Janelle Monáe, “PYNK”,
videodan ekran görüntüsü
Pembeyi Geri Almak

İlkokuldayım, tahminen ikinci ya da üçüncü sınıfta. Power Rangers oynuyoruz —kuşağı isabet etmeyenler için, beş kişiden oluşan bir süper kahraman ekibi: Pembe ve sarı kadın; kırmızı, mavi ve yeşil erkek. Bütün kızlar pembe olmak istiyor; sarının talibi yok, ben sarıyı istiyorum. Sarıyı seviyorum çünkü ben; şeyden çünkü, o zamanlar yaptığım bütün resimlerde sarı kullanmazsam o resim tamamlanmış gibi hissedemiyorum, mutlaka köşeye bir güneş çiziveriyorum. Oyundaki bir oğlan çocuğu dönüp “iyi kızlar pembeyi veya kırmızıyı sever, sarıyı kötü kızlar sever” diyor. Kızdırmak için yapıyor büyük ihtimalle bunu, çünkü o zamanlar kızdırılması fazla kolay olduğumdan aile olsun, arkadaşlar olsun, bu özelliğim herkesin eğlencesi (o zamanlar dersem değiştim sanırsınız belki). Neden demiş olursa olsun, olayın üzerinden en az bir yirmi yıl geçmiş ve benim aklımda kalmış bu laf. Çoğu zaman bilinç altımıza kazınan toplumsal değer yargılarının gayet bilinç düzeyinde olan versiyonu: İyi kızlar pembe sever.

Sonra büyüdükçe, o “ben pembeyi hiç o kadar sevmedim zaten” fikri bana güç vermeye başladı. Çünkü ben o soyut, o yukarıdaki hayali ‘onlar’ın (büyüdükçe bunun adını ‘heteropatriyarka’ olarak koyacaktım, ama daha hikâyenin orasında değiliz) olmamı istedikleri ‘iyi kız’ olmak istemiyordum. Biraz daha büyüdüm, ‘feminizm’in adını koydum, işime geliyordu pembeyi, kırmızıyı sevmemek.

Sonra bir gün, 24 yaşındaydım sanırım, bir pembe hoşuma gitti. İnsanların giydiklerim hakkında ne düşüneceğini iyice salıp gidiverdiğim yaşlardı aynı zamanda. Alıverdim o pembeyi. Sonra bir pembe daha ve iki, ve üç, artık istisna sayılamayacak kadar çok pembe eşyam olmuştu. “Ne olacak ki?” deyip takıştırıveriyordum pembelerimi ya, minik bir feminist utanç içimi kemirmiyor değildi. O renk hâlâ, o cicili bicili, kafamızda feminizmin karşıtı olarak gördüğümüz ne varsa onların temsili olan, o fiyonklu dantelli çıtkırıldım karikatüre aitmiş gibi geliyordu.

İşte o yüzden, Janelle Monáe’nin “PYNK” şarkısının ne yaptığını fark ettiğimde acayip heyecanlandım. Müzik videosunda (ya da Janelle Monáe’nin motion picture üzerinden bir kelime oyunuyla emotion picture) gördüğüm şey; inkâr edilemez, gözden kaçırılamaz derecede vulva şeklinde pantolonlarla dans eden bir grup kadındı. Aynı anda birçok şey olan müzik videosunda gözlerim önce bir süre dans eden vulvalara takıldığı için başka bir şey göremedi; sonra yavaş yavaş şarkının sözlerini fark etmeye başladım.

Pink like the inside of your, baby 
Pink behind all of the doors, crazy 
Pink like the tongue that goes down, maybe 
Pink like the paradise found 
Pink when you’re blushing inside, baby 
Pink is the truth you can’t hide, maybe 
Pink like the folds of your brain, crazy 
Pink as we all go insane1

Videonun devamı, pembe ağırlıklı tonlarda bir arka planda, renkli kıyafetler içinde dans eden siyahi kadınlar ve daha fazla vajina sembolizminden oluşuyor. Her yerde olduğu gibi burada da bağlam her şey ve burada bu şarkı ve klibi yapanın Janelle Monáe olması önem taşıyor. Kendisini tanımayanlar için, müzik kariyerinin başından beri siyah beyaz kıyafetleri, özellikle de smokin takımları ile özdeşleşen bir karakter Monáe. Ve yine kariyerinin başından beri, bir android sembolizmi üzerinden ayrımcılığa karşı söz üreten işler çıkarmasıyla tanınıyor. Dolayısıyla son işlerindeki renk kullanımı ve android konseptinden uzaklaşma hemen dikkat çekiyor. Bu videonun çıkışı ise, Rolling Stone dergisine verdiği röportajın yayınlanmasının hemen öncesine denk geliyor: Bu röportajda, önce android kimliğine karşı, etten kemikten bir insan olarak “açılacak”, sonra da “Amerika’da queer, siyahi bir kadın olarak” diye devam edecek sözlerine. “Açılmak” sözcüğünün tırnak içinde olması, aslında kariyerinin başından beri çalışmalarında işlediği, takip edenleri hiç şaşırtmayacak şeyleri ilk defa alenen söylemiş olmasından.

“Etten kemikten olmak” ifadesi de, “Amerika’da siyahi queer bir kadın olmak” da bu videonun sembolizminden rahatça okunuyor. Amerika’nın güneyinde yer aldığını ancak tahmin edebileceğimiz, çölle çevrilmiş bir diner, bir sokak kenarı lokantasında dans eden siyahi kadınlar imgesi bu güçlü sembolizme bir örnek.

Monáe’nin siyah beyazlarını çıkartıp kuşandığı pembe renk ise, Monáe’nin sembolizminde feminist bir manifestoya dönüşüyor. Bu şarkı —ve video— tek bir hamlede hem vajinanın, vulvanın kutlanması hem de bu yolla pembe rengin feministlerce geri alınması. “Pembe zaten kadınlarındı, kimden geri alıyoruz?” derseniz, ‘heteropatriyarkal’ kültürden geri alıyoruz (hikâyenin o noktasına geldik). Bundan kastım, pembe renge uysal, normatif bir feminenlik atayarak kendisini bu kalıplara tabi hissetmeyen kadınları uzaklaştıran kültürel değerler mekanizması.

Fakat dürüst olmak gerekirse, bu şarkının tetiklediği bilinç akışı burada bitmiyor. Videonun sonlarına doğru yanıp sönen neon ışıklar, duvara “Pussy Power” yazıyor. Peki ben burada neden rahatsız oluyorum? Neden bir ikiyüzlülük şüphesi çarpıyor yüzüme? Vajinaların kadınlıkla eş sayılmasına ve kadınlığın vajina sahibi olmaya indirgenmesine karşı kendi söylediğim sözler geliyor aklıma. Kadınlar günü civarında internette dolaşan bir söz vardı: “Ben istesem seni doğuruyorum, ne eşitliği?” Bu laf dillere pelesenk olunca rahatsız olarak attığım bir tweet’ten kopya çekiyorum: “Rahmini, vajinasını, memelerini sevmeye, kutlamaya, onlarla ne istiyorsan onu yapmaya kocaman bir EVET; cinsiyeti organlara indirgeyip üstünlük iddiasına girmeye hayır. İndirgeyici tutumlar hem ayrıştırıcı hem aşağılayıcı, karşı olduğumuz söylemleri yenileme hatasına düşmeyelim.” Biraz açmak gerekirse; bu hem vajinası, rahmi olmayan kadınlara karşı kırıcı ve transfobik hem de vajinası, rahmi olan kadınlara karşı aşağılayıcı bir tutum oluyor: Tek bir hamleyle kadınlığı doğurganlığa indirgeyerek feminizmi bir otuz yıl geriye atıverdik mi sana?

Biraz daha düşünüp inceledikten sonra bu şarkıda, tweet’te kurduğum cümlenin “EVET” kısmının ağır bastığına kanaat getiriyorum, fakat “hayır” kısmına göz kırpan unsurların varlığını da reddedemiyorum.2 Sonunda şarkıyla dans etmeye devam ediyorum; fallik objelere adanmış bütün bir insanlık kültürünün içerisinde vajinayı kutlayan bir şarkıyı çok görmek ‘ayıp’ olur doğrusu. Hele de o şarkı, özlediğim pembeyi bu kadar seks pozitif (cinsellik olumlayıcı) bir şekilde bana geri vermişse…

Janelle Monáe, “PYNK”

1. Sevgilinin içi gibi, pembe
Pembe bütün kapıların ardında, deli gibi
Aşağıya doğru ilerleyen dil gibi, pembe
Bulunmuş cennet gibi, pembe
İçten içe kızardığında bebeğim, pembe
Saklayamadığın gerçek gibi, pembe
Beyninin kıvrımları gibi pembe, deli gibi
Hepimiz delirirken, pembe

2. “‘Cause boy it’s cool if you got blue / We got the pink” yani “Sorun değil oğlum, mavi sizdeyse / Pembe bizim” sözleri tadımı kaçırıyor. “Ne gerek vardı şimdi şu (ikili cinsiyet sistemine referans veren) siz biz ayrılığına?” demeden edemiyorum…

ataerkillik, cinsiyetçilik, Eda Çakmak, kadın, normatif değerler, renk, toplumsal cinsiyet