Des Sneakers Comme Jay Z
projesi üzerine hazırlanmış videodan
ekran görüntüsü

Jay-Z’ninki Gibi Ayakkabılar

Bir gün genç bir Afgan mülteci, Paris’te gönüllülerin mültecilere giysi dağıtmakta olduğu merkeze girmiş; aylardır yürümekte olan gencin fena hâlde ayakkabıya ihtiyacı varmış. Ama onun çok basit bir talebi, etraftaki herkesin giysilerin anlamını sorgulamasına ve sonuç olarak bir fotoğraf projesinin ortaya çıkmasına yol açmış:

“Çok çirkin olmasın, Jay-Z’ninkiler gibi olsun.”

UNHCR’ın [UN Refugee Agency] hazırladığı videoda Emmaüs gönüllülerinden Valérie Larrondo “bize giysileri neden seçtiklerini, bir giysiyi diğerine neden tercih ettiklerini anlattılar” diye konuşuyor. Burada benim için ilginç olan şu: Sergi konusu genç mülteci erkeklerin beyaz Avrupalı yaşıtları benzer tercihleri her gün yüz kere yaparken, merkezde çalışan gönüllülerin yukarıdaki soruları kendilerine sormaları için bu tercihlerin bir mülteci genç tarafından dile getirilmesinin gerekmesi. Tabii kabul etmem gerekiyor ki, on yıldır giyimin toplumsal kimlikle ilişkisi üzerine çalışan biri olarak bu konular büyük ihtimalle bana biraz fazla basit görünüyor… Bu konunun peşinden gidip bir fotoğraf sergisine vesile olan Emmaüs gönüllülerinin gözünden düşünmeye çalışıyorum: Büyük ihtimalle her gün yüzlerce bitkin mülteci gözlerinin önünden geçiyordu ve çoğu bedenlerine uygun, ihtiyaçlarını karşılayacak bir parça bulabilirse gönüllülerin yanından minnettar ayrılıyordu. Belki belli bir düzeyde seçme şansları oluyordu, fakat daha önce hiç kimse, bu çocuğunki kadar kesin bir arzu dile getirmemişti: “Çok çirkin olmasın, Jay-Z’ninkiler gibi olsun.” Bu basit, bakıldığında mütevazı arzu, daha sonra açılacak serginin adı oldu: Des Sneakers Comme Jay Z.

Bir kriz hâlindesinizdir; ne bileyim yetişmesi gereken bir iş vardır, taşınıyorsunuzdur, bir yakınınız hastanededir filan ve o zaman, bu hâl geçene kadar üzerinize ne giydiğiniz zerre umurunuzda olmaz. Sonra bir gün bu kriz biter; yatar dinlenir, banyoya girer bir güzel aklanır paklanır, sonra bir posta çamaşır yıkarsınız… O zaman, özenle giyinip aynaya baktığınızda kendinizi uzun zamandır ilk defa görmüş gibi hissedersiniz. Olur mu bu size de? Oluyorsa o kriz hâlini alıp birkaç binle çarparsak sanırım bu mülteci gençlerin yaşadığı hissiyatla empati kurmaya başlayabiliriz.

Kendi sözcükleriyle beraber paylaşılan portresinin yanı sıra Idriss şöyle diyor:

“Arkadaşlarım beni burada görselerdi, iyi giyinme alışkanlığıma geri döndüğümü düşünürlerdi, bu da onları rahatlatırdı. Ve eğer iyi giyimliysen daha çok saygı görürsün, daha güvende olursun. Ben her şeyi geride bıraktım, her şey benden alındı; belgelerim, diplomam, giysilerim, ayakkabılarım, doğum belgem dahil.”

Kendimize bir tarz yaratırken, bu ister bilinçli bir şekilde olsun isterse farklı sebeplere dayalı bir dizi seçimin bütününden ortaya çıkan bir sonuç; dış dünyaya yansıttığımız imgenin yanı sıra aynada gördüğümüz kendimizi de yaratıyoruz. Ve bunun önemini günlük hayatta pek fark etmesek de, bir anda elimizden alınması hayli travmatik olabilir.

Sergi için söyleşi yapılan gençler giysilerini neden seçtiklerini anlatırken eşitlikten dem vuruyorlar; adapte olmaktan, uyum sağlamaktan, kökenlerine bağlılıktan, işlevsellikten, iklimden, saygıdan, özgürlükten, kendilerini iyi hissetmek ve evet, havalı görünmekten… Gençlerin hikâyelerini kırık bir Fransızcadan İngilizceye çevrilmiş hâllerinden okuyorum ve merak etmekten kendimi alamıyorum: Aslında aynı sorular, mülteci gençleri egzotikleştiren faktörler olmadan bu projede çalışanlara sorulsaydı verecekleri cevapların fotoğraflardaki gençlerin cevaplarından hiç de farklı olmadığını fark ederler miydi? Fark etmiş midirler acaba? Bu soruları kendilerine sormak akıllarına gelmiş midir hiç?

{Tüm ekran görüntüleri Des Sneakers Comme Jay Z projesi üzerine hazırlanmış videodan alındı.}

ayakkabı, Eda Çakmak, mülteci