Influencer Miquela
ve İlham Verme
Mesleğinin
Sanal İncelikleri

“Dünyanın ilk bilgisayar üretimi influencer’ıyla tanışın” cümlesinin karşıma çıkmasının hemen ardından, tavşan deliğine dalıyor ve fotoğrafları Instagram’ı, müzikleri Spotify’ı saran Miquela Sousa üzerinden sanal ortamdaki gerçeklik algımız üzerine bir beyin jimnastiğine doğru yola çıkıyorum.

Influencer, doğrudan Türkçeye çevirisiyle “ilham veren”, çoğunlukla sosyal medya üzerinden kitlelerin zevklerini yönlendiren kişilere verilen lakap, hatta günümüzde oldukça kârlı bir meslek. Buna meslek dememe burun kıvıranlar olabilir, zira kendileri çeşitli ifadelerde “ikoncan” veya “hiçbir şey yapmadan para kazanan insan” olarak tanımlanan kişiler. Sözlük karşılığında örnek olarak Kardashian ailesini vermişler mi diye baktım, yokmuş. Onun yerine Oxford sözlüğü terimi pazarlama perspektifinden, şu şekilde tanımlıyor:

“1.1 Sosyal medya üzerinde malları tavsiye ya da teşvik ederek o ürün veya servisin olası müşterilerini etkileme kabiliyeti olan kimse.
Influencer’lar markanıza ciddi bir güvenilirlik kazandırabilir’”

Yakın zamana kadar —bilhassa moda bağlamında— blogger sözcüğü bu terimle dönüşümlü olarak kullanılabiliyordu, ancak giderek bir problem kendini belli etmeye başladı: Bu kişilerin çoğu, artık blog adı verilebilecek, görselleri metinle destekledikleri bir platform kullanmıyordu. Bir süreliğine micro-blogger, yani blogger işlevini Instagram gibi sınırlı içeriğe izin veren platformlar üzerinden sürdüren bir terim kullanıldı. Ancak bu da —belki bu kişilerin çoğu görsel merkezli üretime geçiş yaptığı ve metin kullanımını pek de tercih etmediği için— hızla inandırıcılığını yitirdi ve iş tanımını tek sözcükte gayet güzel özetleyen influencer dile (hatta dillere, zira Türkçe karşılığı henüz icat edilmediğinden dilimizde ve birçok dilde de influencer olarak geçiyor) sağlam bir şekilde yerleşmişe benziyor.

kaynak: @lilmiquela

Peki “bu ‘sanal’ influencer’ın diğerlerinden farkı ne?” diye soracak olursanız, Los Angeles’ta yaşayan 19 yaşındaki Miquela Sousa’nın özelliği, bilgisayar üretimi olması. Miquela’nın yaratıcısı ise, kendisini hiçbir şekilde açıklamamayı tercih ediyor. Bu yazı yazıldığı esnada Instagram’da @lilmiquela’nın 569 bin takipçisi vardı. Miquela’nın teni, saçları ve mükemmel tırnakları sanal olabilir. Ancak giydiği markalar, katıldığı etkinlikler ve bahsettiği konular bir hayli gerçek; takipçileri de öyle. Miquela öyle suya sabuna dokunmayan ‘tatlış’ bir karakter de değil; sosyal medyasında yeri geliyor politik konularda söz söylüyor. Diğer bir deyişle, ortalama diğer influencer’dan hiçbir farkı yok. Miquela’nın bir de Spotify albümü var; ne kadarının dijital ne kadarının analog olduğunu kestirmenin zor olduğu şarkılar günümüz popüler sound’unu olduğu gibi yakalıyor. Aynı görsellerinde olduğu gibi, şarkılarının da ne kadarının sanal olduğunun önemi tartışılır.

Sosyal medya çerçevesinde dönen tartışmalar çok uzun bir süredir sosyal medyada kendimiz için yarattığımız hayatların gerçekliğini sorguluyor ve konu şimdilerde influencer olarak adlandırılan kitleye geldiğinde bu sorgulamalar suçlama hâlini alıyor. Halihazırda her birimizin sosyal medyada yansıttığı gerçeklik sorgulanırken, bunu bir meslek olarak idame ettirenlerin samimiyeti tamamen yok sayılıyor. İşte tam bu noktada “ne fark eder?” diye düşünüyorum. Ne olmuş bu sefer yüzü, çilleri makyaj ve fotoğraf hileleriyle değil de bilgisayar programlarıyla üretilmiş bir avatar ise? Miquela’nın yaratıcısı ise, tamamen anonim kalmayı tercih ederken, “sanatçı” veya “müzisyen” olarak anılmayı tercih ediyor. Ne kadarı istemli bilemiyorum, ancak Miquela’nın arkasındaki beynin giriştiği sosyal deney sanal mecralardaki gerçeklik algımız üzerine bir beyin jimnastiği sunuyor.

dijital kültür, Eda Çakmak, influencer, pazarlama, sosyal medya