Travel Songs
ve Mekas Üzerine
Birkaç Not

Jonas Mekas’ı, Amerikan sinemasının avangardını bilen herkes aşağı yukarı bilir. Tabii ki kendisini tekrar tanıtacak değilim. En azından bir tanıtım yazısı bâbında. Ama bilinir ki, Mekas gibiler üzerine yazmak, her zaman onları biraz da tekrar tanıtmak demektir. Bitmek tükenmek bilmez onun gibiler. Bu açıdan, Mekas üzerine yazdığımı değil, Mekas üzerine ‘bir yeniden tüketme girişiminde’ bulunduğumu söyleyeceğim. Bir dahakine dek, bu yeterli olacaktır.

Pekâlâ, ne hikmettir ki Mekas üzerine yazmak istedim. Cevap basit; onu tekrar izledim. Aslında, sık sık geri döndüğüm, bakındığım bir yönetmen Mekas; bir Michael Snow, bir Stan Brakhage gibi benim için. Ama onlardan keskin bir şekilde de ayrılıyor, her ne kadar kendi aralarında canciğer kuzu sarması olmuş olsalar da. Daha insani, ya da denebilir ki daha insana dair bir film külliyatı var onun. 60’lar ve 70’lerin, hatta belki de 80’lerin yapısalcı film furyasından başka, bambaşka bir film pratiğine doğrulabilmiş kendisi. 81’de çektiği Travel Songs da bunun nadide örneklerinden.

Jonas Mekas, Travel Songs (19671981),
filmden kareler

Bu filmde Mekas, yine bir yerlerde. Bir yerlerde, diyorum, çünkü bu, onun film yapım anlayışı ile de doğrudan bağlantılı. Bu filmde, Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşıyor Mekas; hiçbir düzen arz etmeden veya karmaşasının düzeninde, birçok şeyi kaydediyor kamerasıyla. Durulmaz bir enerjiyle, oradan oraya deviniyor. Belki de kendisine mal olmuş, diary-film olarak tanımlayabileceğimiz bir anlayışın en direkt örneklerinden biri bu film. Ama arzum, filmin kendimce başat izlenimlerini aktarmak değil, bu çok basit olurdu. Daha çok, filmin üzerine, hatta belki de ‘filmle birlikte düşünmek’ istiyorum. Ama herhangi bir Mekas filmiyle ilgili düşünürken, Mekas’ı düşünmemek de imkânsız olacağından, bu metni bir Mekas filmiyle ilgili değil, Mekas’la ilgili diye düşünmek daha doğru olur, ki ikisinin arasında da hiçbir fark olmadığı kanaatindeyim.

Mekas’ı her izlediğimde, şu soruyu sanırım hep sormuşumdur; bu filmler nasıl kurgulanıyor? Bu, aslen kilit bir soru. Çünkü, film yapmanın, bir kayıt tuşuna basmaktan ibaret olmadığını da aniden ima ediveriyor. Tabii ki filmlerin kurgulandığı bilinir, ama nasıl kurgulandıkları herkesçe bilinmez. Ve bilinmesi de gerekmez. Ama buradaki ‘nasıl,’ en azından Mekas söz konusu olduğunda, bir yönteme, metoda işaret etmiyor. Bir kurgu programı bilmek, kurgulama bilmek değildir. Bir programın mevcut her işlevinin bilgisine nail olsanız da kurguyu gerçekleştiremeyebilirsiniz. Bu açıdan kurgu, herkesin kendi adına gerçekleştirdiği bir faaliyet olarak gözükür. Ve yine bu anlamda, fazlasıyla mahremdir. İşte, Mekas, bu mahremiyeti doruklarına taşıyanlardan biri.

Onun için kurgu, herkes için olduğu gibi, filmin bir bölümü, ama daha mahrem bir bölümü. Kurgu, Mekas’ta, kaydedilmiş (veya capture kelimesini devreye sokarak hapsedilmiş ya da yakalanmış da denebilir) ve üzerine düşünülmeyi bekleyen geniş bir imge arşivine işaret ediyor. İmge üzerine tekrar düşünmenin bir safhası Mekas’a göre kurgu; çekim ise bir başka safhası. Stockholm’den, Roma’dan, Moskova’dan, vesaireden görüntüleri, kendince görsel birer ezgiye, Travel Songs’a dönüştürüyor. Yalnızca gitmiş olduğu mekânların kaydını almıyor, mekânların ta kendisini tekrar kuruyor ve kurguluyor. Öyle hafif bir film yapma şekli ki, sanırsınız bir etüt ya da bir ‘film-etüt’ bu. Belki de tam da bu nedenle, onlarca Mekas filminden karşıma ansızın Travel Songs çıktığı için, hiç de gocunmaksızın, onlarca bilindik Mekas filmi varken, ben bu film üzerine rahatlıkla konuşabiliyorum. Bu rahatlığı, ortadan başlama, aradan girme şansını veriyor Mekas’ın filmleri. Mekas söz konusu olduğunda, sistemli bir külliyatla, kronolojik olarak hazmedilmesi gereken bir kütle ile karşı karşıya değilsinizdir; bir bütünlüğü olan parçalılıkla, parçalı olmaya meyleden bir bütünlükle karşı karşıyasınızdır.

Kurgunun mahremiyetinin Mekas’ta bunca belirgin oluşu, aslen onun filmlerini yaparken kendisini de gerçekleştiriyor olmasında aranmalı. Çoğu için, film yapmak, dışsal bir işleve sahiptir; film yapmadan önce, her şey hesaplanmıştır; ışığından kurgusuna, oyuncusundan set tasarımına dek her şey bilinir. Bunda bir sorun yoktur, bu, film yapmanın belirli bir hâlidir. Mekas’ınki ise buna pek sığmıyor. Onunki, daha çok akış hâlinde bir film: Gerek çekim sürecinde, gerekse de kurgulandığında. Çoğu Mekas filminde, Travel Songs’un başı da buna dahildir, görüntüden tamamen kopuk sesler işitilir, ki bunlar çoğunlukla Mekas’ın sesidir. Mekas, görüntüyü ya yorumlar ya üzerine bir şeyler okur, ya da görüntüyle alakalı hatırladığı birkaç anekdotu not düşer, vesaire. Bu, film yapma pratiğine; bir bellek kazısı işlevi verdiği gibi, bir hermeneutik boyut da vakfediyor. Ama her seferinde, Mekas, bunu kendi adına, kendini anlamak için, ya da daha doğrusu kendisini açımlamak niyetiyle gerçekleştiriyor. Bu açıdan, kendi üzerine kıvrılan filmler onunkiler. Hiçbir şeyi önceden bilmeyen, bilmek istemeyen, hesapsız filmler onlar; imkânlı her özelliği tek potada eritmek için, anti-Hitchcockçu filmler, diyelim.

Bu açılardan, Mekas’ın filmleri, yalnızca Mekas tarafından üretilmez, ama onun tarafından ‘katedilir.’ Kendi üzerine düşünen, kendi ‘ne’liğini sorgulayan filmlerdir bunlar. Ve tam da bu noktada, film yapmak, bir ‘yaşam pratiği’ne dönüşür. Bu, yaşamak için film yapılmadığı, ama film yapmakta yaşandığı zamandır. Kamera aracılığı ile görmenin, kamera aracılığı ile duymanın ânıdır. Bu yoğunlukta, kamera halihazırda bir uzva dönüşmüştür. Ölçüsüzce, oradan oraya devinir, savrulur. Bir şeyler arar, bulamaz; bir şeyleri aramaz, ama buluverir. Mekas’taki yalınlık, belki de buradan geliyor.

Mekas’ın çoğu filmi, bu ölçüsüz olma hâlini adından bile belli eder, iyi bir örnek Lost, Lost, Lost’tur. Ya da başta kısaca değindiğim bir yerlerde bulunma hâlini Reminiscences of a Journey to Lithuania’da görebiliriz. Ama her film, aynı insani boyutu, aynı insani muhteviyatı içerisinde barındırır. Bu insani olandan, bir yumuşaklık, saf bir hümanizm anlaşılmamalı. Kasıt, Mekas’ın filmlerinin tavizsiz bir şekilde, direkt olarak Mekas’la ilgili olduğudur. Mekas’ı izlerken, bir insan olarak Mekas’ı da izlersiniz. Çoğunun yaptığı şey kendisiyle ilgilidir, ama çok azının yaptığı, kendisidir. Mekas, bu azınlığa hiç kuşkusuz giriveriyor. Film pratiğinin, ‘katmerli bir yanılsama’ olmaktan çıkıp, ‘kişisel bir yansıma’ olarak düşünüldüğü yerde, Mekas parlar.

film, Hasan Cem Çal, Jonas Mekas, sinema, Travel Songs