Bu Kırmızı Halının Kötüleri Biziz
Queercoding’in İma Ettiklerini
Alenen Geri Almak

Ocak sonunda gerçekleşen 2020 Grammy töreninin ertesinde, Billie Eilish, Lil Nas X, Ariana Grande ve Billy Porter’ın geceden fotoğraflarını paylaşan bir tweet, internete sordu: “Neden herkes Batman’in yeni kötüleriymiş gibi duruyor?” ve internet evreninden cevap geldi “Çünkü kötülerin queercoded olmasına alışmışsınız.” Foz Meadows, Billie ve Ari’nin hetero olduklarını bildiğini, ancak biri hiperfeminenliği tercih ederek (Ariana Grande), diğeri de doğrudan bir söylemle erkekler tarafından cinsel nesne hâline getirilmeyi reddederek (Billie Eilish) buradaki estetik seçimleriyle queercoding’e dahil edilmeyi hak ettiklerini söylüyor.

Devam etmeden önce bu queercoding’e bir açıklama getirmem gerekiyor. Bu yazı için ‘queer olarak kodlanmak’ gibi düz bir çeviriyi ya da ‘queer farz edilmek’, ‘queer algılanmak’ gibi açıklamalı çevirileri değerlendirdim; ancak bunların hiçbiri kalıplaşacak kadar üst üste tekrar edilmiş bir alışkanlığın ağırlığını taşımıyor. Bu yüzden bir açıklamayla beraber, kelimenin orijinalini kullanmaya karar verdim. Söz konusu açıklama şöyle: Kurgu eserlerde karakterlerin queer olduğu açıkça ifade edilmeden, onlara cis ve hetero olmadıklarını ima eden mizaç, tavır ve özellikler atanmasına queercoding deniyor.

Bu imalı ifade biçiminin gelişmesinde ve akabinde böyle bir terime ihtiyaç duyulmasında, Amerika’nın çizgi roman ve sinema sektörlerindeki sansür tarihinin büyük etkisi var. Özellikle 1950’li ve 60’lı yıllarda Amerikan devletinin ve çeşitli muhafazakâr grupların, medyanın kitleler üzerindeki etkisine dair endişeleri artmıştı. Comics Code Authority [Çizgi Roman Kodları Otoritesi] böyle bir iklimden doğdu. Bu örgütün LGBTİ+ ifadeleri, herhangi bir açık cinselliği yasaklayan, kadınların davranışlarına kısıtlamalar getiren “kodları”, teknik olarak yasal yaptırımı olmasa da 1954–1989 yılları arasında genelgeçer olarak uygulandı. Aynı dönemlerde Hollwood’da, 1930–1968 yılları arasında aktif olan Production Code (diğer adıyla Hays Code) uygulaması, benzer bir sansür mekanizması işlevi görüyordu. LGBTİ+ karakterlere getirilen bu kısıtlamalar altında mevcudiyetlerini sürdüren bu karakterler, ima ve nüanslarla hayatta kaldı.

Bu şekilde ortaya çıkan queercoding, varoluşu itibarıyla nötr bir sözcükken “kötüye kullanıldı”. Bu sansür dönemlerinde, LGBTİ+ karakterlerin olağan koşullarda temsili kabul edilmezken, negatif bir bakışla temsil edilmeleri kabul görüyordu. Sansür uygulamalarının kalkmasından yıllar sonra dahi, bu alışılagelmiş kötü ‘tiplemeler’ devam ediyor. Abartılı, ‘feminen’ tavırlar gibi stereotipik queer oluşlar, karikatürize edilerek ‘kötü’ karakterlerde vücut buluyor. Disney çizgi filmlerinde Alaaddin’deki Jaffar’ı düşünün, ya da Aslan Kral’daki amca Scar’ı… Hatta 70’li yılların yıldız drag queen’i Divine’a benzetildiği çok da büyük bir sır olmayan Küçük Denizkızı’nın cadısı Ursula’yı… Farklı bir kulvardan gidersek, herhangi bir animedeki “kötüleri” düşünebiliriz. Benim aklıma doğrudan Sailor Moon serisi geliyor; kötü karakter kulvarında hiç eksiklik çekmeyen bu animede kötü karakterlerin neredeyse tamamı hayli dramatik, cinsiyet temsili kesinlikle ikili cinsiyet sisteminin herhangi bir ucuna yakın düşmeyen yerlerdeki karakterler. Bu duruma istisna oluşturan kesim ise hiperfeminen kadınlardan oluşuyor.

Billie Eilish Gucci kıyafetle 
ve Lil Nas X Versace ile,
kaynak: @MarcSnetiker

Rap’çi Lil Nas X’in BDSM esintili parlak pembe kovboy takımı ile Pose dizisinin yıldızı Billy Porter’ın ön tarafı sahne perdesi gibi açılıp kapanabilen şapkasıyla tamamlanmış turkuaz parıltılı takımı, Grammy kırmızı halısında dominant tarzı “parlak renkli dramatik kovboylar” olarak tanımlıyor. (Bu konuda ne hissettiğim konusunda kafalarda şüphe kaldıysa bitirelim; yüzde yüz arkasındayım, hatta sadece kırmızı halıları değil hayatı bu seviyede yaşasak çok daha katlanılabilir hâle geleceğine inanıyorum.) 15 yaşındayken internette, sonraki yıllarda ise genelgeçer bir üne kavuşan 18 yaşındaki Billie Eilish’in en başından beri kendisi için bilinçli olarak belirlediği ve açıkça ifade ettiği, “cinsel nesne olarak görülmemek için” özel olarak tasarladığı, parlak renkli ve baskın desenli, sıklıkla alt-üst takım, eşofman ve benzeri kıyafetlerden oluşan tarzı, kırmızı halıda yeni boyutlara kavuşuyor. Tamamı Gucci olan kıyafetini, fosforlu yeşil saç dipleriyle uyumlu, asit yeşili, taşlı bir bluzu; siyah üzerine aynı yeşilden parlak işlemeli bir kumaştan kısa kollu bir ceket-pantolon takım, aynı kumaştan parmaksız eldivenler ve ağız ve burnunu kapatan bir maskeyle tamamlıyor. Parlak yeşil protez tırnakları, eldiveninin kesik parmaklarından fırlıyor, gözündeki güneş gözlüğünü kırmızı halıda hiç çıkarmıyor ve ayaklarında Gucci’nin yüksek tabanlı, üzerinden taşlı şeritler geçen spor ayakkabılar var. Törende ödülleri toplayan sanatçı, herkesin nefret edecek bir şeyler bulabileceği şekilde giyinmiş ve bunun zerre tesadüfi olduğunu düşünmüyorum (ve buna da bayılıyorum). Bu kıyafetiyle Eilish, Lil Nas X’in kovboy senaryosuna saklanmakta pek başarılı olamayan cinsiyetsiz bir haydut olarak cuk oturuyor. Ariana Grande’ye gelirsek, ufak tefek cüssesinden beklenebilecek olanın yaklaşık on katı bir hacme sahip devasa gri bir tül yığını giymiş. Grande’nin arsız feminenliği, yukarıdaki tweet’in sahibi Foz Meadows’un yaptığı gibi, hetero erkek bakışını hedeflemeyişi üzerinden queer çerçevede ele alınabilir elbette, ama sanırım kendisi için ayrı bir başlık açmakta fayda var, zira bu bağlamda düşünüldüğünde ister Yeşilçam’da olsun ister süper kahraman filmlerinde, kötü kadın karakteri her daim bir hiperfeminenlik temsili taşır.

“Neden herkes Batman’in yeni kötüleriymiş gibi duruyor?” Peki ya, bu ilk soruyu soranın aklına neden refleks olarak bu çizgi roman/film dizisi gelmişti? Belki en son izlediği filmin Joaquin Phoenix’li Joker olmasındandır, ki bu da konumuzdan hiç uzak değil... Beni bu yazıyı yazmaya iten sebeplerden birisi, başta bahsettiğim tweet’i görmemin iki gün öncesinde, arkadaşımın Joker’e ilişkin fikirlerini anlatırken aynı queercoding sözcüğünü kullanmış olmasıydı. Yenilikçi yaklaşımından ötürü övülen bu filmdeki hikâye anlatıcılığında, karakterin ‘kötülük’ belirtileri göstermeye başladığında feminen olarak kodlanan bir davranış biçimine bürünmesi klişesinden kaçılamamıştı. Geçmişe dönüp bakarsak şimdiye kadar çizilmiş Joker, Enigma temsillerinde benzer kodlara rastlayabiliriz. O yüzden, elbette kırmızı halıdan geçen bu queer, dramatik ve cinsiyetsiz figürler Batman’in yeni kötülerini oynayacaklarmış gibi geliyor, çünkü on yıllarca kolektif bilince işleyen kurgusal ‘kötüler’ onlardan, bizden ilham aldı.

Eda Çakmak, Grammy Ödülleri, queer, queercoding