Yemek, Kent ve Gündelik Hayat
Kolektif Mutfaklar
Ne İşe Yarar?

Toplumsal, müşterek bir eylem olarak yemek üretmek, bu üretimi hâkim kapitalist piyasaların yönlendirdiği süreçlerin dışında geliştirilen alternatif yollarla, eşitlikçi emek, toplumsal adalet ve hak temelli bir anlayış içinde paylaşmak mümkün mü? Bu amaçlarla kurulmuş mutfaklar ya da atölyeler ne işe yarar? Ya da bir işe yararlar mı? Ekonomik sermaye, kâr ve kazanç temelli düşünen, statik stratejiler alanında disiplin odaklı hayatlar sürenler için, hemen cevap vermek mümkün: “Bir işe yaramazlar!” Tüm çabalar boşa kürek çekmekten, iyimser bir dünyanın hayalini kurmaktan ibarettir; karın doyurmazlar. Oyun severler ise, hayatlarını böylesi ‘boş işlere’ adayarak geçirirler. İşlevlerin atanmış anlamlarını irdeleyerek, zorunlu olarak tabi olunan, yönlendirici kurallar dışında alternatifler, taktikler geliştirerek gündelik hayatın işlediği mekânı, bir başka deyişle yaşam dünyasını genişletirler. Olası ve beklenmedik olan, potansiyel taşıyan, dolayısıyla umut içeren her şey bu alanda doğar. “Belki de işe yaramaz gibi görünen şeyler, asıl işe yarayanlardır.”1

Mekânda Adalet Derneği’nin yayınladığı beyond.istanbul dergisinin “Mekânda Adalet ve Gıda” temalı üçüncü sayısının konuk editörleri de, “gıda toplulukları, kolektifler, kolektif mutfaklar, sokak sofraları, tüketim kooperatifleri, kent bahçeleri ve üretici pazarları” olarak sınıflandırdıkları gıda inisiyatiflerine, bir başka deyişle işlevin tekil bir anlama indirgendiği stratejiler dünyasında yeni taktikler geliştirmeyi amaçlayan alternatiflere odaklanıyorlar. Doğançayır ve Kocagöz’e göre bu inisiyatifler, ana akım lojistik ağına alternatif, başka bir erişim ağı üzerinden tedarik, dağıtım ve tüketim ilişkilerini yeniden kuruyor ve küçük üretimin, dayanışmanın, kolektif üretimin desteklendiği bir politik zemin üzerinden yeni bir gıda sistemi öngörüyorlar. Alternatiflerin ortak sayılabilecek özelliklerinden birisi, yerel dinamiklerle şekillenmeleri, mahalle odaklı gruplar olarak ortaya çıkmaları ve dolayısıyla kamusallığı gevşeten, müşterek kamusal pratiklerin yaygınlık ve görünürlük kazanmasını sağlayan mekânsal bir etki yaratmaları; ikincisi, kaynak ya da üretici ile alıcı arasındaki güven ilişkisini sağlayabilen aracılar olmaları; bir diğeri ise, alım gücü düşük gruplara ulaşma, israfın önlenmesi, hayvan sömürüsünün önüne geçmek gibi etik dertlerinin olması şeklinde sıralanıyor. Alternatif gıda inisiyatiflerinin haritasının da çıkartıldığı röportaj serisi, kaynaklarını hızlı bir şekilde tüketen, yok eden İstanbul’da, alternatifler üzerinden yeni imkânlar açmaya kafa yoranların sayıca hiç de az olmadığını gösteriyor.

Dergideki röportajlarda da yer verilen iki kolektif mutfağı, Komşu Kafe Kolektifi ve Kadın Kadına Mülteci Mutfağı’nı ve bu örneklere ek olarak, Gaziantep’te Kırkayak Kültür Derneği desteğiyle oluşmuş Mutfak Na’yı, göçmenlik bağlamında ve işe yararlık meselesi üzerinden tartışmaya açmak niyetindeyim.2

Komşu Kafe Kolektifi, Türkiyeli kolektif üyelerinin de katılımıyla meslek sahibi, eğitimli göçmenlerin sivil inisiyatifi ile kurulmuş bir mutfak. Komşu Kafe, Yeldeğirmeni’nde son yıllarda açılan hipster kafelerin aksine, sermaye ile işleyen şık bir kafe değil; dayanışma ekonomisiyle ayakta kalmaya çalışan, emekçilerinin ve mekânın ekonomik döngüsünü ancak sağlayabilen müşterek bir mekân. Küresel savaşın olumsuz etkilerine maruz kalarak ülke değiştirmek zorunda kalan, kimi mühendis kimi gazeteci olan aşçılar, küresel kapitalizmin yaydığı genel stratejinin alanına karşı, alternatif bir ekonomi modeli geliştirerek kendi taktiklerini üretebilmiş durumdalar. Bu anlamda, Komşu Kafe, yerlerinden edilmiş kişiler için yeni bir barınak, bir göçmen dayanışma mutfağı ve alternatif bir ekonomi modeli. Bununla birlikte bu mutfak, sadece mahallenin, semtin, bölgenin değil, İstanbul’un da küresel mutfağı hâline geldi. Çoğunlukla savaş coğrafyalarının, Ortadoğu mutfağının ve yanı sıra diğer küresel mutfakların yemek gecelerini, ‘ilgi çektiği’ için düzenleyerek sosyal medya hesapları üzerinden duyuran kolektif, pişirdikleri çeşitli vegan yemeklerin tabak fiyatının hayli erişilebilir olduğu bir kafe. Çoğu zaman da ‘yemek hazır’ duyurusu yapıldığında kuyruğa girenler, tabaklarına kendilerinin belirlediği bir ücreti ödüyorlar. Bu durum, alışılageldik ekonomi stratejisinin dışında kaldığı için, bazen suistimal ediliyor; bazen de kafe ücretsiz yemek dağıtan bir hayır mutfağı olarak algılanıyor. Dayanışma ekonomisinin anlaşılması, müşterek üretimin ve tüketimin kültürel alışkanlıklar içine yerleşmesi zaman alsa da kafe mahalleye yerleşmiş durumda. Ortak kamusal bir mekân olan kafede çay servisini müşteri kendisi yapabiliyor, mekân içinde evde dolaşır gibi rahatça gezinip bir köşeye yerleşebiliyor. Mekâna gelenler aynı masada sohbet hâlindeyken tanışıyorlar. Mekânın kullanımı ve işletme mantığı müştereklik, dayanışma ve güveni her seferinde hatırlatıyor. “Anti-seksist, anti-ırkçı, anti-homofobik, anti-otoriter, anti-hiyerarşik, anti-sömürgeci” mottosunun duvarlarında yazılı olduğu kafe, ne yazık ki zaman zaman kimi mahallelinin “Suriyeliler, buradan gidin!” tepkisine maruz kalmış. Dışarıdan bir bakışla, kolektifin politik bir mücadele içinde olduğu düşünülebilir; ancak, hayatta kalmaya ve yeniden bir yere tutunmaya çalışan bu insanların öncelikli derdi geçimlerini sağlamak.

kaynak: Komşu Kafe Kolektifi’nin
Facebook sayfasından

Kadın Kadına Mülteci Mutfağı (KKMM) ise, komşuluk dayanışmasının esas alındığı, mahalledeki toplumsal sorunları dayanışma ile aşmaya çalışan Okmeydanı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (Okder) çatısı altında kurulmuş, kadınların işlettiği bir göçmen mutfağı. 2015’te dernek henüz bir yılını doldurmuşken, mahallenin merkezi konumu ve geçici iş bulma kolaylığı nedeniyle yerleşen Suriyeli göçmenler de bu komşuluk ve dayanışma ağından yardım almak amacıyla derneğe başvurmuşlar. Dernek, gönüllülerin de yardımıyla göçmenlere, eşya, erzak sağlarken, barınma ve eğitim problemleri konularında da destek olmuş ve böylece özellikle derneğe başvuran Suriyeli kadınlar ile tanışıklık ve güven bağı geliştirilmiş. Bu sürecin sonunda, Suriyeli kadınların “yardım alma değil, bir işe yarama” isteği ile kolektif mutfak düşüncesi gelişmiş. 17 kadının yapmak üzere ortaklaştığı gıda ürünleri turşu ve reçel olarak belirlenmiş. Evlerde başlayan üretim süreci, derneğin ve gönüllülerin topladığı kira ile tutulan, gönüllü mimarların tasarladığı endüstriyel mutfak, toplantı ve oyun alanından oluşan mekânda devam etmiş. Bu esnada bir sivil toplumun fon desteğini de kabul eden kolektif, önce ürettikleri reçelleri alternatif gıda ağı içinde aldıkları yardımla kafelerde, kooperatiflerde, dayanışma kermeslerinde satarak daha sonra da toplantılar için aldıkları yemek siparişleriyle geçimlerini sağlamaya başlamışlar. Derneğin desteğiyle varlığını sürdüren mutfağa gelen işlerden kazanılan bütün para Suriyeli kadınların kazancını oluşturuyor.

kaynak: Kadın Kadına Mülteci Mutfağı’nın Facebook sayfası

Mutfak Na ya da Bizim Mutfak ise Gaziantep’te faaliyetlerini sürdürmekte olan Kırkayak Kültür Derneği’nin öncülüğünde, gönüllü üç kadının fikir birliği ile kurulmuş bir kadın atölyesi. Sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan toplantılar neticesinde Suriyeli kadınlara ulaşılmış ve yemek atölyeleri düzenleme fikri geliştirilmiş. Bu mutfak, KKMM gibi, Suriyeli göçmen kadınlardan gelen çalışma isteği neticesinde, kadınlara iş imkânı sağlamak amacıyla kurulmuş değil, ancak Türkiyeli ve Suriyeli kadınları yemek üretimi üzerinden bir araya getirmeyi, kültürel birlikteliği ve dayanışmayı sağlamayı hedeflemiş. Dernek, yaklaşık bir yıl sonra bir mutfak kurarak atölyeler yürütmeye devam etmiş. Bu atölyelerde iki farklı kültürün kadınları, dil bariyerine ve önyargılara rağmen ortak bir mekânda buluşmuşlar, tanışmışlar ve sonrasında mutfak buluşma mekânı hâline gelmiş. Bunların yanı sıra, piknik, müze ve kent gezileriyle kadınların kaynaşmalarını, bir arada yaşamak üzere güven ilişkisi geliştirmelerini sağlamaya çalışan dernek, geçim derdinden dolayı yaşanamayan gündelik hayatın normalleşmesinde aracı olmuş. Suriyeli bir kadının “altı yıldır buradayım ancak piknik yapmak hiç aklıma gelmemişti, ne kadar çok ihtiyacım varmış” ifadesi, yerleşme ve alışma sürecinde geri plana atılan kamusallık ve sosyalleşme ihtiyacının önemini hatırlatıyor.

Komşu Kafe Kolektifi, kendi sivil inisiyatifleriyle bir araya gelmiş çoğunluğu göçmen olan kişilerin dayanışma ekonomisi üzerinden işlettikleri bir mutfak ve kapitalizmin yutucu koşullarına karşı ayakta kalmaya çalışıyor. Göçmen kadınlara iş imkânı sağlamayı ve ekonomik anlamda güçlenmelerini amaçlayan Okder ve mutfak gönüllüleri, kadınlar için daha fazla iş imkânı yaratmanın peşinde. Mutfak Na ise, kadınların sosyalleşmelerine, bir araya gelmelerine kendi inisiyatifleriyle dayanışma içine girmelerine aracı oluyor. Her biri farklı ölçeklerde, farklı amaçlarla ortaya çıksalar da üç mutfak da göçmenlerin yeniden yerleşme ve mekânı temellük etme süreçlerinde imkânlar açıyor. Her biri, birileri için işe yarıyor.

Taktikler, genel stratejilere karşı kendiliğinden ortaya çıkarlar, yönlendirilemezler. Küresel kapitalizmin baskın yutuculuğuna karşı mücadele ederken göçmenlerin olağan bir arayış içinde ortaya koyduğu pratikler, başarılı dayanışma ağlarının ve ekonomisinin de gelişmesini sağlıyor. Buna, tasarlanmış bir strateji olarak bakıp yüceltmek ya da genele yaymaya çalışmak da ayakta kalamayacağını düşünüp görmezden gelmek de pek ‘işe yarar’ görünmüyor.

1. Kadir Has Üniversitesi Mimarlık ve Kent Çalışmaları Yüksek Lisans Programında, Didem Kılıçkıran ile birlikte yürüttüğümüz, Eleştirel Teoriler ve Güncel Tartışmalar isimli dersimize konuk olan Bülent Diken’in, Pelin Esmer’in yönettiği İşe Yarar Bir Şey adlı filmi üzerinden açtığı kuramsal tartışma, üzerinde düşünmekte ve yazmakta olduğum bu yazıda çok yönlendirici oldu. Kendisine teşekkürlerimle.

2. Bu tartışmalar moderatörlüğünü yürüttüğüm iki panelde geçen anlatılara dayanmaktadır. İlki, Kamusalı Yapmak programı kapsamında 19 Ekim 2018 Cuma günü TAK’ta düzenlenen “Yemek Üzerinden Kamusal Pratikler” paneli, ikincisi, Hrant Dink Vakfı’nda 14 Aralık 2018 Cuma günü düzenlenen “Mültecilerle Dayanışma ve Birlikte Yaşam İçin Müşterek Mekânlar” panelidir.

Ezgi Tuncer, göçmen, mülteci, müşterekler, Yemek Kent ve Gündelik Hayat