“Eşleşen Yüz Maskeleri”,
fotoğraf: Brenda Kochevar
(CC BY-ND 2.0), Nisan 2020
İşlev ve Estetik:
Maske

Koronavirüs pandemisinin tek bir sembolü olsa ne olurdu diye sorulsa şüphesiz ki ‘maskeler’ derdim. Elbette onun en yakın arkadaşları kolonyalarımız, dezenfektanlarımız da var, ancak dünya nüfusunun büyük bölümünün daha önce hiç aklına gelmemiş, evine girmemişken bu dönemde dillerden düşmeyen bir ürün oluşuyla maske ayrı bir yere sahip. Bütün bu sürece ait en belirgin imge, sürecin gözle görülür, somut kanıtı o.

“Takın” diyenler, “Takmayın” diyenler, “Takın ama öyle takmayın” diyenler arasında, bilim ve sağduyunun teşvikiyle, biraz da zor da olsa ikna olan dünya devletlerinin zoruyla, takmaya karar verdik bu çeşitli malzeme ve şekillerde üretilen kumaş (bazen kumaşımsı) parçalarını, (çoğunlukla) ağzımızın ve burnumuzun üzerine.

Pandemi ile Maskenin Yüzyıllardır Süregelen Birlikteliği

Salgın hastalık ve maske dendiğinde ilk akla gelen imge, 17. yüzyılda ‘veba doktorları’nın kullandığı, kuş gagasını andıran maske. Bu maskelerin gagasına doldurulan ‘şifalı’ bitkilerin doktorları salgından koruduğuna inanılıyordu. Maskelerin sıklıkla beraber resmedildiği diğer koruyucu parçalar, vücudu tamamıyla kaplayan bir cüppe ve adeta ‘sosyal mesafe’nin nesnel karşılığı olan bir değnekti. Avrupa’da korunma amaçlı maskenin günlük hayatta kullanılan bir aksesuar hâline gelmesi ise 19. yüzyıl sularına denk geliyor. İlk ortaya çıkışı Paris’in yeniden inşası esnasında kalkan tozlara bağlansa da, bu dönemde tıp alanında yaşanan gelişmeler de salgınlar esnasında maske kullanılmasının bulaşıcılığı azaltacağının anlaşılmasına yol açıyor. Günümüzde yaşadığımıza benzerliğinden ötürü en sık kulağını çınlattığımız pandemi ise 1918-1919 yıllarında dünyayı avcuna alan grip pandemisi. Bu dönemde de şimdilerde yaşadığımız gibi, birçok yerde sokağa çıkarken maske takma zorunluluğu getiriliyor.

Grip salgını sırasında okul çocukları, 1918, kaynak: Florida Memory

Maske Alışkanlığında Coğrafi/Kültürel Etki

Her havaalanı ziyaretinden sonra hastalanma gerçekliğine karşı sadece söylenmekle yetinen benim gibilerin aksine, kalabalık yerlerde bulaşıcı hastalıklara karşı, günlük hayatta da alerji ve hava kirliliğiyle mücadele için maske kullanımına alışık olan Doğu Asya toplulukları bu gereksinime hızla adapte olurken, başta İngiltere olmak üzere birçok ülkede hükümet ve toplumun direnciyle karşılaşıldı. Bu arada pandemiden önce dahi Asya marketini hedefleyen tasarımcıların maskeyi bir aksesuar olarak koleksiyonlarına kattığını da görüyoruz.

Masha Ma,
2014-15 Sonbahar-Kış koleksiyonu,
kaynak:
Denim Jeans Observer

Doğu Asya’da, herhangi bir salgın olsun olmasın, hastaysanız veya hasta olmak istemiyorsanız (yani her zaman) maske takmak bir norm. Maske takmış insan görüntüsü, alışılagelmiş, toplumsal bir sorumluluğun kabul edildiğine işaret eden, güven verici bir görüntü; Batılı bağlamlarda ise ‘yabancı’ olmakla özdeşleştirilmekte, şüphe uyandırmakta, tedirgin etmekte ve ötekileştirmeye yol açmakta. Ve koronavirüs pandemisinin başlangıcında, özellikle salgının çıkış noktası olarak Çin tespit edilmişken, batılı medya kaynaklarının salgının ilk günlerindeki haberlerindeki görsel seçimlerinde ‘maske takan Asyalı’ fotoğrafı seçmesi hem ırkçı bir eğilimi gözler önüne serdi hem de toplumdaki bu eğilimi tetikledi.

Amerika’da maske takmanın faydasının anlaşılmasıyla ve sonrasında gelen maske kıtlığıyla beraber, ev yapımı maskeler teşvik edilmeye başlandı. “Bir bandana alıp kenarlarından lastik geçirip kendi maskenizi yapabilirsiniz, çok kolay” deniyordu. Siyahi erkeklerin buna cevabı, “Suratımda bandanayla dolaşmaya kalksam bana neler yaparlar biliyor musunuz siz?!” oldu. Gerçekten de, polis şiddetinin hedefi olan bu kesim için, maske takmak hâlihazırda aleyhine olan önyargıların kuvvetlenmesi demek. Birçok eyalette maske zorunluluğu getirildiğinden beri, bu kurallara uyduğu için ‘şüpheli’ muamelesi gören ve hedeflenen Siyahi erkeklere dair haberler birikiyor. Ancak maske takmamak da çözüm değil; çünkü aynı önyargı çift yönlü işleyerek maske takmayan Siyahi erkeklerin de hedef alınmasına sebep oluyor.

Maskenin Modayla Ne Alakası Var?

Bu denli ihtiyaca yönelik bir ürün nasıl modanın parçası olabilir diye düşünebilirsiniz. Ama bir düşünün; hepimizin artık bu durumun ilk başta sandığımızdan daha uzun süreceğini anladığımız bir yerdeyiz. Bu durumda, suratımızın tam orta yerinde bir kumaş parçasıyla kalakaldık. Moda sektörü bünyesine dahil etmese dahi, giyinme pratiklerimize dahil olmuş durumda maske… Moda sektöründe bunu kaçıracak gözün olmadığını da tahmin edebilirsiniz.

Maskelerin moda sektörüyle ilk buluşması hayli organik bir şekilde gerçekleşiyor; henüz küresel kafa karışıklığının hâkim olduğu ilk günlerde kitleler maskeleri, tuvalet kâğıdı ve dezenfektanları istifleyince, birçok yerde malzeme eksikliğiyle karşı karşıya kalınıyor. Bu noktada kolektif sağduyu, iki ile ikiyi topluyor ve dikiş bilgisi ve malzemesi olan insanlar imdada yetişiyor. Bir makale, büyük modaevlerinin bu harekete dahil olmasını Cristian Siriano’nun sağlık çalışanları için maske kıtlığından bahseden New York valisi Cuomo’ya bir tweet’le kendisinin ve ekibinin evden çalışarak yardımcı olabileceklerini söylemesine bağlıyor. Kısa sürede çığ gibi büyüyen ihtiyaçla, Siriano’nun terzilerden oluşan ekibi essential worker* ilan ediliyor ve valilik onlara gerekli önlemlerin sağlanabileceği geçici bir atölye tahsis ediyor. Sonrasında diğer büyük modaevleri ve markalar da bu harekete katılarak maske üretimine dahil oluyor. Her şeyin aynı anda hem ağlatacak derecede yavaş hem de baş döndürücü bir hızda gerçekleştiği bugünlerde, bu gelişmeler sadece günler içinde oluyor. Şimdi hayatta olan herkesin ilk defa tanıklık ettiği şekilde dünyanın her yerini aynı anda etkileyen bir sağlık krizinin varlığıyla, aynı süreçler birçok ülkede birkaç gün oynamayla gerçekleşiyor.

İlk günlerde bu acil ihtiyaca cevap veren markalar, sağlık çalışanları için kıtlığın hafiflemesiyle toplumun geri kalanı için üretime geçiyor. Yazılı olmayan bir kurala uyarmışçasına (kötü bir durumdan faydalanmaya çalışmanın bir halkla ilişkiler felaketi olacağı herkesçe bilindiğinden) kimse durumdan ‘çok fazla’ kâr etmeye çalışmıyor. Maske fiyatları maliyetine yakın tutuluyor, gelirin bir kısmı hayır kuruluşlarına bağışlanıyor, satın alınan x maske için y maske bağışlanıyor, vs. Tabii birçok yerde sokağa çıkma yasaklarıyla üretimin durduğu bir noktada, moda markalarının maske üretimine toplumun iyiliği için mi yoksa essential worker statüsü alarak fabrikalarının ve atölyelerinin işlemeye devam edebilmesi için mi giriştiği de sorulması gereken bir soru...

Şimdi Amerika’da neredeyse tekstil ürünlerinin satıldığı her yerde maske satın alınabiliyor, bütün moda mecraları da maskelerden bahsediyor. Amerikan Vogue dergisi yüz markadan oluşan bir liste derlemiş, aynı yayın grubuna ait GQ’nun sayfasında da onlarca seçenekten oluşan bir liste var. (Lafı edilmese de dergilerin ürün ve görsel seçimlerinde toplumsal cinsiyet kodlarının açık ve net şekilde okunabilmesine bıyık altından gülüyorum.) Listelerdeki maskelerin kumaş kullanımı ve görünümü, üretici markaların kimliğini belirgin şekilde yansıtıyor.

Cindy Crawford, Instagram’da aynı kumaştan yapılmış bluzu ve maskesiyle fotoğraf paylaştı, markalar maskeleri kampanyalarına dahil etmeye başladı, Kim Kardashian’ın iç giyim markası da ‘ten rengi’ maskelerini çıkardı. Tatsız bir ihtiyaçtan hayatımıza giriş yapan bu aksesuarın moda sektörüne entegrasyonu tamamlandı. FIT (Fashion Institute of Technology, New York) Müzesi’nden Patricia Mears böyle bir şeye daha önce hiç tanık olmadığımızı söylüyor. İlk defa bir obje, aslında sadece korunma amaçlı işlevi taşırken bu denli hızlı bir şekilde bir moda simgesi hâline geliyor ve küresel sektörün gündemine yerleşiyor.

Türkiyeli markalar da haksız fiyatlandırmayı önlemek için satışı yasaklanan maskelere tekrar satış izninin çıkmasıyla beraber, bu ürünü envanterlerine ekleyiverdi bile. Ancak aynı zamanda dünyada yer yer önlemlerin hafifletilmeye başlamasıyla beraber sosyal mesafeden vazgeçip maskelerini çıkaranları görüyoruz. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, erkekler cool olmadığından ve zayıflık göstergesi olduğundan maske kullanmak istemiyor. Moda dünyası maskenin hayatımızdaki yerinin uzun soluklu olduğunu öngörüyorsa da, şartların her gün değiştiği garip bir zaman baloncuğunda olduğumuzdan, kesin söz söylemek cesaret işi.

Kendin Yap Kültürünün İmdada Yetiştiği Anlardan

Sars salgını döneminden kalma, Youtube’u doldurmuş olan maske kılavuzları, uzmanların tavsiyelerine göre güncelleniyor; terziler, deneyimli ‘kendin yap’çılar ve tasarımcılar, birçok yerde zorunlu kılınan maskeyi dışarıdan temin edemeyenlerin kendilerinin yapabilmesi için çeşitli çözümler üretmeye kafa patlatıyor. Kişilerin yeteneklerini veya kaynaklarını bireysel veya organize yollarla paylaşması, maske takma zorunluluğu olan fakat takılabilecek maske bulunamayan dönemde kolay çözümler sağlıyor. Ortaya çıkan en ilginç ‘kendin yap’ maske formüllerinden birisi, pandemi öncesinde de ürettiği maskelerle tanınan Zhijun Wang’in, birçok dilde sunulan şablonu takip ederek üretilebilen, origami-dikiş karması “Maskology” tasarımı.

#masks4all, maske kullanımını teşvik eden videodan ekran görüntüsü

Elbette elde/evde maske yapımı hayal gücüne ve kişisel dokunuşlara da imkân sağlıyor. Eski tişörtlerden basma kumaşlara, her şey hayatımızın ve suratımızın merkezine yerleşen bu yeni aksesuarımız için malzeme olma ihtimali taşıyor. İzlandalı örgü sanatçısı Ýrúrarí de tığla, diş tellerini göstererek kocaman gülümseyen dudaklar, dil çıkaran ağızlar işlemiş.

*

Zamansızlık baloncuğumuzda belirsizlik denizinde sürüklenirken, hakkında söz söyleyebileceğimiz tek şey şimdi ve şu an. Şu an için söyleyebileceğim şey de maskelerin hayatımızda, moda dünyasında ve pandemi imgeleminde yerinin büyük olduğu.

* Yaptıkları iş toplum hayatının devam edebilmesi için vazgeçilemez olduğundan sokağa çıkma yasağından muaf tutulan alanlarda çalışanlar.

Eda Çakmak, kendin yap, koronavirüs, maske, moda, pandemi