4982’in 7, 9 ve 21’i, 6698’in 4, 5, 6 ve 8’i

0.

Benim adım nispeten yeni bir ad. Sanskritçeden Farsçaya, oradan da Türkçeye geçen sözcüğün insan ismi olarak kullanılması yeni. Ama ne kadar yeni?

Oturdum yetkili kuruma mektup yazdım:

“Sayın Yetkili,

Ülkemizde nüfus kayıtlarının tutulmaya başlandığı tarih itibariyle, ‘Can’ isminin ilk kez hangi yılda ve mümkünse hangi şehirde bir bebeğe verildiğini öğrenmek istiyorum. Bebeğin soyadı ya da hangi ilçede verildiği gibi mahrem ve kişisel bilgiler elbette sorum dahilinde değildir. Sadece hangi yıl ilk defa kullanıldığını öğrenmek istiyorum.

Teşekkürler.”

Şöyle bir yanıt geldi:

“Nüfus Hizmetlerinin yürütülmesi ile nüfus kayıtlarının tutulmasına ve nüfus kayıtlarına ilişkin bilgi ve belge verilmesine ilişkin hususlar 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ve bu Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik ile düzenlenmiştir.

5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 44’üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi ‘Nüfus kayıt örneklerini; kaydın sahipleri veya bunların eşleri ile veli, vasi, alt ve üst soyları ya da bu kişilere ait vekillik belgesini ibraz edenler, nüfus müdürlüklerinden doğrudan almaya yetkilidirler.’ hükmündedir. Nüfus Hizmetleri Kanununda soyağacı veya soy kütüğü ya da şecere verilmesine yönelik bir düzenleme bulunmadığından, bu yöndeki talepler yukarıda belirtilen mevzuat hükmü doğrultusunda ilgililerin alt ve üst soylarına ait düzenlenen nüfus kayıt örnekleri ile sağlanmaktadır. Bu nedenle, kişilerin ancak alt ve üst soylarını kapsayan nüfus kayıt örneklerini bulundukları yer nüfus müdürlüğünden almaları mümkündür. Bunun dışındaki talepler 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 44’üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 7, 9 ve 21’inci maddeleri ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 4, 5, 6 ve 8’inci maddeleri uyarınca, talebinizin yerine getirilmesi mümkün değildir.

Bilgilerinize sunulur.”

1.

Dil ile ilişkimizin ne kadar çürük olduğunun benim için üç büyük kanıtı var.

Bir, çok az etimolojik sözlüğümüz var. Nişanyan olmasa, ele gelir bir sözlüğümüz de olmayacak. İki, frekans sözlüğümüz yok. Dildeki evrimi, örneğin “yani”, “aynen”, “sıkıntı” gibi şeyleri ne zamandır bu kadar sık kullandığımızı öğrenemiyoruz. Üç, onomastik sözlüğümüz yok. Devrim, Melisa gibi isimlerin ne zamandır kullanıldığını, heyhat benim ismimin dahi ne zamandır kullanıldığını bilemiyoruz. Bu verilerin bazısına hâkim, hatta tek hâkim, devlet şeyi de bu bilgileri paylaşmıyor.

Benim ismim özelinde iş biraz daha karışık. Zira, ilk Can, 1926 doğumlu Can Yücel bildiğim kadarıyla. Başka bir Can var mı diye araştırmak için 1926 öncesi kaynakları incelemek lazım.1 Bunun için de eski yazı bilmek lazım, bilmiyorum.

Nişanyan’a göre, benim ismin Bektaşi ya da yarı-Bektaşi kültürü kökenli.2 Zira bu tür bir seslenme şekli kimi heterodoks İslam tarikatlarında mevcut. Kimin aklına ne zaman bunun bir insan ismi olabileceği gelmiş, bilemiyoruz. Hatta, 1941’den önce kız ismi olarak kullanılmış mı, onu da bilmiyoruz.3

2.

Mesele, elbette basit bir onomastik alıştırması değil.4 Mesele, uygarlık tarihinin sosyolojik bir yansıması. En nihayetinde hepimizin ömrü dahilinde birçok yeni isim üretiliyor, birçok yeni isim kayboluyor. Bu isimlerin neden ve nasıl seçildiği, ayıklandığı sadece sosyal bilimsel değil aslında veri bilimsel de bir konu.

Dil meselesine benim takıntımın nedeni de basit aslında. Dil, matematiksel düşüncenin en berrak örneklerinden. Onomastik ve etimoloji, bu matematiğin en eğlenceli boyutlarından —matematikle tarihin içler dışlar çarpımı adeta.5 Dahası dil, bir makine olarak görecekseniz, matematikle olan ilişkimizin de en berrak şekilde aksettiği zeminlerden biri. Belki bu nedenle rasyonel tartışmaları yürütemediğimiz bir saha.

Tartışmalar rasyonel olmadığından, olamadığından var olan bilgiye ve veriye erişemiyoruz —benim ismimin frekansı meselesinde olduğu gibi. Zira, biliyoruz, bu bilgi mevcut, anonimleştirilebilir ve sadece benim ismim için değil, her isim için yapılabilir. Devrim isminin ilk defa hangi şehirde ne zaman konduğunu öğrenmekten tutun da, Muhammed’in Mehmet’e nasıl evrildiğini öğrenmek hem eğlenceli bir uğraş hem de tarihsel birer veridir.

Daha bu verileri işleyeceğiz. Türkiye’nin siyasi çalkantılarıyla isim frekansları arasında beylik ilişkiler kuracak, önce ebeveynlerin Devrim isminden korktukları, sonra da “çocuklarının istikbalini düşündükleri” için bu isimden vazgeçtikleri gibi klişe sonuçlara varacağız. En nihayetinde Devrim isminin bir dengeye ulaştığına şahit olacağız. Aynı şeyi Kenan, Turgut, Süleyman, Ahmet Necdet, Abdullah ve sonrakinin ismi için de gözlemleyebileceğiz.

Dediğim gibi mesele basit bir merak değil. Mesele, toplumcu siyaseti başka başka açılardan okumama lüksümüzün olmadığını tekrar tekrar hatırlamak zorunda kalmamız. Çünkü artık teknoloji, toplumcu siyasetin hayatın türlü türlü, yeni yeni sahalarına nüfuz edebilmesine izin veriyor.

Bu fırsat kaçmamalı.

1. Can Yücel’in büyük kızına da bu soruları yazıp sordum, cevap alamadım.

2. Kişisel yazışma.

3. 1941 doğumlu Prof. Dr. Can Etili Ökten, Can isminin kız adı olarak kullanıldığı, benim bildiğim en eski örnek.

4. Olsa ne olur! Bu konudaki kafa karışıklığımızı daha önce Manifold’a yazmıştım.

5. Öznel bir fikir belki de, okuduğum en eğlenceli etimoloji kitabını önermeden geçemiyorum. Nişanyan, Kelimebaz, Propaganda Yayınları.

Can Başkent, dil, veri, veri işleme