Modanın Hortlakları

Son birkaç yıl içerisinde, Fransız modasının geçmişinde çok etkili olmuş, ancak mevcudiyetini artık sadece moda tarihi kitaplarında sürdüren iki önemli isim, silkelenip gömüldükleri tozlu sayfalardan kalkarak podyumlara geri döndü.

İlk isim Elsa Schiaparelli’ydi. İtalyan tasarımcının isim hakkı, 2012 yılında satın alındı ve marka yavaş yavaş hayata döndürüldü. 1890 doğumlu Elsa Schiaparelli, ya da kısaca “Schiap”, varlıklı ailesi sayesinde kendi işini kurmadan çok önce sahip olduğu “jet set” hayat tarzıyla dünyanın her yerinde geniş bir sanatçı çevresi edinmiş bir tasarımcıydı. 1920’li yıllardan 1940’lı yıllara, dönemin entelektüel hayatının merkezi olan Paris kafelerinde —günümüzde hâlâ her Fransız liseli ergenin hayallerini süsleyen, en derin varoluşsal tartışmaların, sanatsal ilhamların paylaşıldığı o kafeler— pek çok arkadaşı vardı. Schiaparelli’nin tasarımı, alışılagelmişin dışında, sürrealist çizgileri takip ediyordu. Jean Cocteau ve Christian Bérard dahil birçok sanatçıyla ortak çalışmalara imza atmıştı. Ancak bir arkadaşı vardı ki, birbirlerinden aldıkları ilham artık “yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan” sorusuna dönüşecek kadar iç içe geçmişti; o da Salvador Dali’ydi. “Schiap”ın tasarımı, belli bir dönem son derece popüler olmakla beraber, hiçbir zaman popülist olmamıştı ve savaş sonrası modaevi, moda dünyasının değişken kaprislerine ayak uyduramadığında kendi kararıyla kapılarını kapamayı seçti.

Elsa Schiaparelli, 1937
(kaynak:
Threads Magazine) ve
Tilda Swinton Schiaparelli kıyafetiyle (kaynak:
Hollywood Reporter)
Elsa Schiaparelli, 30’lar Vogue’undan “lobster hat” (kaynak: Boudoir Queen) ve Schiaparelli Sonbahar-Kış 2018-2019 koleksiyonundan, Paris Couture Week, 2018 (kaynak: Schiaparelli)

Adını taşıyan modaevinin 1953’te kapanmasından 53, Schiaparelli’nin 1973’teki ölümünden neredeyse 33 yıl sonra, 2006’da, modaevinin isim haklarının İtalyan bir işadamı tarafından alındığı haberi geldi. 2012’de Paris’te bizzat Elsa’nın bıraktığı adreste kapılarını tekrar açmasının ardından, 2014’te podyumlara dönüş yaptı. 2015’ten beri kreatif direktörlüğünü Bertrand Guyon’un üstlendiği markanın şanı, güçlenerek büyümeye devam ediyor. Şahsen koleksiyonları takip ederken büyülenmekten kendimi alamıyorum. Belirgin bir şekilde 2010’lu yılların estetiğini taşıyan kıyafetler, bir yandan da sanki hikâyelerini Elsa’nın dilinden anlatıyorlar. Tasarımcının alameti farikası hâline gelen parlak pembe de ihmal edilmemiş. Ustaca özümsenmiş tasarım imzası, tasarımcının bundan 80 yıl önce kullandığı süsleme ve sunum teknikleri kullanılarak güçlendiriliyor, fakat bir yandan da özgün ve güncel kalmayı başarıyor…

Schiaparelli’nin adı ve anısıyla tekrar kapılarını açan modaevinin ardından, pek de “geliyorum” demeden bir başkası ekleniyor: 2018’de Paul Poiret’nin efsanevi modaevi tekrar moda dünyasına ismini duyuruyor. Poiret’nin markası, yıldızı 1910’larda parladığı için, belki de Schiaparelli’den daha da az hatırlanıyor —yani moda tarihine düşkün olanlar dışında, çünkü bu alandan bahsederken Poiret’nin ismini atlamak neredeyse imkânsız.

Paul Poiret, en çok “kadınları korseden kurtaran tasarımcı” olarak hatırlanır. Aslında bu gerçeğin hayli saptırılmış bir hâli, zira kendisinden önce ve onunla eşzamanlı korse gerektirmeyen tasarımlar yapan başkaları da vardı. Ancak bunu bir “mesele” hâline getirmeyi başaran, dolayısıyla da moda tarihinin gidişatını kendisinden yana çevirmeyi başaran Poiret olmuştu. Poiret’nin kişiliği ve tasarımları için aynı sıfatı kullanmak mümkün: Sevenleri “gösterişli” derken kendisinden haz etmeyenler “abartılı” diyebilir. Kesin olan bir şey varsa, Poiret’nin kendi dönemindeki başka hiçbir tasarımcıya benzemediği: Farklı kültürlerden ilham kaynaklarını başarıyla harmanlayarak sadece tasarlamakla kalmıyor, bunları bir fanteziyi, bir hayali yaşama vaadiyle bir güzel paketliyor ve bu düşü pazarlıyordu. Günümüzde Batılı beyaz bir adam tasarlasa rahatlıkla oryantalizm suçlamaları altında kalacak kıyafetler, kendi döneminde yenilikçi ve moderndi.

Schiaparelli isminin adım adım moda dünyasına dönüşünün aksine, Poiret ismi, sahibine yakışır bir şekilde tabiri caizse bodoslama daldı sektöre. Bu geri dönüşün arkasında, Güney Kore’de ailesinin kurduğu lüks mağazanın yöneticisi olan Chung Yoo-kyung ve daha önce Ann Demeulemeester ve Haider Ackermann markalarını destekleyerek zirveye yolculuklarına eşlik etmiş olan Belçikalı işkadını Anne Chapelle var. 2018’de duyurulan ve hemen faaliyete başlayan bu modaevinin vizyonunu hayata geçirmek için Chapelle, Çin asıllı kadın tasarımcı Yiqing Yin’i seçmiş. Tasarımcının kökeninin altını çizme ihtiyacı duydum, zira 2018’de Avrupalı bir beyaz adamın elinden çıksa iğreti kalacak —fakat Poiret imzasının okunaklı olması için gerekli olan— belirgin Asya ilhamlı kumaş seçimi ve kesimlerin altından Yin ustalıkla kalkıyor. Bu zengin kumaş seçimlerinin üzerine bir de bol, bedene oyun alanı tanıyan kesimler ve orantılarla oynayan modern bir dokunuş eklenince Yin, Paul Poiret’nin en iyi yanlarını günümüze taşıyor.

Paul Poiret, “Sorbet”, 1912 (kaynak: Colette) ve Poiret Sonbahar-Kış 2018 koleksiyonundan, Paris Fashion Week 2018 (kaynak: The Skinny Beep)
Paul Poiret ve Poiret Sonbahar-Kış 2018 koleksiyonundan, Paris Fashion Week 2018 (kaynak: The Skinny Beep)

Markaya isim veren tasarımcının çoktan ölüp gittiği, fakat kendi adlarına kurdukları moda hanedanlıkları ve tasarım imzalarının genç tasarımcılarla devam ettirildiği birçok modaevi mevcut. Schiaparelli ve Poiret’i bunlardan ayıran, ikisinin de hayattayken moda dünyasının değişken kaprislerine boyun eğmeyi reddederek, Schiaparelli’nin kendi tercihiyle Poiret’nin ise mecbur kalarak modaevlerinin kapılarını kapatmış olmaları. Ve ölümlerinden yıllar, yıllar sonra bu kapıların tekrar açılıvermesi, insanı “neden?” sorusunu sormak mecburiyetinde bırakıyor. Neden onca genç, onca yetenekli isim varken bu isimler? Bu tasarımcılar, başka kimsenin karşılığını sunamayacağı bir şeyi mi temsil ediyorlar, yoksa aranan o dönemlere dair bir şey mi? İkisinden de biraz görüyorum: Çok iyi birer tasarımcıyken o kadar iyi birer işletmeci olamadıkları için kapanan bu modaevlerinin, doğru yönetim altında çok uzun birer ömrü olabilirdi ve birileri bu ömre ikinci bir şans tanımaya karar verdi. Öte yandan —Poiret ve Schiaparelli modaevleri kapandığında ayakta kalan dönemdaşları dahil— günümüz modaevlerinin hazır giyim sektörünün ağırlığı altında kaybettikleri bir romantizm var. Ve bu isimleri canlandırmak, yeni, taze bir ismin veremeyeceği o lüks hissiyatını sağlıyor: Bir zaman kapsülünde sıkışıp kalmış, günümüzde tekrar açılırken yeni bir can bulan eski bir hissiyat.

Eda Çakmak, Elsa Schiaparelli, marka, moda, moda tasarımı, Paul Poiret