HOLLANDA’DA TASARIM
Giyilebilir Teknoloji
ve Moda

Modayla teknolojinin kesişim kümesi, hayli heyecan verici birçok olasılığı içeriyor: Dijital giyim, akıllı tekstiller, giyilebilir elektronik cihazlar, güneş enerjisi ve 3D baskı teknolojisiyle biocouture ve nanoteknoloji alanları şimdiye kadar keşfe girişilenlerden bazıları.

Teknoloji alanındaki çoğu yenilik gibi, giyimle teknolojinin birleşimi olan ‘giyilebilir teknoloji’ alanı da, askeri girişimlerle ortaya çıktı. Bu alandaki ilerlemelerin çoğu henüz günlük hayatımıza dahil olmamış olsa da, bazı alanlarda başarılı bir şekilde kullanıma girdi; örneğin spor giyim. Giyilebilir teknolojinin en başarılı kullanım alanlarından biri güvenlik; uluslararası ordu, polis ve itfaiye güçlerinde bedeni ateşten, sudan, kurşunlardan ve çeşitli etkilerden koruyacak tekstil icatları kullanılıyor. Giyilebilir teknolojinin en geniş olarak kullanıldığı ikinci bir alan ise sağlık alanı; ölçüm ve geri bildirim yapan giysi ve aksesuarlar özellikle popüler. Bir yandan da kendinden güneş korumalı, vitamin veya deodoranlı giysilerin üretimi için denemeler sürüyor. Giyilebilir teknoloji alanında en yaygın ve hızlı gelişen dal ise iletişim alanı. Buna örnek olarak Imogen Heap’in 2010 Grammy ödüllerinde giydiği twitdress gösterilebilir: Bu elbise insanların gönderdikleri tweet’leri, müzisyenin iPhone’u aracılığıyla canlı olarak üzerinde yansıtıyordu.

Giyilebilir teknolojilerin pratik kullanımla ilgilenen inovatif doğası, bir tasarım öğesini vurgulayan ‘moda’ sözcüğünü her zaman içermeyebiliyor. Ancak bu heyecan verici teknolojilerin geliştiği günümüzde moda dünyası teknoloji dünyasına yetişmek için depar atıyor ve teknoloji dünyası ise ihtiyacı olduğu yerde elini uzatarak moda dünyasından yardım istiyor.

Tasarım laboratuvarları

Son yıllarda sanat, moda, spor, oyun, tıp ve teknolojinin birçok alanının kesişiminde araştırmalar sürdürülüyor. Bu araştırmalar çeşitli yerlerde gerçekleştiriliyor: Sanat ve moda okulları, kültür kurumları, küçük şirketlerin laboratuvarları ve öğrencilerin tasarım yeteneklerine karşılık teknik uzmanlık desteği sunan fab-lab’ler gibi.1 Hollanda’da özellikle bir yüksek teknoloji ve ‘tasarım şehri’ olma özelliği taşıyan Eindhoven, bir tasarım okuluna (Design Academy Eindhoven), bir tasarım haftasına (Dutch Design Week Eindhoven), şehre yayılmış eski Philips sanayi yapılarında yer alan birçok sanatçı, tasarımcı ve mimar atölyeleriyle büyüklü küçüklü çeşitli şirketlerin araştırma-geliştirme birimlerine ve çeşitli startup’lara ev sahipliği yapıyor. Tasarım, yüksek teknoloji ve inovasyon yoğunluklu bu kentsel ortamda, kentin ‘yerlisi’ Philips hâlâ önemli bir rol oynuyor. Şirket, 1980’lerin sonundan itibaren sanayi üretiminin Asya’ya, şirket yönetiminin ise Amsterdam’a kaymasından sonra Eindhoven’ın çeşitli lokasyonlarında dağınık kalan Ar-Ge ve tasarım birimlerini 1998 yılında Philips High Tech Campus adı verilen tek bir yerleşkede topluyor. Bilgi ve fikir akışkanlığını hızlandırmak için, 2003 yılında diğer şirketlere de açılan yerleşkenin adını High Tech Campus Eindhoven olarak değiştiren Philips, 2012 yılında yerleşkeyi satıyor. Philips Design grubu dışında, Philips’in tüm Ar-Ge birimleri hâlâ bu yerleşkede. Uluslararası bir tasarım ajansı olan Philips Design grubunun merkezi ise, yine eski bir Philips fabrikası olan Witte Dame’yi [Beyaz Hanımefendi] Design Academy Eindhoven, Eindhoven Kitaplığı ve çeşitli sanat galerileriyle paylaşıyor.

Burada Philips, sanatçıların, tasarımcı ve bilim insanlarının beden, giyim ve çevre kesişiminde çalışabilecekleri bir girişim tanımlıyor: Philips Design Probes araştırma girişimi. Bu ortamda çalışmalar, gelecekte ortaya çıkabilecek trend ve davranışları anlayabilmek amacıyla yola çıkan deneyler olma niteliğinde. 2006’da bu laboratuvar kapsamında geliştirilen Skin Probe Dresses projesinde, bedenle farklı açılardan iletişim kuran elbiseler serisi hayata geçirilmiş. Bu kıyafetlerden birisi, kumaştaki elektronlar sayesinde giyenin duygularını algılayarak bu duyguyu ifade eden renge dönüşürken; bir diğeri bedenle teması üzerine çeşitli desenler alıyor.

Philips Design Probes,
Skin Probe Dresses, 2006,
tasarım ekibi: Clive van Heerden,
Jack Mama, Sita Fischer, Rachel Wingfield, Stijn Ossevoort, Lucy Mcrae,
Nancy Tilbury ve Matthias Gmachl
(Lady Gaga, bu seriden “Bubelle”yi
Born This Way albümünün
tanıtım çekimlerinde giymişti.)

Philips Design Probes programı dahilinde geliştirilen projelerden bir diğeri ise, insan bedenini elektronik bir yüzey olarak kurgulayan Electronic Tattoo projesi.

Philips Design Probes,
Electronic Tattoo, 2007,
kaynak: vHM Design Futures

Güneş enerjisini giymek

Yine Philips Design Probes programı kapsamında, karanlık ortamlarda insan görünürlüğünü artıran Mesopic ceketini tasarlayan Pauline van Dongen, tasarımla teknolojiyi birleştiren birçok projeye imza attı. ‘Giyilebilir teknoloji’nin ufak tefek cihazlar olmaktan öteye gitmesi gerektiğini savunan tasarımcı, yeni teknolojileri geleneksel teknikler ve modayla birleştirmekten yana. Bunlardan en ilgi çekenlerinden birisi, güneş enerjisiyle şarj olan minik panellerin entegre edildiği ve giyenin telefonunu şarj etmek gibi amaçlar için kullanabileceği; hem işlevsel, hem de sürdürülebilirlik alanında önemli bir katkı olabilecek elbiseydi.

Pauline van Dongen,
“Wearable Solar Dress”
ve “Solar Shirt”, 2014,
kaynak: paulinevandongen.nl

Güneş enerjisi panelleri dikilebilir yapıda olmadığından tasarımcı, deri kullanarak bu paneller için küçük cepler yaratmış ve elbisenin modelinin ilhamını ise yine bu modüllerin formundan almıştı: Elbisenin tasarımı da, bu paneller gibi katmerli bir yapıda.

Pauline van Dongen giyilebilir teknoloji
ve giysilerin alternatif enerji kaynağına dönüşmesi üzerine konuşuyor. 

Üç boyutlu baskı ile bedenin sınırlarını zorlayan tasarım

Moda tasarımı ve teknoloji denince akla gelen ilk isimlerden birisi Iris van Herpen. Tasarımlarının gerçeküstü büyüleyiciliğiyle dikkatleri üzerine çeken tasarımcı, Lady Gaga ve Björk gibi ‘uzaylı’ sanatçıların tasarımlarını üstünde taşımalarıyla moda dünyasının üst mertebelerinde dolaşıyor. 3D baskı teknolojisini avangard moda tasarımlarında kullanmasıyla son yıllarda moda dünyasında kendine ayrı bir yer eden Hollandalı tasarımcı, bu kullandığı baskı tekniğiyle bedenin sınırlarını, hem hacimsel, hem de kavramsal açılardan zorluyor. Pauline van Dongen’in tasarım öğesini teknolojiyi yükseltmek için kullanmasının aksine o, teknolojiyi tasarımlarını yükseltmek için bir araç olarak kullanıyor. 3D baskı aracılığıyla geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan formları keşfeden Van Herpen, bu yolla insan bedeninin bir soyutlamasına gidiyor. Iris van Herpen’in tasarımlarında yüksek teknoloji ürünü malzemeler; bir duman bulutuna, yapraklardan oluşan bir halkaya, veya katlanan kemiklere dönüşebiliyor. Tasarımcı, matematiksel bir beceriyle formları şiirsel bir boyuta taşıyor.

Iris van Herpen’in tasarımları, su veya duman benzeri akışkan ilhamlarını başarıyla elbiselerine sabitliyor. Van Herpen’in tasarımlarına bürünen beden, kendi sınırlarından uzaklaşıyor ve podyumda insanla hayvan, mumyayla oyuncak bebek, iskeletle canlı beden, insanla cyborg, sanal olanla somut olan, organik ve yapaylık arasında geçişler yaşıyor.

Iris van Herpen, Refinery Smoke, 2009, kaynak: irisvanherpen.com
Iris van Herpen, Crystallization, 2011

Van Herpen, podyumlarda 10. yılını kutladığı son defilesinde, ambiyansı tamamlamak için su altında çalan ve söyleyen Danimarkalı deneysel grup Between Music’i davet etmiş. Bu müziğin yarattığı hissiyat, tasarımların anlatısını bire bir tamamlıyor, zira podyumda dolaşan görsellik, ses dalgalarıyla su dalgalarının arasında bir yerde, ve 3D baskı içeren tasarımlardan bekleyeceğinizin aksine, hayli akışkan ve ses dalgaları gibi bedene değip uzaklaşıyormuş izlenimi veriyor.

Iris Van Herpen, Sonbahar/Kış 2017–18

Van Herpen gibi bedenin sınırlarını dönüştüren bir başka isim de Bart Hess.2 Hess’in ‘iş tanımı’ ise diğerininki kadar kesin değil, moda tasarımcısından ziyade sanatçı olarak tanımlanabilir, zira beden üzerindeki deneyleri, bedenin üzerine ‘giydirilmiş’ olsa da illa ‘giyilebilir’ olmayabiliyor. Çoğu zaman fotoğraf, video ve animasyonla beraber çalışan Hess, inorganik malzemelerden bedene ikinci bir deri oluşturuyor.

Bart Hess, “Liquified Performance”, 2014
ve “Digital Artifacts”, 2014,
kaynak: barthess.nl

Hayal gücünün sınırlarında teknoloji

Moda ve teknolojiyi mühendislik seviyesinde birleştiren tasarımcı Anouk Wipprecht, modanın kişinin bedenine ve kimliğine yakınlığından kaynaklanan duygusal, bilişsel ve tensel deneyimlerle ilgileniyor. Bu yüzden Wipprecht, kendisini çeşitli deneyim, davranış ve etkileşimleri tetikleyecek teknolojik giysiler üretmeye adamış.

Anouk Wipprecht, “Intimacy Black”, 2010, kaynak: anoukwipprecht.nl

Wipprecht’in tasarımlarından birisi, kişinin kalp atışlarına göre daha mat veya saydam hâle gelen “Intimacy Black”3 isimli elbise. Bir diğeri, “Daredroid” partilerde misafirlere kokteyl yapma yetisine sahip bir elbise, ama kokteyle erişmek için elbiseyi giyenle birebir etkileşime geçerek dokunmatik ekranda “doğruluk mu cesaret mi” oyunu oynamak gerekiyor. “Smoke Dress” ve “Robotic Spider Dress” ise kişisel alan teması üzerine oynayan tasarımlar, dışarıdan birisi bu elbiseleri giyene fazla yaklaştığı zaman elbise duman püskürtmeye başlıyor veya boynunun etrafındaki örümcek bacaklarını andıran uzantılar otomatik olarak hareketlenerek kendisine bir alan açıyor.

Anouk Wipprecht,
“Robotic Spider Dress”, 2015

Organik yenilik

Teknoloji her zaman metalik, parlak ve elektronik değil, bazen en çığır açıcı gelişmeler, en organik çözümlerle gerçekleşiyor. Tasarımcı Aniela Hoitink, mantar kökü kullanarak ürettiği, doğada çözülebilen bir kumaş üzerine çalışıyor. Mantar kökü kullanarak ürettiği bu doku, mikrop tutmayan özelliğiyle giyenin sağlığı açısından da yenilikçi bir nitelikte.

Aniela Hoitink,
mycoTEX (Mycelium Textile) elbise, 2016, kaynak: neffa.nl

Tasarımcı bu dokuyu, malzemesini küçük dairesel kaplarda bekleterek üretmiş. Ortaya çıkan minik dairesel kumaş parçaları, kendiliğinden birbirine yapışır nitelikte olduklarından, bunlar kullanılarak üretilen tasarım herhangi bir kesim veya dikiş istemiyor, dolayısıyla sıfır atık üretiyor. 2016’da bu mantar kumaşından ürettiği elbiseyi dünyaya tanıtan Aniela Hoitink, halen icadını geliştirmek için üzerinde çalışmaya devam ediyor.

Modanın geleceği

Moda ve teknoloji alanındaki gelişmeler çok çeşitli şekiller alabiliyor. Bazıları biz fark etmeden hayatımıza, dolabımıza girebiliyor; başkaları ise gerçekleşmesine rağmen fantastik kalabiliyor. Tasarımcılar ve bilim insanları (ve bu kesişimde çalışan, ikisi birden veya hiçbiri olan yenilikçi bireyler) şu anda moda ve teknolojinin kesişiminde geleceğin nasıl göründüğünü hayal etmekle meşguller.

1. İngilizcede, fabulous ve laboratory sözcüklerinin birleşiminden oluşur. “Muhteşem, şahane” anlamına gelen fabulous sözcüğü, özellikle modadan bahsederken sıklıkla kullanılan bir sözcük.

2. Anneke Smelik, “Cybercouture: The Fashionable Technology of Pauline van Dongen, Iris van Herpen and Bart Hess”, Delft Blue to Denim Blue: Contemporary Dutch Fashion, ed. Anneke Smelik, 2017; I.B. Taurus, London-New York; s. 250–271.

3. Studio Roosegaarde ve V2_ Lab işbirliğiyle geliştirilen Intimacy serisinin artık “Intimacy White” olarak bilinen ilk prototipini Maartje Dijkstra tasarlamıştı.


“Hollanda’da Tasarım” dizisi Hollanda Başkonsolosluğu Kültür Fonu’dan destek almıştır.

Eda Çakmak, giyilebilir teknoloji, Hollanda’da Tasarım, moda