fotoğraflar: Onur Ceritoğlu
Yık-yap ve Yeniden Kullanma: İstanbul’da Çıkmacılar

Yapılardan çıkma malzeme yığınlarının, üst üste alt alta kapıların pencerelerin, kullanılmış lavaboların ve klozetlerin, mutfakların, parkelerin, eve ait akla gelebilecek her türlü kullanılabilir çöpün sergilendiği çıkmacılar ile ilk defa Mike Nelson’a asistanlık yaparken karşılaştım. Mike Nelson, kurguladığı mekâna özgü işlerinde genellikle hurda malzeme kullanır. O sırada da Venedik Bienali’nde Valide Han’ın bir kopyasını inşa etmekle uğraşıyordu. Bir hafta boyunca, hurda bulmak için kentin merkezine uzak mahallelerini (periferiyi) arabayla dolaştık. Bu sırada karşımıza üç çeşit hurdacı çıkıyordu; antikacılar (100 yıllık ahşap bina parçaları satanlar, ABD’ye uzanan bir piyasası var), demir hurdacılar, bir de çıkmacılar. Bu güzel anılarla dolu maceranın üstünden yaklaşık sekiz sene geçmek üzere.

O zamandan bu zamana İstanbul, özellikle deprem yasasından sonra hızlı bir şekilde yıkılıp yenilenmeye devam etti ve ediyor. Yıkarak inşa etme durumu orta ve üst sınıfın ikamet ettiği Kadıköy’ün çoğu semtinde yoğun bir şekilde yaşanmakta. Çıkmacı piyasası epey hareketli. Her geçen gün yeni bir akıllı girişimci bu işle uğraşıyor. Birinin çöpü diğerinin hazinesi. Eskiden sadece yıkımcıların uğraştığı iş alanı, el arabası ile dolaşan hurdacılara doğru genişledi. Yıkımcıların, yıkıma yetişmekten çıkma ile uğraşacak zamanı olmuyor ve işleri hurdacılara veriyorlar. Hurdacılardan da Suriyeli ya da Afgan inşaat emekçilerine geçiyor çıkmacılık. Bu işçilerin çalıştığı ortamda iş güvenliği yok. Çoğunun iş güvencesi yok. Bu kayıt dışı emeğe, yeniden kullanıma ve geri dönüşüme ilgimin çulsuz ve çöpçü bir sanatçı olmam ile yakından bir ilişkisi var. Tadilat sırasında ya da yıkımlardan atılan, yeniden kullanılabilecek birçok malzemenin gözden çıkarılmasının büyük bir savurganlık olduğunu düşünüyorum. Eskiden yıkımcılar, yıktıkları binalardan çıkan demirleri makinelerde düzelterek gecekonduculara satarlarmış. Demirlerin bir iplik gibi makinelerden çıktığını hayal ediyorum ve bu iplikten evler yapılıyor. Bu zamanlarda çıkma malzeme piyasası gecekonducular içinmiş. Çıkmacılar genellikle bu zamana atıfla halen eski gecekondu mahallelerinde konumlanıyor: Alibeyköy, Kağıthane, Habibler, Sultanbeyli, Fikirtepe.

Uzay Apartmanı’nın geride bırakılan ev bitkilerini kim kurtarmıştır? Geride bırakılan yatağın parçalarıyla kim yatağını tamir etmiştir? Kaçar gibi terk edilmiş apartmanları gezerken, kendimi birçok eve izinsiz girmiş gibi hissettim; bana bu bir çeşit yamyamlık gibi geliyor. Hurdacılar, bu konuya duyduğum ilgiye anlam veremeden beni kabul ettiler. Yıkım piyasasındaki mafyatik ilişkilerin beni en başta çok tedirgin ettiğini belirtmeliyim. Yapı hurdacılığı, kat maliklerinin apartmanı terk etmesiyle başlıyor. Çıkmacılar bir dişçinin cerrahi müdahalesi gibi, elektrik kablosuna kadar yapı elemanlarını tek tek söküyorlar. Ya da bir kasap gibi:

“Dört gündür çalışıyorlar. Ne de olsa insan, hareket ediyor: Onları seyrediyorum. Yandaki evi parça parça ediyorlar. Kasap gibi: (cam, kapı, kiremit gibi işe yarayan parçalar) etleri bir kenara güzelce ayırıyorlar; kemikleri (tuğla, sıva harç gibi) kamyona doldurup ileride bir yere döküyorlar.” —Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken

Evlerin anahtarlarının teslim edilmediği bazı vakalarda, komşu dairenin duvarında bir delik açıp içeri bu yolla giriyorlar. İlk olarak apartman dairelerinin dış kapıları sökülerek eşikler tamamen ortadan kaldırılıyor. Apartman kapısını her gece hurdayı koruyan bir bekçi bekliyor. Bir haftada bütün binayı söküyorlar. Benim takip ettiğim Nevşehirli hurdacı aile, aynı anda beş binanın sökümünü yapıyordu. Göç sonrası kentle kurduğu ilişkiyi hayatta kalma stratejisi hâline getirmiş birçok meslekte olduğu gibi (yıkımcılar Malatyalı, çıkmacılar Bingöllü, hurdacılar ya Nevşehir ya Niğdeli, kâğıtçılar Ankaralı), bu aile üç kuşaktır Fikirtepe civarında hurdacılık yapmakta. Bu stratejiler Asef Bayat’ın kavramsallaştığı şekilde kenti sessizce ele geçirmeye1 [quiet encroachment] çalışır, fakat insanların kendi kendine sosyal bir altyapı2 hâline geldiği mesleklerin kurumsal monopoller tarafından sömürüldüğünü vurgulamak gerekir.

Kapısı olmayan dairelerin dekorasyonu birbirlerine geçer. Duvar renkleri karışır. Eşiklerin yok edildiği bu mekânda adım atmanın, bir enkazda gezmekten farksızlaştığını söylemem gerek. Yerler cam, ahşap, sıva, tuğla kırıkları ile dolar. Kırıklar molozu çağırır. Bazen koridora atılmış lambrinin, evdeki işlevini yitirmiş ahşap kapıların üzerinde yürürsün. Duvarlar ruj ile yapılan müstehcen Arapça, Türkçe çıkmacı grafitileriyle doludur. Aynaya bırakılan sevgi mesajlarını çağrıştırır bunlar. Onların gözünde neyin işe yarayıp neyin yaramadığını kestiremiyorum. Onların da geride bıraktıkları, almayı göz ardı ettikleri bazı nesneleri bulduğum için mutluyum: kapı zili kutuları. Apartmanları gezerken hissettiğim bir çeşit arınmayı kelimelere dökmekte zorlanıyorum. Gidenlerin kişisel eşyalarıyla karşılaşmak benim gibi melankolik bir enkazcı için çok yorucu. Ayakkabılar, fotoğraf filmleri, karneler, askerlik cüzdanları, VHS kasetler, doktor reçeteleri, dişçi kayıtları, vesikalıklar, düğün fotoğrafları, vitrinler, yataklar… Çıkmacılar, bu eşyaların en iyi durumda olanlarını bitpazarında satar: Kademeli bir gözden çıkarma seçkisinin sonucudur. Ayrılanların geride bıraktıkları, çıkmacıların geride bıraktıkları ve benim geride bıraktıklarım. Kalanlar moloza karışır. Moloz denize dökülür, deniz dolar.

Çıkmacılar yapı elemanlarını —eski asansörlerden plastik, bakır borulara dek— tek tek söker. Güvenliksiz bedensel eylemler gerçekleşirken etrafa pencere kırıkları saçılır, toz dumana karışır. Ekmeğini taştan (kâğıtçılar gibi geri dönüşümden) çıkarmak deyiminin tam karşılığı olan çok ağır bir iş; vurarak kırmak, sökerken parçalamak, balyozla, kazmayla tuz buz etmek. İş içinde boşalırlar. Binanın içi, geride bırakılan gözden çıkarılmış eşyalar, yıkımın şiddetli ve nazik olmayan eliyle ezilir. Kapılar, pencereler, mutfaklar, lamine parkeler hemen yerinde Kayserili bir müteahhide satılır ya da çıkmacının köylüsü bunları yeni malzemenin onda bir fiyatına satın alıp Niğde’nin bir köyündeki tek katlı evine takar. Nevşehir’in peri bacalarına takılmış bile olabilirler. İstanbul’un atığı uçsuz bucaksız bir coğrafyaya dağılır. Malzeme tersine göçer.

Bu hikâyede geçen üç çeşit malzeme göçünü hatırlatmak istiyorum; birincisi sanat işi için Venedik Bienali’ne giden hurdalar (şimdi Venedik’te bir depoda duruyorlar), ikincisi ABD’ye taşınan 100 yıllık ahır ve ambar parçaları, üçüncüsü çıkmacıların Anadolu’daki evlere sattığı çelik kapılar ve pimapenler. Can Altay ile Toplum ve Bilim’de yayımlanan makaleyi3 müşterekler ile bitirmiştik. Bu noktadan devam ederek, yapısal atığın yeni yapılarda kullanılması ve malzemenin iyileştirilmesine ilişkin yasal düzenlemelerle ilgili çalışmalar dışında mahalle ölçeğinde de harekete geçmek gerek. Gıda kooperatifleri gibi malzeme kooperatifleri neden olmasın? Bu tip bir yardımlaşma ağının, bir zamanlar gecekonduculukta var olduğunu düşünüyorum. Çıkmacılar, yerel bir üretici gibi bu kooperatife dahil olabilir: Yıkarak yapmak yerine, sökerek yapmak, çıkarırken onarmak, bina tasarlarken yapı-sökümü ile birlikte çıkma malzemeyi kurgulamak.

1. Asef Bayat, Ortadoğu’da Maduniyet: Toplumsal Haraketler ve Siyaset, der. ve çev. Özgür Gökmen ve Seçil Deren, İletişim Yayınları, İstanbul, 2006.

2. A. Simone, “Relational Infrastructures in Postcolonial Urban Worlds”, Infrastructural Lives, ed. S. Graham, & C. McFarlane, s. 17–38, Routledge, London & New York, 2015.

3. Can Altay ve Onur Ceritoğlu, “Kentsel Dönüşümün Artıkları - Çıkmacılar: Enformel Kentleşme ile Yıkımların Arasında”, Toplum ve Bilim (138-139), s. 139–146, Aralık 2016.

{fotoğraflar: Onur Ceritoğlu}

atık, çıkma, çöp, geri dönüşüm, hurda, ileri dönüşüm, kentsel dönüşüm, malzeme, Onur Ceritoğlu, upcycling, yıkım