Modayla ilgili anlamlandırılamayan şeylerin, “Bu neden böyle?” sorusunun sorulduğu bir kişiyim. Geçtiğimiz yıla geri dönüp baktığımda, ne kadar çok şeye “Çünkü TikTok” diye cevap verdiğimi fark ediyorum.
Güç bela kurtulduğumuz 2000’ler estetiği neden geri geldi şimdi?
— Çünkü TikTok.
Neden her yerde aynı çilekli elbiseyi görüyorum?
— Çünkü TikTok.
Bu “cottagecore” nereden çıktı?
— ...TikTok.
Tabii ki bu soruların cevabını sadece bu kadarla bırakacak kadar acımasız ya da tek sebebin bu olduğunu düşünecek kadar naif değilim; bu, olup bitenin aşırı basitleştirilmiş özeti.
Fakat şimdi en başa sararsak:
TikTok, 2016 yılında kullanıma açılan, kısa format video paylaşımına dayalı bir mobil uygulama. Ana işlevi, 15 ila 60 saniye arasında değişen videoların çekilmesini, paylaşılmasını ve izlenmesini sağlamak. Videoların üzerine daha önce yüklenen videoların ses dosyaları veya müzik eklenebiliyor. Sürekli güncellenen çok çeşitli bir filtre seçkisi de var.
Daha da önemlisi –en azından konumuz için– uygulamanın etrafında oluşan kültür. Bunun ne kadarının platformun kendi hedefi olduğu, ne kadarının kullanıcıların toplu iradesinden kaynaklandığı bilinmez ama uygulamayla özdeşleşen belli içerik türleri, “alt kültürler”, buradan türeyen jargon ve benzeri öğeler söz konusu. TikTok denince ilk akla gelen dans videoları; çoğunlukla popülerliğe erişen koreografiler birçok kullanıcı tarafından tekrar tekrar üretiliyor. Bunun dışında kısa skeçler, kıyafet ve makyaj videoları, uygulamanın sunduğu filtrelerin kullanılmasıyla oluşan videolar vesaire… Liste uzayıp gidiyor.
Bütün bu olanlar bana 1960’lı yılların modasını hatırlatıyor. Bu dönemde teenage yaş grubunun alım gücünün artmasıyla moda sektörü bu kitleyi hedef almaya başlıyor, böylece bu yaş grubu modaya yön verir hâle geliyor. Alım güçlerinin hızlıca yükselmesi de, özellikle İngiltere’de belli bir yeteneği/eğitimi olmayan, esnek saatleri olan çalışan ihtiyacının artmasına ve genç işgücünün yetişkinlerden ucuz olması dolayısıyla birçoğunun bir maaşının olmasına yol açıyor. Böylece harcanacak parası olan fakat pek de fazla sorumluluğu olmayan bu kitle, moda tüketimi için ideal kitle hâline geliyor. O zamandan bugüne bu yaş grubu önceleri olduğu kadar arka plana itilmeden devam etse de, son yıllarda “modaya yön veren” yaş grubunda 10’lu sayılara belirgin bir yöneliş görüyoruz. İşte bu (adı tekrar tekrar zikredilince sinir bozucu olmaya başladığını şu satırları yazarken fark ettiğim) en büyük kullanıcı kitlesi 12-17 yaş aralığı olan uygulamanın bu ivmede etkisi büyük. TikTok bu yaş grubundaki gençlere büyük bir görünürlüğün sağlamanın yanı sıra bir kısmına meslek –ya da ciddi bir gelir kazanma imkânı– kazandırıyor. Elbette bu, diğer sosyal medya platformlarındaki influencer’lıktan bağımsız değerlendirilemez, ancak “ergenleri” merkeze alan yapısıyla bu kitle diğerlerinden ayrılıyor. İlk başlarda “ergen işi” denerek burun kıvrılan uygulamanın popülerleşmesiyle farklı yaş grupları da hesap açmaya başladı, fakat bu, uygulamanın dilini inşa etmiş olan ve onu en uzun süredir kullanan kitlenin elinden gücünü almaya yetmiyor. Sonuç olarak bu kitle, bu uygulamadan alınan ilhamla tüketici taleplerine belirgin bir şekilde yön veriyor, böyle büyük bir talep de elbette üretim sürecini etkiliyor.
Kıyafet mağazası Aerie’de çalışan Olivia Mouradian bu etkiyi birinci elden deneyimlediğini anlatıyor: Markanın ürettiği taytlardan birini giyen bir kişinin videosu TikTok’ta viral olunca, daha önce mağazaya girmemiş olan birçok insanın adeta bir misyon üstündeymişçesine gelip bu ürünü sorduğuna tanık olmuş. Üstelik reklam değil, kıyafetlerle alakalı bile değil, sadece bir dans videosu bu.
Bir diğer örnek de 2021 baharında çılgınca internetin her köşesini kaplayan bir elbise. Pembe, tüllü, fırfırlı, çilek desenli bir elbise. Lirika Matoshi’nin strawberry dress’i popülerliğini başta TikTok olmak üzere sosyal medyaya borçlu. Daha önce hiçbir giyim ürünü, bu kadar spesifik olarak tek bir giyim ürünü, bu denli popülerliğe kavuşmuş mudur bilmiyorum. Tek bir markanın, tek renkte, tek bir ürününden bahsediyorum; bir markanın genel olarak ürünleri, bir tarz, bir model değil…
Bu TikTok kaynaklı moda-trend döngüsünün kötü bir yanı, içerik trendleri çok hızlı değişen platformda her şeyin raf ömrünün çok kısa olması. Bu da zaten kendi talebine yetişemeyen hızlı moda [fast fashion] alevine körükle gidiyor. (Öte yandan neyse ki –birbirini dengeleyecek olmasa da– sürdürülebilir modanın TikTok kültüründe önemli bir yeri var.)
TikTok’un kullanıcı tarafında en belirgin özelliklerinden birisi, kişinin izleme alışkanlıklarını ışık hızıyla tespit ederek onu saatlerce ekran başında tutacak içerikleri birbiri ardına sıralaması. Diğer uygulamaların da yaptığı bir şeyi –korkutucu derecede– iyi yapıyor ve uygulama ilk defa yüklendikten dakikalar sonra kullanıcının karşısına tercih ettiği türde içerikler çıkartmaya başlıyor. Sonuçta her bir kullanıcının ana sayfası, birbirine hiç benzemeyecek şekilde kişiselleşmiş oluyor. Trend araştırmacısı Agus Manzoni’ye göre uygulama böylece “alt kültürlerin” geri dönüşüne yardımcı olmuş oluyor. Bildiğimiz anlamda “alt kültür” geri dönüyor mu bilemesem de, bu uygulamanın ilgi alanında belli kümeleşmelerin güçlenmesinde, hatta oluşmasında büyük rol oynadığı kesin. Örneğin cottagecore diye bilinen, romantize edilmiş bir kırsal hayat estetiğinin yaygınlaşmasında uygulamanın etkisi dikkate değer. “Gün batımında perili bir ormanda piknik yapmak” diye özetleyebileceğim akımın giyime yansıması da kırsal hayatı vurgulayan vintage kesimler, çiçekli desenlerle pastel ve toprak tonlarının bir karışımı olarak ortaya çıkıyor. Bu estetiğin ana akım modaya yansımasını da büyük moda evlerinin 2020 ilkbahar-yaz podyumlarından bu kış moda olan kabanlara kadar görmek mümkün.
Uygulamada popüler olan konseptlerden bir diğeri dark academia. Tam olarak adından anlaşıldığı üzere, “okullu” konseptini karanlık renkler, mistik elementlerle birleştiren, filmlerdeki büyücü veya vampir okullarından birine gidiyormuş görüntüsü oluşturan bir tarz bu. Z kuşağının özellikle 2021’de bayıldığı diğer bir tarz da Y2K, yani 2000’li yılların başları… Tam o dönemde o yaşlarda olan bir kuşağın üyeleri olarak benim yaşıtlarımın yıllardır her geri gelecekmiş gibi yaptığında tahtalara vurup “aman evlerden uzak” dediğimiz, kâbusumuz hâline gelen kıyafetlerin olduğu dönem. Her ne hikmetse hangi bedende olursak olalım hiç birimizin üzerine rahat olmayan düşük belli kotlar, onlara asla kavuşmayan dapdar ve kısacık üstlerle giyinmeye çalıştığımız, hatıralarda rahatsız, kaşıntılı ve bel bölgesinde üşüme hisleriyle yer etmiş kıyafetler. Tabii dürüst olmak gerekirse 2000’li yılların geri dönme ihtimali bir süredir akbaba gibi tepemizde dolanıyor ve tehlike sinyalleri veriyordu: Bu meselede suçun tamamını uygulamaya atamayız, üretim döngüsü kendi hızıyla başa çıkamayıp kendi kendini tekrar etmeye mahkûm.
O dönemde ve o yaşta kendimi düşündüğümde, trendlere dair tek fikrimin Hey Girl ve CosmoGirl (hedef kitlesi “genç kızlar” olan dergiler) olduğunu hatırlıyorum… Sosyal medyanın genel bir etkisi ergenlerin yetişkinler tarafından kendileri için seçilmiş bir temsil yerine kendi yön verdikleri bir kültüre sahip olmaları.
Şimdiye dek anlattıklarımı çok iyi özetlediğini düşündüğüm bir örnekle bitirmek istiyorum: Emily Riboflavin. Eylül 2019’da Emily Robinson adı altında açtığı TikTok hesabında şimdi 1,5 milyon takipçisi var. Vintage giyim (özellikle 60’lı ve 70’li yıllar), makyaj ve fantastik bir estetiği birleştiren Emily, bir dönem “mantar kız” olarak anılıyordu, çünkü mantar makyajı ve kostümünü retro kıyafetleriyle birleştirdiği videolarıyla ünlenmişti. 19 yaşındaki genç kadının şimdi “Emily in Wonderland” adında, 60’lı ve 70’li yıllardan ilham alan bir fair trade [adil ticaret] slow fashion [yavaş giyim] markası var.