Prag, 2015,
fotoğraf: Levent Şentürk
Herkesi
Rahat Bırakmak
En İyisi Değil mi?

Orta sınıfın önemlice bir bölümünün evlerine çekildiği bu pandemi, ‘eve çekilme’ diye bir olgunun küresel Pandemi Hükümeti’nce yasaklanacağı gelecek pandemiye oranla epey şanslı sayılır. Şimdilerde, evlerine çekilenlere tavsiye listeleri yayımlayanlardan geçilmiyor. Benden de geçtiğimiz ay (Mart 2020’de) sevdiğim bir site böyle bir talepte bulununca, bu yazıyı kaleme aldım (ve elbette yayımlamadılar).

Bana kalırsa, “Neler okuyalım, neler izleyelim?” mealinde listeler bahşedenlere korona pandemisinde değil, gelecek pandemide daha çok ihtiyacımız olacak; çünkü evde değil, küresel pandemi karantinahanelerinde enterne edileceğimiz, geleceğin ultra-biyopolitik dünyasında, her şehrin kendi nüfusu kadar tam donanımlı izolasyon hücresine sahip olduğu ‘eşitlikçi’ odacıklar bulunacak. Bu harika odalarda insanlar sadece film ve kitap önerilerine değil, en asalından başlayarak gerçek nesnelerin (ekmek, su, çiçek, vb.) sanal muadillerine şiddetle ihtiyaç duyacak. ‘Eşitlikçi’, çünkü şimdi ‘evli evine–evi olmayan mezara’ mealindeki orta sınıfçı çözümdense bu daha makul görünecektir. Metropoller için ‘evli evine’ formülünün anti-viral olmaktan ne kadar uzak olduğu ortada, zira nüfus yoğunluğu buna izin vermiyor. Küresel önlem olarak metre cinsinden mesafelenme birimleri öneriliyorken, metropollerdeki üç boyutlu yığışmaya dair tek kelime edilmemesi yeterince trajik görünüyor.

Devlet (ya da özel şirketler) –ücreti mukabili tabii– evlerimize gidip, bizim için bu mekânın kısa bir videosunu, arada bir özlem giderebilelim diye bize internetten yollayabilecek! Ama o zor zamanlarda sağlığımızı düşünen geleceğin devletinde böyle bir şımarıklığa hiçbirimiz kalkışmayacağız, öyle değil mi?

Korona salgını nedeniyle insanların daha kültürel ve daha entelektüel bir zaman harcama tercihi içine gireceği ve bundan yeni bir pazar üretilebileceği yolundaki fikri saçma bulduğumu söyleyerek başlamalıyım. (İşin açığı, yavaş yavaş onlar da bunu anlamaya başlamıştır diye düşünüyorum.) Canının derdine düşenlerin, ne kadar kariyerist olurlarsa olsunlar, sosyal medyada yahut internette, hâlâ her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranmalarının sonunda onları darmadağın edeceğini, hasta edeceğini, sakatlayacağını, bunun da pek uzun sürmeyebileceğini, insan ruhundan anlamayan biri olarak ben bile öngörebiliyorum.

Bunun, yani sağa sola tavsiye listeleri bahşetmenin –ille de yapılacaksa– çok sınırlı miktarda, eğlencelik yapılması gerektiğini düşünüyorum, ama o kadarı için bile kendimi yetkin hissetmiyorum. Burada bir ‘boşluk’ olduğunu ve bu boşluğu ticari olarak doldurmak gerektiğini düşünenler arasında da görmüyorum kendimi. Bu işi stil sahibi insanlara, lifestyle gurularına, eksperlere bırakmak en iyisi. Hazır evdeyken boş durmayalım, bol bol okuyalım, sanat, kültür, bilim; artık Allah ne verdiyse, şöyle güzelce bir teneffüs edelim şeklindeki mantık yürütmenin faydasını anlamadığım gibi, böyle bir havaya girmenin nasıl bir motivasyona dayandığını kavramakta da aynı oranda zorluk çekiyorum açıkçası.

Gerçeği tersine çeviren yeterince şer kaynağı var zaten yeryüzünde: Devletlerin yalan makineleri, –Žižek’in ifadesiyle– ultra-politik bir dönemeçte bulunduğumuz şu tarihte, Trump ve benzerleri bunu bastırmak için şaşkınlık ve panik içinde biyopolitik ikiyüzlülüğün gereğini yerine getiriyor.

Bir de, bedenselliğin neredeyse bütünüyle devre dışı bırakıldığı bir zamanda kamusal mekânın tıbbileştirilmesinin gereği yerine getiriliyor. Tıbbileşme, Foucaultcu büyük kapatılmanın vites büyütmüş hâlinden ibaret; aşı ve ilaç gelene kadar, kadim kapatma devrede.

Ultra-teolojik bir kapatılma anında virüsle mücadele kişinin nefsiyle mücadelesiyle eşitlenerek, kapatılmanın metafizik altmetni de devreye sokuldu: Dünyadan elini eteğini çek, zamanını riyazetle geçir, kendini kurtuluşa hazırla, başkalarıyla temastan kaçın, seksten uzak dur, hatta en uç noktada, kendi bedeninin parçalarıyla arana mesafe koy, elini kafa açıklıklarına götürme, vb. Zannedersiniz ki kişi bir Budist rahip gibi yeterince kapanabilirse, virüsü virüslüğünden caydıracak ve onu geldiği yere yollayacak. Bu ahlakçı toplumsallaşmaya odaklanan milyonlar bir taraftan da, uymaya mecbur tutuldukları bu hijyen yasalarını harfiyen uyguladıkları yetmez gibi, bunlarla taban tabana zıt, kaotik bir yayılım gösteren virüsün kıtalar boyu mahşerin dört atlısıyla gerçekleştirdiği biteviye koşuyu dehşetle izlemek gibi bir rolü de üstlenmek durumunda.

Bu arada, Thanatometre fıldır fıldır dönerek bize Azrail’den rakamlar getiriyor. Ancak ölümün rakamlardan ibaret olmayan ve tek tek bütün bedenlere gelip dayandığı şu tarihsel eşikte bile, ölüm, kapatılmış kentlilerden her zamankinden de uzak. Mezarlıklara izinsiz girilememesinden ölüm nedenlerinin saptırılmasına, ölüm gerçeğinin ölenlerden bile saklanmasından faşist bilgi karartmasına dek, yeryüzünün birçok yerinde başarılı bir ‘gerçek kontrolü’ yürütülüyor: “Salgını durduramıyoruz, bari her zaman yaptığımız gibi, bilgi akışını durduralım.” Tabii gerçeği durdurmak diye bir şey söz konusu değil.

Yeryüzünün yedi bucağında küresel ölümün gerçekleri konusunda, hem de bizzat devletler eliyle, ardı ardına o kadar fazla yalan üretiliyor ki, sadece bunların küçük bir bölümünü yalanlamak için bile yerkürenin tüm bilim insanlarının işini gücünü bırakıp üç vardiyadan yirmi dört saat bu işle uğraşmaları gerekirdi...

***

Popüler edebiyat ve yaşam dergilerinin “Şu Aralar Ne Okuyorlar?” tipi, kanaat önderliği üzerinden pazarlama teknikleri hiçbir zaman ilgimi çekmedi. Filanca şu kitabı okuyor diye ben neden işimi gücümü bırakıp aynı şeyi yapmalıyım?

Bir internet sitesinden, “Bize bir liste önerisinde de sen bulunur musun?” teklifi karşısında ilk reaksiyonum, şu aralar okumaya çalıştığım veya en azından yakın zamanlarda okumayı kafama koyarak önüme yığdığım kitaplardan, dijital kitaplardan yahut çıktısını alıp masama koyduğum makalelerden hızlıca bir derleme liste yapmak oldu. Ama buna kalkışmamla bundan vazgeçmem bir oldu. Sıkıcı, fuzuli bir liste çıkardığımı kendime itiraf etmem uzun sürmedi. Öyle ya: Akademik ilgilerimin anlık bir kesitinden durduk yere uluorta söz açmamın ne gerekçesi olabilirdi?

Bunun üzerine, mevzubahis güzel sitede o güne kadar getirilen önerilere baktım ve özellikle de bazılarını çok beğendim; güzel seçimler olduğunu görerek “Vay be!” demekten kendimi alamadım. Bunlardan bazılarını indirdim ve yakın çevreme de önerdim; böylece işlevimi bir oranda yerine getirmiş sayılırım. Böylece dijital cengelde baytlar oradan oraya akmaya devam etti; fakat bu noktada daha derin bir umutsuzluğa kapıldım, çünkü başkalarının hoşuna gidecek güzel dijital malzemeler bulmak konusunda ne hevesliyim ne de buna mecalim var. Yeri geldikçe, anlık olarak böyle karşılaşmalar elbette yaşıyorum ancak bunlarla ilgili bir arz/talep sürecinin çok uzağında olduğum ortada. Bu konuda kendimi o kadar yetersiz hissediyordum ki, panik içinde, yakın arkadaşlarımdan ve öğrencilerimden yardım istedim, rezil olmamak için. Ama bunların gelmesini beklerken dayanamayıp bu yazıyı kaleme aldım.

Sonuç olarak, yavaşça ‘su kaynatmaya’ başladım ve bir liste hazırlayıp sıramı savmak yerine bu yazının başına oturmayı ve bu minvalde içimden yükselen itirazı dile getirmeyi tercih ettim, ki buraya kadar da bunları okudunuz. Buradan devamla:

İnsanların gönüllü bir şekilde böyle bir kültür koçluğuna kendilerini memur kılmalarının normal zamanlarda dahi garip kaçtığını düşünüyorum. Kimseyi incitmek istemiyorum elbette; kimseyi suçlamaya da kalkışmıyorum; sadece durum üzerine düşünüyorum. Hâlihazırda sayısız açık kaynak mevcutken, bunlara erişmeyi düşünmemiş milyonlarca insanın, sırf şimdi kimi kurumlar sözde bir yüce gönüllülükle bunları açıyor diye, onların bu sözde iyilikleri karşısında nankörlük etmeyi bırakarak, cumburlop, bu siteleri hazır bedavayken gezmelerini beklemek elim bir manzara ortaya çıkarıyor bana kalırsa.

İyi ihtimalle, sırasını bekleyen kalabalık materyallerden örülme kocaman duvarın birkaç tuğlası daha olacak bu indirilenler. Kötü ihtimalle de, anlık bir heves olup unutulacaklar. Hiç olası olmayan ama en çok yatırım yapılan ihtimal ise şu: Yıllar yılı bu bedava malzemeye aç bırakılmış insanlar, ona kavuşur kavuşmaz, onlarca yıldır evrenin en susuz yerlerinde kurutulmuş bir sünger gibi emecek bunları; derken, küresel salgının yoğun melankolisinin tetikleyeceği bir yaratıcı mania hâlinde, içlerinde saklı kalmış sanatçıyı işte tam da şimdi keşfedecek; nihayet, ani bir aydınlanmayla başlayıp yoğun bir katharsis süreciyle ancak dengelenebilen bir yapıt çağlayanına dönüşecekler. Tüm bunları yapmak için, bula bula pandemi zamanını buldu tabii bu insanlar.

***

Küresel istisna hâli kültürüne eklemlenen kültür/sanat/bilim endüstrileri, ortaklaşa bir iyimserlikle, bu lütuflarını, tekrar eskisi gibi tatlı tatlı para kazanacakları, gelecekteki o güzel günlere dönecekleri önkabulü üzerine bina etmekteler. Sanki yeryüzü büyük bir felaket yaşamıyormuş da bir bolluk ve refah dönemine girilmiş gibi davranmanın dayanışma ahlakıyla ne ilgisi var? “Bu salgın elbet geçecek, millet de sanata, kültüre, bilime aç; n’aapsın, Berlin duvarı yıkılınca Batı Berlin’e hücum eden Doğulular gibi, elit kurumların yaygın şekilde piyasaya süreceği her tür malı, ayırt etmeden, yağmalarcasına satın alacak”: Öyle mi?

Dikkat buyrulursa, erişime açılmış bilim, sanat ve düşünce malzemelerinin ilanihaye erişimde kalmayacağı, ‘her şey normale dönene kadar’ bu güzelliğin yapıldığı mesajı veriliyor orta vadeyle ilgili olarak; sanki bunun dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmeye çalışanların emeğiyle yakından uzaktan bir ilgisi varmış, olabilirmiş gibi.

Kısa vadede ise normalleşmeye katkıları, bu sözümona kolaylaştırıcılıklarının ruh dünyamızda yaratacağı etkide kendini gösterecek. Görünen o ki, bu istisna hâlini çekilir kılma yarışına, küresel kapatılmanın süreğen bir rejime dönüşmesinin araçlarını geliştirme çabasına, bu plasebo kervanına katılmaya dünden hazır ama neden hazır olduğunu da tam bilmeyen bir alay kurum var her yanda.

Bunun yerine, bu hizmetlerin sonsuza kadar geçerli olduğunu ilan etmelerini istemek, “Neden böyle yapmıyorsunuz?” diye sormak gerekmez mi? Duruma eklemlenmek yerine, durumun eleştirisini yaparak bakmak gerekmez mi? Böylesi çok daha insani ve inandırıcı olur; dahası bunu retrospektif bir biçimde yapma eğilimi zaten nicedir mevcut, kimi kurumlar açısından.

Sanal Louvre turu atmanın, kimi kapalı galerileri ekrandan gezmenin serinleteceğini zannetmenin erken bir iyimserlik olduğunu ve bu iyimserliğin hızla tükeneceğini düşünüyorum. İkame sosyallik, gerçeğinin yokluğunu daha da fazla duyurmaktan başka ne işe yarayabilir ki?

Kaldı ki, erişime açılmış kimi alanların sanal turları bu kurumlara zarar yazmıyor; diğer bir deyişle zaten tüketilmeyen bazı müze mekânlarını şimdi bedava yapmak, verilemeyen birçok hizmette indirim yapmakla aynı şey değil mi? Korona salgını nedeniyle zaten ‘tedavülden kalktıkları’ gerçeğini, reklam yoluyla gözlerden kaçırmaktan başka neye hizmet ediyor ki tüm bu safsata?

***

Özet olarak, yazımın başlığına dönüyorum: Hiç olmazsa şu zamanda bir rahat bırakılsak, daha iyi olmaz mı? Şu koşullarda, herkesin eve kapandığı, evde kapanmışken kendini sanat, bilim, felsefe gibi yüksek şeylerle meşgul etmekte yetersiz kalacağı gibi bir kaygıyla mı hareket ediliyor?

Esas büyük yalana, esas büyük yatırımın yapıldığını nasıl saklayabilirler? Eğri oturup doğru konuşalım, eve kapanmakla kalmayıp bir de eve kapanmanın ne kadar normal ve evrensel olduğuna inanmaya mı çalışıyoruz? Kapitalizmin gözde kalesi çekirdek aile konutunu –bu kez hiçbir sektör ayrımı yapmaksızın– her tür ayrıcalıkla donatmanın lojistik altın çağı yaşanıyor pandemi sayesinde. Tüketicinin ayağına gidemediği ne varsa, tüketicinin ayağına gelmiş gibi yapılıyor ki, zamanı geldiğinde oralardan ayağı kesilmesin.

Böylece kişi, eve kapanma veya internete girme şansı olmayan mutsuz çoğunluğun arasında olmadığı lüksünü tatmıyormuş da, kültürel açlığını gidermek gibi ‘çok daha mühim’ bir sorunu varmış gibi davranmakta...

Eğri oturup daha da doğru konuşalım; ne hikmetse, kıt kaynaklara sahip insanlara, ellerindeki kıt kaynaklara dair bir tavsiye veren yok. (Bu da bir itiraf olmalı, çünkü zaten bu durumda tavsiyelerin saçmalığı iyice suyüzüne çıkacaktır.) Varsa yoksa, “İnternet üzerinden yeni cevherler keşfetme yarışına girmelisiniz” özendirmesi her yanda. Peki niye? Ya erişimi olmayanlar, ya zaten kapanma lüksüne hiçbir zaman sahip olamamış olanlar?

Yahut insanlar kendi kendilerine bir kültürel, sanatsal, düşünsel veya bilimsel tüketim arayışı içine giremeyeceği için onlara ‘yardımcı olmanın’ insanlık vazifesi addedilmesi gerektiği türünden bir vehme mi kapılıyorlar? Bu vehmi giderebilen Google gibi araçlar var, müsterih olsunlar.

dijital kültür, internet, karantina, koronavirüs, kültür, Levent Şentürk, pandemi