygulayıcısı, John Cage sayılır (bkz. Cage: Sonatas & Interludes for Prepared Piano).

10. Player piano: Kısaca, kendi kendini çalan, mekanik bir piyano. Pianola da denir. İlk kullanıcısı olmasa da, en ünlü kullanıcısı, Conlon Nancarrow’dur (bkz. Studies for Player Piano).

11. String piano: Piyanonun, tuşlarıyla değil ama doğrudan gövdesinin içerisindeki tellerin kullanımıyla çalındığı, birçok farklı çalım tekniğini de içerisinde barındıran genişletilmiş bir piyano çalım şekli. Söz konusu terimi ilk ortaya atan, Amerikan besteci ve müzik kuramcısı Henry Cowell’dır (bkz. “Aeolian Harp”).

12. Klavierstück: Alm. Piyano parçası.

13. Homage: Bir besteci tarafından, bir başka bestecinin onuruna veyahut onu anmak için yazılmış olan ve doğrudan doğruya ona adanan müzikal beste. Bir homage, çoğu zaman adanmış olduğu bestecinin müzikal stiline veyahut içeriğine belirli bir oranda öykünerek yazılır.

avangard, Furkan Keçeli, Hasan Cem Çal, müzik, piyano, Playlist