Beyoğlu, 01.04.2020,
fotoğraf: Selen Bayrak
Saatler

07:00 Mehmet uyanıyor. Mahallede ilk uyanan o. Karton ve battaniye karışımından yaptığı yatağını toplayıp, üzerini giyiniyor. Kimi günler yatarken pijamasını giyiyor Mehmet. Bu o günlerden biri değil. Yattığı kıyafetlerle kalkıyor, eşyalarını sokaktaki elektrik kutusunun içine yerleştiriyor ve yoldan birilerinin geçmesini bekliyor. Beklemesi uzun sürecek.

08:00 Ozan, Aytekin ve spor kıyafetleri koşar adımlarla deniz kenarına gidiyor. İfadesiz ve gergin bir yürüyüş. Dışarıda oldukları için mutlu, sağlıkları için minnettar, gelecekleri için kuşku dolular. Mehmet, onları önceden tanımanın da verdiği rahatlıkla, parasını istiyor. Kahvaltısını alıyor, Ozan ve Aytekin hedefe doğru koşmaya devam ediyor.

09:00 Mahalledeki marketler ve eczaneler açılıyor. Karantinaya alınmış dükkânlar var; iki banka, bir manav, bir fırın. Her sabah bir başka dükkân kepenklerini açmıyor. İki gün sonra, sahibinin yoğun bakımda olduğu haberi geliyor. İlk vefat eden beyefendi de –huzur içinde yatsın– bizim buralardan. Bu virüs bizim mahalleyi mesken tutmuş, orası kesin.

10:00 Artan insan sayısıyla Mehmet’in keyfi de artıyor. Gelen geçenle sohbet etmekle, marketten çıkanların ona aldıklarıyla zaman geçiyor. Markete girmek için beklemek gereken sıra on metreyi geçiyor. Mahallede altı market daha var fakat herkes illa ki ‘gurme’ olanına girmek istiyor. Yıllardır değerini artırırken tabana da yayılan gurmelik, kendimizi eve kapamamızla birlikte olmazsa olmaza dönüştü. Somon füme, alabaş ve karpaçyo almak için beklemiş altmış altı kişiden biri olmayı istemek çok normal. Diğer marketlere gidip mercimek mi alacak bu mahalleli?

11:00 Derya Hanım için telefonlaşma saati. Derya Hanım altmış beş yaşına şubat ayında girdi. Sağlığının iyi olduğu söylenemez. Bakınca fena durmuyor ama anlatınca, üzüyor. Baba tarafından kanser, anne tarafından koah genleri geçmiş kendisine. Dininde imanında bir Avusturya Liseli kendisi. Depeche Mode’u canlı izlemek için Avrupa’ya gitmiş, her akşam camiden gelen Müslümanlığı unutturmama seslenişlerinden çok memnun bir İstanbullu. Önce oğlunu arıyor, sonra arkadaşlarını, haftada iki de beni. Geçtiğimiz –eve kapanma günlerine denk gelen– kandilde kapının koluna kandil simidi taktırmış apartman görevlisine. Dinin onun tarafından en çok başvurulan şartı, özel günlerde yiyecek dağıtmak. Teyzesinin vefat yıldönümlerinde de tulumba tatlısı veriyor mutlaka. Alışveriş listesi hep nizami: altı portakal, altı havuç, altı patates.

12:00 Mehmet için hamama gitme vakti. Temizliğin tek kurtuluş olduğu bu dönemde, bir hamam ücretsiz, en azından Mehmet için öyle. Hangi hamama gidiyor belli değil, “Şu aşağıdaki” diyor sorunca. Mahallemizin aşağısı hamam dolu oysa. İki günde bir temiz kıyafetlerle geliyor Mehmet. Bir torbası var, içinde özenle katladığı kıyafetleri.

13:00 Mahallenin filmlere mekân olmuş turşucusu için açılış saati. İşleri çok azalmayan esnaflardan. Bağışıklığı güçlendirdiği söylenen doğal, sirkesiz, limon tuzsuz turşular. Turşucuya artık giriş yok. Kapısının önüne bir tezgâh çekmiş, oradan siparişi verip parayı bırakıp alışverişi tamamlıyorsunuz. Sarımsak turşusu, diğerlerinden pahalı ve en çok satılanlardan.

14:00 Bizim için yürüyüş saati. Ayakkabılarımızı dairenin kapısında giyip, kendimizi sokağa atıyoruz. Sokakta olmak hiç bu kadar akıl karıştırıcı olmamıştı. Hava almak müthiş, hava alırken burnundan içeri virüs mü girdi diye düşünmek berbat. Yıllardır yaşamak için tek yer olarak gördüğüm Beyoğlu bizi içine hapsetmiş gibi. Sağım solum önüm arkam korona. İstiklal’e çıkıyorum, bomboş. Başka zaman olsa ne severdim bu hâlini. Şimdi ise ‘basıyor’. Basmak eylemi, tek başına olan bir şey mi, sözlükte böyle bir anlam ifade ediyor mu bilemiyorum ama İstiklal Caddesi’nde yürürken tek hissettiğim duygu bu. Boğazkesen’den inip, Roma’dan yukarı çıkıyoruz. Maksat hareket etmek, yorulmak. Her yer bomboş, manzara çok güzel.

15:00 Mehmet hamamdan dönüyor. Keyfi yerinde. Maskesi ve kolonyası Carrefour’dan. Yatağının önünde sıra olan insanlara laf atıyor, sohbet ediyor. Derya Hanım telefon konuşmalarını bitirdi, camdan bakıyor. Yorgo Bey’i korona ülkeye giriş yaptıktan sonra hiç görmedim. Apartmanda mı, onu dahi bilmiyorum. Kapısını çalayım diye düşündüm ama ben sokağa çıkan muhtemel bir taşıyıcıyım, riske hiç gerek yok.

16:00 Hiç uyumayan mahallede gün artık erken bitiyor. Turşucu ve içki dükkânı kapanıyor. Eczane, market ve pastane açık. Pastaneye giren çıkan çok az ama tüm kadro mesaiye devam. Bozuk parayla duvara yakın oynuyorlar. Acaba nesine?

17:00 Markette sıra artıyor. Mahallelinin çoğunluğu, evden çalışmayı başarabilmiş beyaz yakalılar. Evden çıkması gerekenler ise şimdi şimdi dönüyor yuvalarına. Alt mahallede manavı olan elektrikli bisikletli teyze geri dönüyor. Elektrikli bisikletinin selesinde temizlik malzemeleri, ellerinde lateks eldiven, ağzında maske.

18:00 Kumara gönlünü ve tüm parasını kaptırmış, sağlığına aşırı düşkün Turgut sokağa çıkıyor. At yarışı yok, mesai yok, evde ocak yok. Tanıdık yüz arıyor Turgut. Bulursa para isteyecek. Yasal kumarlar yasaklandıysa bile paraya para katmanın yolu çok. Ama durum kötü, sokakta insan yok, esnaf tanışları dükkânları açmıyor. Turgut’a bugün gelir yok gibi duruyor.

19:00 Mehmet ve eczacılar için gün bitti. Mehmet yatağını yapıyor, battaniyesini alıyor, bünyesine aldığı ne olduğunu bilmediğimiz maddeler yardımıyla uyuyor. Eczacılar dükkânı kapatıyor, maskeleri yüzlerinde, ellerine fısfıslarını sıkıp farklı yönlere dağılıyorlar. Yarına kadar üçü de gözükmeyecek bir daha.

20:00 Marketler de kapıyor. Artık cadde bomboş. Tek tük araba geçiyor. Arada polis aracı “Evde kalın” anonsu yaparak geçiyor. Camiler için İslamı hatırlatma saati. Derya Hanım camın dibinde, her söylenene “Amin” diyor. Yorgo Bey eğer apartmandaysa pek umursamıyordur eminim. Ben de camın dibindeyim, dışarıyı izliyorum. Sokaklar boş ama havadar. Ev ne kadar da havasız. Camı açıyorum, bu sefer de soğuk oluyor. Biraz daha zaman geçse de bugün de bitse. Yarın apaynı bir gün. Sabah olacak, Mehmet uyanacak, ben uyanacağım, eczacılar gelecek, market açılacak, Derya Hanım beni arayacak, ben annemi arayacağım, turşucu Ozan’ı arayacak, dışarıda olmanın hayalini kurarak bir günü daha tamamlayacağız. Sonra güzel günler gelecek. Gelecek, çünkü geçmişte hep gelmiş. Bir sonraki kötü günlere kadar.

Beyoğlu, 01.04.2020,
fotoğraflar: Selen Bayrak

Beyoğlu, karantina, komşuluk, koronavirüs, mahalle, pandemi, Selen Bayrak