Euphoria, Rue, 1. sezon,
2019, HBO, kaynak: Essence
Kurgu, Kostüm, Kıyafet
Euphoria, Gen Z Stili
ve Bolca Sim

Euphoria’nın birinci sezonunun 4 Ağustos’ta yayımlanan finalini seyrettiğimde, darmadağınık bir hâldeydim. Her bölümünün sinematografisi, sinema salonundan çıktıktan sonra günlerce etkisinden çıkamayacağınız filmlere denk olan bir dizinin yeni bölümlerini izleyebilmek için aylar geçmesi gerekeceğinin acı gerçekliğinin yanı sıra, dizi, 30’lu yaşlarında olan beni, ergenliğimin en yumuşak yerinden vurmuştu. Euphoria, üç aşağı beş yukarı steril bir çerçeveyle aynı hikâyeleri farklı karakterlerle sunan alıştığımız gençlik dizilerinin aksine, çok daha karanlık (kelimenin hem mecazi hem de gerçek anlamında —aydınlık bir yerde izlerseniz ekranı görmekte zorlanacağınız bir diziden bahsediyoruz) bir gidişat izliyor. “Günümüz gençlerinin gerçek hayatta yüzleşmek zorunda kaldığı gerçek meseleleri işlemek” amacıyla yola çıkıldığı her hâlinden belli oluyor; ancak bu işlenişteki incelik, diziyi yeni boyutlara taşıyor. Sezon finalini bitirdiğimde ergenliğime sarılıp ağlarken 2003’te yayımlanan ve en son o zaman izlediğim Angels in America dizisi geliyor aklıma. Bunun iki sebepten olabileceğini tahmin ediyorum: Birincisi, dizinin genel kalitesi ve gerçeklikle ilişkisi; ikincisi ise bu diziyi tam da o adını bildiğim bilmediğim bütün duyguları aynı anda hissettiğim dönemde izlemiş olmam. Elbette insanın hayatını her şeyi ergenlikte hissettiği yoğunlukta hissederek geçirmesi hayli zor olabilirdi. Neyse ki bir noktada hormonal çalkalanmalar durularak bir nebze daha başa çıkılabilir hâle geliyor; geri kalanını da düşe kalka öğrenerek halletmeye çabalıyoruz. Euphoria ise hakkı verilerek izlendiğinde son bilmem kaç yılda öğrenilen savunma mekanizmalarını alt etme gücüne sahip: Karakterleri o kadar gerçek ki. Ve bu uzun giriş paragrafının sonunda sadede gelecek olursak eğer: Bu yazının konusu, o karakterlerin gerçekliğinde büyük rol oynarken aynı zamanda da onları başka bir boyuta taşımayı başarıyor.

Popüler kültürde hâlâ gençlerin tamamına millennial (Y kuşağı) denme eğilimi sürerken, böyle şeyleri biraz da olsa önemseyen bendeniz, bu şekilde adlandırılanların çoğunun Gen Z’ye (Z kuşağına) ait olduğunu bilen bir millennial olarak arka planda gözlerimi deviriyorum. Bu kuşak, genellikle 1995–2010 yılları arasında doğanlar olarak kabul ediliyor ve Euphoria, Gen Z’nin özgün bir temsili niteliğinde. İnternetin yaygınlaşmasından sonra doğan ve onu kullanarak büyümesiyle özdeşleştirilen, dolayısıyla da dünyayla ilişkileri, önceki kuşaklardan çok daha farklı kurgulanan bir kuşaktan söz ediyoruz. Dizinin yaratıcısı, 1985 doğumlu Sam Levinson ise, genellikle kabul edildiği hâliyle (1985–1995 arası doğumlular) millennial kuşağına ait.

Yaşım Disney Channel’ın hedef kitlesini hayli geride bıraksa da izlemeye devam ettiğim günlerden çocukluğunu bildiğim Zendaya, dizinin “ana karakteri” Rue’yu canlandırıyor. Rue, çocukluğundan itibaren obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete ve depresyonla boğuşmuş ve erken yaşta ilaçların kısa süreli huzurunu keşfetmesiyle de ilk gençlik hikâyesi bir bağımlılık mücadelesine çevrilmiş. İlk bölümde onunla tanıştığımızda, rehabilitasyon merkezinden henüz çıkmış. Rue’nun giyim tarzı, çoğu yerde “cinsiyetsiz” olarak tanımlanıyor —bol şortlar, spor ayakkabılar, kocaman tişört ve sweatshirt’ler, bol kesim gömlekler o kadar özenle bir araya getirilmiş ki, bu tarz bir yandan karakterin değişken umarsızlık seviyesine dair bir barometre efekti uyandırırken, bir yandan da asla dikkatlerden kaçmıyor. Dizinin kostüm tasarımcısı Heidi Bivens bu başarıyı, Zendaya’yı oğlan çocuk reyonundan, az bilinen streetwear tasarımcılarından, ikinci el mağazalarından topladığı parçalarla giydirerek elde etmiş. Bu tarz, karaktere her daim bir “umurumda değil ama aslında umurumda” havası veriyor, ki düşününce onun için hayli geçerli bir ifade olur bu.

Euphoria, Rue, 1. sezon, 2. ve 3. bölüm, 2019, HBO, ekran görüntüsü

Modadan, hele bu dizinin modasından bahsederken atlanmaması gerekenlerden biri de makyaj. Rue’nun makyajı, geleneksel anlamda makyaj olarak düşündüğümüz görünümde değil, günlük hayattaki yüzü, tarzı kadar sade… Bazı noktalarda ise gözlerinin altı, akmış da kuruyamamış gözyaşları gibi, simlerle boyanmış… Dizinin, karakterlerin iç dünyalarını yansıtarak hayalle gerçek arasında gidip gelen görselliği sayesinde bu sim-gözyaşları, izleyene karakterin iç yüzünü görüyormuş izlenimi veriyor.

Euphoria, Jules, 1. sezon, 2. ve 3. bölüm, 2019, HBO, ekran görüntüsü

Rue’nun ilk bölümde tanıştığı kasabanın “yeni çocuğu” Jules, genç bir trans kadın. Levinson, kendisini bir “anime karakteri” olarak tanımlamış; kostüm ve makyaj tasarımcıları ise bu vizyonu sonuna kadar gerçekleştirmeyi başarmış. Bisikleti, mini eteği, pastel renkleri ve her sahnede değişen birbirinden yaratıcı makyajıyla Jules, görene gerçeklik algısını sorgulatır nitelikte —çünkü neden göz kalemiyle bulutlar çizmek varken dümdüz bir çizgi çizelim ki?

Jules karakteri, sezon içerisinde dramatik olaylar ve bunların getirisi dramatik değişimler yaşıyor. Heidi Bivens, bu dönüşümü Jules’un görünümüne nasıl yansıttığını, şu şekilde anlatıyor: “Hunter Schafer’in karakteri Jules’un, ilk birkaç senaryo metnini elime aldığımda, Sam’in yazdıklarından şekerleme renkli, anime gibi, unicorn bir karakter olması gerektiği açıkça anlaşılıyordu. Elime senaryoların geri kalanı geçtikçe, karakter gelişiminin, daha önce olduğu gibi, tek gecelik ilişki yaşadığı erkeklerin onay ve kabulüne artık ihtiyacı olmayacağı ortaya çıktı. Kendi gücünü keşfetti ve o tarz sevgiyi kendisinde aramaya başladı. Dolayısıyla da o kadar ‘cici’ ve feminen giyinmeyi bıraktı.

Euphoria, Jules, 1. sezon, 4. bölüm, 2019, HBO, ekran görüntüsü

Jules’un stil ve makyajında, %100 saf Gen Z olan bir şeyler var. İnternet ve sosyal medyayla günlük hayatı, kendilerinden önce gelen hiçbir kuşağın anlayamayacağı kadar iç içe deneyimleyerek büyüyen bir kuşağın, ‘gerçekçi’ ve ‘doğal’ olmakla pek de ilgilenmediğinin kanıtı olan bir estetik. Dizinin makyaj ekibinin başındaki Doniella Davy, dizide kullandığı stil için bu kuşağa ait gençlerden ilham almış; dizi ilerledikçe de onların kendisinden ilham aldığını görmüş. Gerçekten de, büyük duygusal etki bırakan bu dizinin ilk sezonunun bittiği bu günlerde, internetin her köşesinde insanlar, bu finalin hayatlarında bıraktığı boşluğu, dizinin makyajlarını kendi yüzlerinde uygulayarak doldurmaya çalışıyorlar.

Makyajı en çok kopyalanmaya çalışılan karakterlerden biri ise Maddy —anlaşılabilir bir şekilde, çünkü lise çağında Amerika’da geçen her dizinin olmazsa olmazı ponpon kız takımı kaptanı, özellikle saha kenarı performanslarını sergilerken birbirinden göz alıcı taşlı, parıltılı makyajlarla karşımıza çıkıyor. Elbette bu ponpon kız karakteri, lise dizilerinin bir arketipi sayılabilir; ancak klişe değil. Maddy, Gen Z stilinin başka bir yönünü temsil ediyor: Tanık olmadıkları dönemlere duyulan bağ ve onlardan alınan ilham. Maddy’nin tarzında, 90’lı yıllar ve 2000’lerin başına dair belirgin referanslar var. Tarzıyla ilgili en belirgin şekilde sabit olan şey ise, altlı üstlü ‘takım’ olan kıyafetler giymesi —bana Clueless’taki (1995) Cher Horrowitz karakteriyle 2002 Christina Aguilera’sının karışımı deseniz, bu imkânsız formülü aklım almazdı— ancak Heidi Bivens, Maddy ile bunu başarmış.

Euphoria, Maddy, 1. sezon, 2. ve 4. bölüm, 2019, HBO, ekran görüntüsü

Gen Z stilinden bahsederken anmadan geçemeyeceğimiz başka bir karakter ise, “Tumblr kızı” olarak adlandırabileceğimiz modern arketipin uç köşelerini kendi bünyesinde keşfeden Kat. Kat, dizinin ilk bölümlerinde, tam bir ‘internette ünlüyüm ama kimse bilmiyor’ imgesi çiziyor. Tumblr’da yazdığı bir fanfic ile belli bir kitle arasında nam salmış, ancak kendi okulunda pek kimsenin dikkatini çekmiyor. Yüksek bel kot, çiçekli üstler, baskılı tişörtler ve büyük, retro gözlükleri ile, toplum içinde nereye ait olduğunu tam kestiremeyen, hafif özgüvensiz (ama karikatür olmayan) tavırları, tamamıyla örtüşüyor. Kat’in dizi içerisinde hayli bağımsız bir hikâyesi var —ve bu hikâye, onu çok geçmeden cinselliğinin gücünü keşfetmeye doğru götürüyor. Bu dönüşüm, kendini çok güçlü hissettiriyor ve ruh hâllerine göre tarzında minör değişiklikler gözlemleyebildiğimiz diğer karakterlerin aksine keskin, belirgin bir dönüşüm görüyoruz. Bu dönüşümün belki en güzel yanı, televizyon tarihi boyunca gözlüklü, özgüvensiz karakterlerin dışarıdan gelen müdahaleyle toplumsal güzellik normlarına uygun hâle gelmesi klişesini kırıp atması. Kat, bu dönüşümü tam olarak kendi seçimleriyle yaşıyor ve kendi seçtikleri, onu “Tumblr kızı” estetiğinden uzaklaştırıp ana akıma sokmak yerine, internetin yükselttiği tarzlardan bir başkasına dönüştürüyor: Bedenini özgüvenle taşıyan, cinselliğini kabul eden, sert ve feminen bir tarz —siyah ve kırmızı renk, deri, latex tasmaların hâkim olduğu, BDSM ilhamlı bir tarz.

Euphoria, Kat, 1. sezon, 2. ve 4. bölüm, 2019, HBO, ekran görüntüsü

Euphoria, bir kuşağın portresini başarılı bir şekilde çizerken dizinin modası da bunu hem çok gerçek hem de her karesi bir moda çekimi olabilirmişçesine bir özenle gerçekleştiriyor. Gen Z’ye ait birçok özellik, farklı karakterlerin hem hikâyelerinde hem de kostümlerinde ekrana yansıyor. Birinci sezonunun ardından bütün ödülleri alacağı konuşulan bu dizi, bu kuşağı anlamak için muhteşem bir kaynak.

Eda Çakmak, Euphoria, karakter, Kurgu Kostüm Kıyafet, moda