Slovenya, 1959,
kaynak: Wikimedia Commons
Hula Hoop
Bir Çember Gündemi
Nasıl Allak Bullak Eder?
Yedigün, 26 Ağustos 1936

Hula hoop dediğin aslında nedir ki? Bir koca çember. Bu çemberi çok daha önceleri beline takıp döndürenler yok muydu sanki? İşte bakın Yedigün dergisinin 26 Ağustos 1936 tarihli sayısında yayımlanan “Plaj Oyunları” yazısına. Bir sürü resim var, bir numaralı olanında üç kadın bellerinde birer çember döndürmekte! Yazıda bu ne demekmiş diye açıklanıyor: “1 nolu resimde gördüğünüz çember oyunu kalçalarınızın yumuşaması, çeviklik ve ahenk kazanması içindir. Çemberi iki elinizle tutup göğsünüzün hizasında süratle döndürecek ve ellerinizi yukarı kaldırarak onu bırakacaksınız. Çember mümkün olduğu kadar vücudunuza değmeden karnınızın ve kalçanızın etrafında dönüp yere düşecektir ve siz bu müddet zarfında ona kabil olduğu kadar temas etmemeye çalışacaksınız.” Alın size halisinden bir hula hoop! Ama patentli değil daha!

Tarihin derinliklerinde aynı buna benzeyen ve hula hoop gibi oyun amacıyla kullanılan birçok nesne varsa da, söz konusu plastik tekerleğin dünyayı çılgına çevirmek için yeniden ortaya çıkışı 1957 tarihini taşır. Bu tarihte Los Angeles’da bir oyuncak şirketleri bulunan Richard Knerr ve Arthur “Spud” Melin, hula hoop’u patent alarak üretirler. Sonraki iki yıl içinde bu iki açıkgözün Wham-O adlı oyuncak şirketi 100 milyon adet hula hoop üretip satar. Bütün mesele doğru zamanda, doğru adımı atmaktadır. Ya da diyebiliriz ki, sistem ancak patentli olanların zengin olmasına izin vermektedir.

Wham-O hula hoop ilanı, 1962

Hula hoop nereden çıktı?

Hula hoop modasının dağı taşı sarmasının ardından, bu basit ama etkili oyuncağın tarihi yazılmaya başlanır. Aman efendim neler bulunmaz neler! Bir efsaneye göre hula hoop bir Kızılderili kabilesi olan Jivaro’lardan gelmiş. Söz konusu kabile sırt ve bel halkalarını güçlendirmek için bellerine halkalar takıp çevirirlermiş… Diğer bir öykü ise Avustralya yerlilerinin bir çeşit halk danslarına kadar uzanır. Hawaii kökenli olduğunu düşünenler de var. Falan filan…

Hula hoop’un moda olduğu dönemdeki güncel tarihi daha ilginç. Oyuncağın birinci yıldönümüne denk gelen gazete haberlerine bakarsak, o sıralar halkayı hiç düşürmeden döndürmek rekoru sekiz saat otuz altı dakika. Çember, hesaplamışlar, tam altmış yedi bin devir yapmış. Ama bu rekoru kırmaya kalkanların sonu pek iyi noktalanmamış. Örneğin Tokyo’daki bir genç rekor denemesinde karın adalesini yırtmış, hemen hastaneye kaldırmışlar. Zaten çeşitli ülkelerin doktorları hula hoop’un çocukların kaburga ve bel kemikleri üzerinde gayet zararlı etkileri olduğunda hemfikirler…1

Oyuncağımızın dünya tarihini bırakıp Türkiye sınırlarındaki macerasına gelirsek, ilk haberleri 1958 yılı sonlarında görebiliriz. Yeni Sabah gazetesi bize “yeni başlayan Hula-hoop salgınının İngiltere’de bitmek üzere” olduğunu söylüyor. Bu yeni icat imalatçılarına dokuz haftada hiçbir oyuncaktan kazanmadıkları kadar kâr bırakmış. Başlık da buna işaret ediyor zaten: “Hula-hoop’dan zengin olanlar!”2 Aynı yıl ekim ayında Hürriyet, “Hula-hoop rock’n’roll’un yerini alıyor” diyerek ilk uyarıyı yapıyor.3 Hafta dergisi fotoğrafını da basarak Duke Ellington’un “kendisini İngiltere’ye getiren transatlantiğin güvertesinde” hula hoop dansı yaptığını yazıyor.4 Dünya gazetesinde aralık ayı başında yayımlanan bir fotoğrafın altında ise şu bilgiler yer alıyor: “Dün Galatasaray’da bazı gençler Amerika’nın meşhur çemberini takarak Hula-Hup oynamışlardır. Hula-Hup çemberleri şehrimizde 920 kuruşa satılmaya başlamıştır.” Birkaç gün sonra ise bu oyuncağın İstanbul’a hızla yayıldığını yine aynı gazeteden öğreniriz: “Evvelki gün Tünel’de, daha evvelki gün Dolmabahçe sırtlarında, dün bilmem hangi semtte bu gösteri yapıldı.” Bir gazetede de halkı meraktan kurtaran, ferahlatan, derin bir “Ohhh!..” çektiren bir ilana rastlıyoruz: “Hula-hoop çemberleri yakında piyasaya arzediliyor.” 1958 aralık sonlarında ise beklenen mutlu haberi ileten ilan da şöyledir: “Müjde. Şeklini bozmıyan, Amerikan ölçülerine uygun, hakiki plastik: Hula Hoop çemberi satışa arzedilmiştir. Toptan satış yerleri: Sinbor Koll. Şti. Galata ve Beko Ticaret T.A.Ş. Beyoğlu.” Evet, Beko firmasının ilk günlerinde hula hoop çevirmişliği de varmış, öğrenmiş olduk…

Hula Hoop ilanı, Aralık 1958

Dansözler de hula hoop’çu oldu

Ama dikkatinizi çekerim, aletimiz memlekete yasaklarıyla birlikte gelmektedir. Belediye yasakları arasında hula hoop ile ilgili maddeler boy göstermiştir: “Bundan böyle kim sokakta hula-hoop yaparsa cezalanacak.” Sokaklarda yasaklansa da ne gam, oyuncak pek moda olmuş, girmediği delik kalmamış ki zaten! Artık lokallerin ve pavyonların ilanlarında “Mekanımızda her akşam hula-hoop gösterileri vardır” ibarelerine rastlanmakta. Dans öğretim salonlarının yanına hula hoop öğreten salonların açılması ise gün meselesi. Gazeteye göre bugün, yani 8 Aralık 1958 tarihinde bir dansöz, evinde basın mensuplarına bu yeni modanın bütün inceliklerini gösterecekmiş… Ertesi gün bu gösteri fotoğrafıyla gazetede yer alıyor, ama güzel dansözümüzün adı belirtilmemiştir (biz açıklayalım Semiramis Göze). Altyazı ise şöyle: “Hula-Hup hastalığına tutulan dansöz, Hula-Hup’u 20 günde öğrendiğini ve bu sayede de 10 kilo verdiğini söylemiştir.” Semiramis, 14 Aralık 1958 gecesi Çin Pavyon’da “programına hula-hoop dansını ilave ettiğini” ilanlarla da duyurur, kızcağız boşuna uğraşıp durmamış anlaşılacağı gibi! Semiramis’in çeşitli gösterilerde (örneğin 8 Mart 1959 günü İzmir İkbal Sineması’ndaki konserde) “en son hula-hoop dansları” yaptığını görürüz.

Semiramis, 14 Aralık 1958 gecesi
Çin Pavyon’nda

İzmir’de ise ilk hula hoop gösterisi, 8 Kasım 1958 günü Amerika’dan İzmir limanına gelen Kayseri şilebinde bulunan ve aslında İstanbul’a gitmekte olan “bir Türk ailesi” tarafından basın mensuplarına yapılmıştır. Müfit ve Nesrin Oğul adlarını taşıyan bu çift, basının ricalarını kırmayarak beraberlerinde getirdikleri hula hoop’u nasıl kullandıklarını göstermişlerdir.5 Hayat dergisinde ise güzel bir sarışının (adı Sheree Winton’mış) altı fotoğrafıyla sunulan “Hula-hoop öğretiyoruz” sayfasında şu kısa bilgiler bulunmakta: “Hawai’nin kıvrak Hula-Hula dansından ilhamını alan Hula-Hoop (çemberle oynanan Hula), rock’n’roll gibi dünyayı baştan başa sarmış bulunuyor. İfrat derecede yapıldığı takdirde bazı mide rahatsızlıklarına sebep olduğu ileri sürülmekle beraber, öte yandan hanımları günde 400, hatta 500 gram kadar zayıflattığı da bir hakikattir. Günde yarım kilo, dile kolay…” Hemen hemen aynı tarihlerde Pazar dergisi de sütunlarını hula hoop’a açar: “Yeni bir salgın: Hoopla Hoop.” Anlatılanlar Hayat dergisinden pek farklı değil: Tarihçesi, yeni salgın oluşu, Amerika’da neredeyse rock ’n’ roll’un yerini alışı filan…

Yurt sathına yayılıyoruz

Bu müthiş oyuncak hızla yayılmaya devam etmektedir. Hürriyet gazetesi 1 Ocak 1959 tarihli nüshasında, “Hula-Hoop kazaları artıyor” başlığı altında şunları yazıyor: “Bilhassa yılbaşı hediyesi olarak büyük rağbet gören hula-hoop çemberleri başşehirde Belediye zabıtası ile köşe kapmaca oynayan üç kişilik ekipler tarafından satılmaktadır.” Haberden öğrendiğimize göre bu ekipten biri müşteri çekmek için günde on liraya bütün gün hula hoop çevirmektedir! Ardından dünyanın dört bir yanında çember çevirmekten dolayı ortaya çıkan kaza haberleri de art arda sıralanıyor… İki gün sonra ilginç bir haber daha: hula hoop Kayseri’de! “Yılbaşı münasebetiyle şehrimiz Şeker Fabrikası’nda yeni yılın birinci günü tertiplenen bir aile toplantısında Tülay adında 16 yaşında bir genç kız tarafından hula-hoop gösterisi yapılmış ve böylelikle hula-hoop ilk defa Kayseri’ye 1959 senesinin birinci günü gelmiştir.” Ne mutlu, yurt sathına yayılıyoruz!

Aynı yılbaşı, İstanbul’da Spor ve Sergi Sarayı’nda Belediye’nin bir yılbaşı eğlencesi düzenlenir. Bu eğlencede, içinde hula hoop geçen ilginç bir olay yaşanır. Programda yer alan bir dansöz kadın sırası gelince piste çıkar ve oynamaya başlar. Ama o ne? Seyircilerden biri sahneye bir hula hoop çemberi atmaz mı! Arkasından bağıran bağırana: “Hula hoop isteriz, isteriz de isteriz!” Kızcağız önce al al olur, sonra da mor mor. Çemberi çevirmeye çalışır, beceremez. Hemen yuh sesleri yükselir. Yuhlar çoğaldıkça kızcağız ufalır da ufalır. Yapılacak tek şeyi yapar. Önce üstündeki şalı atar. Yuh sesleri durur. Sonra bazı tülleri de atar, artık sıra son bez parçalarına gelir. İşte o an, gecenin organizatörlerinden iki kişi hızla sahneye çıkar ve dansözü kollarına takıp içeri götürürler. Seyirciler yine bağırmaya başlarlar: “İsteriz de isteriz…” Kıssadan hisse… 1950’lerin sonlarında hangi meslekten olursanız olun hula hoop öğrenmeniz menfaatinizedir!6

9 Ocak 1959 tarihli Hayat dergisinde ise “Hula-Hoop” diye atılmış koca başlığın altında “Hula-hoop çemberi dünyayı çepeçevre dolaştıktan sonra bizde de dönmeye başladı” açıklaması var. Resimlere baktığımızda İstanbul’un İzmir’in çeşitli mekânlarında hula hoop çevirenlerin fotoğraflarıyla karşı karşıya olduğumuzu fark ediyoruz. Dansöz Semiramis’in basın toplantısında iki çemberle yaptığı gösteri ve Beyoğlu’nda yapılan paltolu şaklabanlıklar da fotoğraflara yansımış. Son fotoğraf Dolmabahçe dolaylarından. Onun resimaltı ise edebi izler taşıyor: “İnsanın kulağında daha düne kadar pek alışılmış bir söz çınlıyor: ‘Anne biz çember çevirmeye gidiyoruz.’ Ve çevrilecek çember bir yere çarpmasın diye yerden bir karış yukarıda tutularak haydi en müsait düzlüğe… Dolmabahçe rıhtımı hiç de fena bir yer değil bu iş için. İki kişi karşı karşıya geçip göbek atsa deli derler. Ama bu göbek çemberli olunca, en akıllısı bile durup hayran hayran onları seyrediyor.”

Hayat, 1959

Asya gribinden büyük bir salgın

Durum tehlikeli bir hâl almaya başlamıştır. Hürriyet gazetesi başlığı atar: “Asya gribinden sonra en büyük salgın hula-hoop.” Hatta daha da tehlikeli! Hastalık İstanbul, Ankara ve İzmir gibi merkezlerden sonra hızla diğer şehirlere de yayılmaktadır. Gazetelerde “hula-hoop evlere teslim edilir” türünden ilanlar çıkmaya başlar. Haberlerde ise bazı istatistiksel bilgiler yer almaktadır: “Bugüne kadar İstanbul’da satılan hula-hoop çemberlerinin 70 binden fazla olduğu hesaplanmıştır. Bu satışa mukabil imal edilmiş çember sayısı ise birkaç yüz bini bulmaktadır. 5 liradan satılan adi çemberlerin yanında 10-12-15 liraya kadar müşteri bulan plastik kaplı çemberler de göze çarpmaktadır. Ufak bir hesapla İstanbulluların üst üste hula-hoop çemberine 6-7 yüz bin lira ödedikleri tahmin edilmektedir.” Haberi okumaya devam edersek hula hoop çemberlerinin geceleri gözüksün diye fosforlu olanlarının da olduğunu, kızların 19 Mayıs gösterilerinde kullandıkları çemberlerle evde hula hoop yaptıklarını da öğreniriz. Yalnız bu çemberler hula hoop’larınki gibi içi boş değil, doludur. Ama ağır çemberle pratik yapanlar da elbette hafif hula hoop’lara geçince daha başarılı olmaktadırlar.7

Hürriyet, 6 Aralık 1958

Türkiye’de ilk hula hoop yarışması ise 1 Şubat 1959 gecesi İzmir Turistik Göl Gazinosu’nda yapılır. Ardından bir diğer yarışma da “iki orkestranın iştirakiyle” 3 Şubat 1959 Salı akşamı saat 20.30’da İstanbul’da Spor ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilir. Yarışmadan önce “hula-hoop dansözü Papatya” da gösteri yapmaktadır. Bu yarışmada 4,5 yaşındaki Mert Açıkbaş hula hoop kralı seçilir. 14 Şubat 1959 gecesi ise Ankara Büyük Sinema’da İstanbul, Ankara ve İzmir hula hoop birincilerinin katılacağı “Türkiye Hula Hoop Kraliçesi” seçimi yarışması yapılır. Ama rekabet artmaktadır. Ertesi gün, yani 15 Şubat gecesi Kültürpark’taki Turistik Göl Gazinosu’nda “Ege Hula Hoop Şampiyonası”nın ikinci hafta seçmeleri yapılır. İlandan anlarız ki, bu konuyu İzmir’de ilk defa ortaya atan Göl Gazinosu, bir hafta evvel başlattığı bu müsabakaları 22 Şubat’ta yapacağı final ile tamamlayacaktır. Aynı günlerde Ayvalık’ta Şehir Kulübü’nde düzenlenen baloda yapılan hula hoop yarışmasını Hasan Saruhan ve Osman Örnek kazanırlar.

Mert Açıkbaş, hula hoop kralı

Hula hoop artık gazetelerin ve dergilerin dedikodu sütunlarına bile konu olmaya başlamıştır. Akis dergisi “hula-hoop salgını” başlıklı yazıda, “bu hastalık bizde de genç ihtiyar, köylü şehirli herkesi sardı” dedikten sonra, “Öyle ki” diye ekliyor: “Nimet Arzık’ı bir gün Ankara Garı’nda hula-hoop çevirirken görenler asla şaşırmadılar. Gazeteci arkadaşımız geçen gün üç yaşını tamamlayan oğluna ‘Sen nasıl doğduğunu biliyor musun?’ diye sorunca ‘hula-hoop çevirerek’ cevabını aldı.” Aynı yazıdan oyuncağımızın Siirt’e bile uzandığını öğreniyoruz: “Hula-hoop salgınını Siirt’te tanınmış bir köy ağası, Şemsi Şeref de merak etti. Diyarbakır ve Adana barlarından artistler getirerek hula-hoop gösterisi tertipledi. Hula-hoop müziği yerine de Zeki Müren’in şarkıları çalındı. Bu manzarayı seyreden DP’li müşahitler ‘Köylerimiz kalkınıyor’ diye sevindiler.”8

Hula hoop şarkıları

Bu haberi okuyunca “Hula hoop müziği de ne oluyormuş?” diye hiç burun kıvırmayalım. Zaten 1958’in sonlarına doğru Yeni Sabah gazetesi, malum oyuncağımızın hızla yayıldığını belirten bir haberin sonunda, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra moda olan yo-yo için yazılan şarkıları hatırlatarak şunları söylemişti: “Kimbilir belki bugün de, bu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yayılan hula-hoop için de şarkılar çıkar. Ve dillerinde o şarkılarla bütün bir toplum, kendini unutarak döner döner ‘Hula, hula, hula hooop.’”9 Gazetemiz biraz geride kalmıştır, çünkü zaten aynı tarihlerde, dünyanın hula hoop yapılan tüm mahallerinde konuya uygun müzikler almış başını yürümüştür. Yeni Asır durumun farkında olarak şu haberi vermektedir: “Fransa’da haftada ortalama 50.000 hula-hoop plağı satılıyor.” Gazete bize bir liste de veriyor: Georgia Gibbs “The Hula Hoop Song”, Bill Humber and his Hula-Kings, “Hula-Hoop Song,” Teresa Brewer “The Hula Hoop Song.” Frankie Williams’ın hula hoop makamı üzerine dört şarkısı birden varmış: “The Hula Hoop Song,” “Twilight Time,” “Little Pixie” ve “Hula Hoop.” Ağız mızıkası virtüözleri Marc Taynor and Cowboys da “Hula Hoop” ve “Miracle Doctor”ı seslendirmişler. Ve nihayet “Platters grubu ile Brigitte Bardot’un gitaristi Sacha Distel’in orkestrasında çaldığı 100 kiloluk orkestra şefi Moustache’ın “Hula Hoop” parçaları çok rağbet görüyormuş.10 İnternette biraz dolaşırsak o yıllarda şu şarkıların da listelere girdiğini görürüz: Adriano Celentano, “Hula Hoop Rock,” Betty Johnson “Hoopa Hoola (with a hula hoop),” Steve Allen “Hula Hoop,” Johnny McDowell - Grady Boles “Hula Hoop Boogie…” Bu liste uzar gider…

1959 sonunda artık bu tatlı oyuncaktan sıkılmaya başlanır. Şehir gazetesinde Vecdi Uygun, “Hula-Hoop, Strip-Tease ve Rock’n’Roll salgını artık tavsadı” başlığını atar. Der ama, yazısını da şöyle noktalar: Hula hoop “o kadar kısa zamanda İstiklal Caddesi’nden Kasımpaşa Kulaksız’ına kadar dağıldı ki, şaşırmamak ve hayrete düşmemek elde değildi. […] Bu bir salgındı, bir hastalıktı ve kurtulmak artık kabil değildi.”11 Hâlâ onu hatırladığımıza göre, hula hoop’un dans tarihimize katkıları da hiç az olmamış galiba… Life dergisi vakti zamanında 1950’li yıllara ayırdığı sayısının kapağına, o yılların simgesi olarak hula hoop çeviren bir kadını koyması da boşuna değil herhalde. Haydi hep beraber, hula hula hooop…

Life, 16 Haziran 1972

1. Yeni Gün, 15 Aralık 1958.

2. Yeni Sabah, 28 Aralık 1958.

3. Hürriyet, 11 Ekim 1958.

4. Hafta, 28 Kasım 1958.

5. Yeni Asır, 9 Kasım 1958.

6. Tercüman, 2 Ocak 1959.

7. Hürriyet, 5 Ocak 1959.

8. Kim, 6 Şubat 1959.

9. Yeni Sabah, 26 Kasım 1958.

10. Yeni Asır, 3 Aralık 1958.

11. Şehir, 17 Aralık 1959.

Gökhan Akçura, gündelik hayat, Hula Hoop, oyuncak