PLAYLIST:
Müziğin
Hayaletimsi Hâli:
Spektral Müzik

Sessel süreyi başkalaştırmanın kuşkusuz farklı farklı yolları vardır. Klasik dönemde (örneğin; Scarlatti, Haydn, Mozart) müziksel sürenin kurulumu, doğrudan doğruya belirli bir sessel merkeze ve/veya bir merkezler çokluğuna [tone modulation]1 bağlıydı. Sessel merkezse, tekrar eden gerilim ve çözülüm ilişkilerine tabiydi. Armonik yapı (yatay ve dikey ses birliktelikleri) üçlü aralıklarla [triadic harmony]2 oluşturulmaktaydı. Sesler arasında bariz bir hiyerarşi, katı bir düzen mevcuttu. Denebilir ki, müziğin bir algoritması vardı. Romantik dönemde (örneğin; Chopin, Brahms, Mahler) klasik dönemdeki baskın müziksel yapıya sadık kalınmasına karşın, söz konusu müziksel yapının ya da başka bir deyişle, estetiğin sınırları da zorlanıyordu. Tondan kaçış çizgileri klasik döneme nazaran daha zengindi. Ton merkezinin duyumsanışı kromatizmin3 de etkisiyle değişip dönüşüyordu. Müziksel estetik, kompleksleştiriliyordu. Yeniden stilize ediliyordu. Mevcut müzik yapma şeklinin imkân verdiği zenginliği en uç noktasına dek kullanmak, mesele buydu. Serial müzikse (örneğin; Schoenberg, Stravinsky, Webern) sesler arasında kurulan verili sessel hiyerarşileri yıkmaktaydı. Müziksel zaman, bundan sonra, sessel merkezin inşasına dair halihazırdaki algoritmalarla kurgulanmayacaktı. Seslerin birbirleriyle ilişkilenme biçimi tekrar düşünülmeye başlanmıştı. Müziğin matematiği bambaşka bir hâl alıyordu. Dolayısıyla, müziksel fikirler de çeşitleniyordu. Yeni bir müziksel duyarlılık ortaya çıkmıştı. Söz konusu olan, Webern ve Adorno’nun da deyişiyle, “yeni bir müzikti.”

Müzik, belli ki, burada sayılan (ve sayılmayan) tüm anlarında müziksel zamanın, yani sürenin şeklini değiştirmekle, zamanın farklı şekillerde evrileceği hatlar tasarlamakla ilgilidir. Müziğin de kendine has anları vardır. Bu anlar, her zaman yapılan edileni, müziği özgürleştirmeye yönelik bir eğilimi de ister istemez içerisinde barındırıyordu. Müzik, diyordu Varèse, sesin özgürleşmesidir (“The Liberation of Sound”). Sese dair yeni bir duyarlılık önermek, dün olduğu gibi bugün de, müzik yapmaktır. İşte, bugün, sesin özgürleşmesi denen şeyin belki de son uğrağı (ya da ânı) olan ve sesteki özgürleşmeyi yegâne derdi hâline getirmiş müzik, bize öyle gözüküyor ki, spektral müziktir.

Grisey’in Partiels adlı eserinin
(ki bu parça
playlist’te bulunuyor) notasyonundan,
kaynak: OpenEdition Journals 

Spektral müzik ya da nam-ı diğer spektralizm, 70’lerde Fransa’da ortaya çıkmış merkezsiz, kuramsız, kuralsız bir müzik akımıdır, denebilir. Akımın adı, her ne kadar bir ad altında toplanması neredeyse imkânsız bir müzik olsa da, kendisi de bir spektralist müzisyen olan Hugues Dufourt tarafından konulmuştur. Spektral müziğin en önde gelen temsilcileri arasında Hugues Dufourt, Tristan Murail ve Gérard Grisey sayılabilir. Ses üzerinden dolaylı bir şekilde değil ama direkt olarak düşünmeyi esas alan bu müzisyenler, kendilerinden önceki müzik yapma etme biçimlerinden ve yöntemlerinden ayrılan, bir bakıma bu yöntemlere karşı duran, ayrıksı müzik yapma pratikleriyle söz konusu akımın temellerini atmışlardır. Spektralizm, basitçe, müziği müzik-dışı [extra-musical] modeller (örneğin; twelve-tone matrix,4 chromatic circle5 ya da aleatoric music6) aracılığıyla üretmektense sesi doğrudan doğruya tahayyül etmeyi ve bu yolla üretmeyi amaçlayan bir müziktir. Yani, ses-olmayan (sayı, harf, zar, vesaire) verileri düşünmek suretiyle onları sese dönüştürme çabası yoktur. Kuram, eğer ki bir kuram varsa, sesin kendisidir. Spektralizm, ne doğrudan doğruya bir teknikle, ne de dolaylı da olsa bir stille ilgilidir. Spektral müzik, daha ziyade, Murail’in de dediği gibi, ses üretmeye, yani müzik yapmaya dair bir tavır, bir tutumdur. Spektralizm söz konusu olduğunda müzik, salt soniktir. Öyle ki, notasyonun herhangi bir grafik değeri neredeyse yoktur. Notasyonun değeri, yalnızca sese dönüştürülmesi hâlinde ortaya çıkar. Spektralistler, sesin kendisini dolaysızca düşündükleri düzeyde, tınıyı da [timbre] başlı başına bir müziksel fenomen hâline getirmişlerdir. Dolayısıyla, enstrüman çalımı ve bir o kadar da notasyon yazımına yepyeni biçimler ekledikleri de söylenebilir. Spektralistler arasında bir ortaklık varsa, bu, nihayetinde sesin zamanda evrimleştiğini düşünmeleridir. Spektralizmde söz konusu olan, melodik motiflerden ya da armonik dizilerden oluşan cümle veya periyodlardansa, sessel dokular ve jestlerdir. Bu playlist, burada bahsini geçirdiğimiz (ve geçiremediğimiz) birçok nedenden, spektral müziğe ayrıldı.

Playlist’i oluştururken aklımızda; akımın birkaç temsilcisini kapsayacak bir liste yapmaktansa (örneğin, sadece Murail ve Grisey’in eserlerinden oluşacak bir liste bile yapılabilirdi), akıma dair daha genel kapsamlı, bir bakıma kuşbakışı bir liste yapmak vardı. Akım içerisinde yer alan, akımın başat eğilimlerini müziklerinde taşıyan, akımla az ya da çok ilgisi olan her bir besteciye birer parça yer vermemiz de bundandır. Olabildiğince kapsayıcı bir liste yapmak istediğimiz için, bazı eserlerin yalnızca belirli bölümlerini, yani kısımlarını listeye yerleştirdik, böylelikle daha fazla besteciye yer veren, daha zengin bir liste yapmak adına da yer açmış olduk, diyebiliriz. Murail ve Grisey’e ise (akımın bir bakıma öncüleri olmaları nedeniyle) ikişer parça ayırmamız daha uygun düşecekti. Liste, bu hâliyle, dokuz saati aşkın bir liste oldu. Listenin tamamını tek seferde dinlemek hayli zor olacak olsa da, en başından beri amacımız tekrar tekrar dönülebilir, her seferinde yeniden bakılabilir, incelenebilir olan bir index, bir ‘kaynak-liste’ oluşturmaktı. İyi dinlemeler diliyoruz.

Grisey, Quatre Chants; 
Hannigan, Rattle, Berliner Philharmoniker. Bu video, Grisey’in vefatından önce yazmış olduğu son eserin son bölümünün canlı performansının bir kısmından oluşuyor. Performansın tamamı Berliner Philharmoniker Digital Concert Hall’da.

1. Tone modulation: Ton merkezinin bir sesten bir başka sese evrilmesi.

2. Triadic harmony: Harmoninin (iki ya da daha fazla sesin dikey olarak, yani eşzamanlı bir şekilde oluşturduğu ilişkinin) üçlü ses aralıklarıyla oluşturulmuş hâli.

3. Chromaticism: Müziğin, içinde bulunduğu ses merkezinden başka bir ses merkezine yönelim göstermesi itibariyle ortaya çıkan mevcut sessel merkezden kaçış hissiyatı ve/veya verili ses merkezinin majör-minör değerlerinin varyasyonu.

4. Twelve-tone matrix: On iki sesli bir dizinin muhtelif sayılarla ilişkisinin kurulmasıyla ortaya çıkan, sessel ifadesi olan bir matriks.

5. Chromatic circle: Yarım ses olan ses aralıklarını dairesel olarak organize etme hâli.

6. Aleatoric music: Müzik içerisindeki sesleri ve dolayısıyla ses birlikteliklerini şansa dayalı bir şekilde oluşturma hâli. En ünlü temsilcisinin John Cage olduğu söylenebilir.

Furkan Keçeli, Hasan Cem Çal, müzik, Playlist, spektral müzik