Kaktüs Günlüğü

Beyoğlu’nun ünlü kahvesi Kaktüs el değiştirmiş. Kaktüs önce Beyoğlu’nda İmam Adnan Sokağı’nda açılmıştı. Sahipleri de Gülsüm Ağaoğlu, Nakiye Boran ve Ömer Erzeren’di. Ben de açılışından itibaren pek sık giderdim. Hatta ev dışı ana mekânım gibi olmuştu başlangıçta... Baktım bilgisayarda ne var Kaktüs’le ilgili diye. Karşıma onuncu yılları için hazırlanan kitaba yazdığım yazı çıktı. Daha doğrusu yazı değil de, yazıyı yazmak için çabalamamın günlüğü... Ama sonra bu kitabı yapmadılar, zaman içinde Beyoğlu’ndaki Kaktüs kapandı, Cihangir’e taşındı... Yirmi yedi yıl olmuş açılalı. Vay be...

4 Aralık 2002

Kaktüs’te oturuyorum. Feza [Kürkçüoğlu] ile karşılaştık. Bana 2003’te Kaktüs Kahvesi’nin onuncu yılını kutlayacağını, bu nedenle bir kitap yayımlanacağını söyledi. (İçimden “Hey Allah’ım, yine mi bir on yıl daha geçti!” dedim tabii). Benden de bir yazı istedi. “Olur” dedim.

5 Aralık 2002

Niye “Olur” dedim? Hiç hayır diyemiyorum, ne kötü huy bu… Kara kara düşünüyorum ne yazacağım diye.

12 Aralık 2002

Kaktüs’te oturuyorum. Feza ile karşılaştım. Ona “Kaktüs konulu bir ansiklopedi maddesi yazsam” dedim; “Hani şöyle külliyatlı tarafından bilgiçlik mi yapsam?” Hemen “Olur” dedi. Ne desem “Olur” diyor zaten (O da mı yengeç acaba?). İyi de ne yazacağım?

Kaktüs Kahvesi,
amerikan servis

14 Aralık 2002

Kaktüs konusunda hiçbir şey bilmediğimin farkına vardım. Kaktüs Kahvesi’nden söz etmiyorum tabii, bizzat kaktüsü kastediyorum. Keşke ukalalık yapmayıp Kaktüs’ün kedilerini filan mı yazsaydım?

18 Aralık 2002

Kaktüs’te oturuyorum. Birden ilk kaktüsü nerede gördüğümü hatırladım. Hayatımda ilk defa yani… Bir çizgi romanda görmüştüm. Belki de Pekos Bill’lerde. Ama gözlerimi kapayıp şöyle yeniden bir düşününce, gözümün önüne Tommiks’ten bir sahne geldi. Yoksa Teksas mıydı? Neyse, sonuç olarak ya Profesör ya da Konyakçı belki de Doktor’un kıçına saplanmış bir kaktüs görüyorum. Ötekiler onun bu hâline bakıp gülüyorlar. Sonra tek tek kaktüs dikenleri temizleniyor filan… Başlangıç noktasını buldum galiba. Ama yoksa Zagor ya da Kinova’da mıydı acaba?

25 Aralık 2002

Bir haftadır bütün sahaflar, eskicilerde aklıma gelen o kıça batmış kaktüs sahnesini arıyorum. Kaç cilt Teksas, Tommiks bulduysam taradım. Hatta Açık Şehir’den Arslan’ın [Eroğlu] (ki kendisi Kaktüs’ü hiç sevmez, bitkiyi değil kahveyi) arşivine bile girdik. O kadar çok kıça batmış kaktüs resmi var ki kafamda! Ama bu ciltlerde bir tane olsun yok. Peki ben mi uyduruyorum böyle bir resmin var olduğunu? Daydream? Sağa sola sordum, herkes hatırlıyor, ama yok işte. Kaktüs çok, Tommiks çölden geçiyor kaktüs, kasabaya giriyor kaktüs, kaktüs dolu ortalık, tamam… Ama benim aradığım o malum sahne yok.

Tommiks karelerinde kaktüs

27 Aralık 2002

Ansiklopediler ve sözlüklerde kaktüs maddesine baktım. Sözcüğün kökeni Yunancaymış, iyi mi! Ne arıyor orada kaktüs Allah aşkına? Tamam Atina ve civarı çöl gibi ama... Peki, o eski Yunan efsanelerini de mi karıştırmak gerekecek? Hiç girmeyeyim bu konuya...

28 Aralık 2002

Evdeki dergileri tarıyorum. En eski bilgiyi Aydabir dergisinin Aralık 1935 tarihli sayısında buldum. Dr. H. Ahmet Birand’ın kaleme aldığı yazı “Salon Süsleri: Kaktenler” başlığını taşıyor. Görüldüğü gibi kaktüs değil kakten diyorlar adına, iyi mi! Yani daha kaktüs kavramı ortada yok. Yazarın dediğine göre kaktenler (yani kaktüsler) Türkiye’de de sıcak bölgelerde açıkta ve serbestçe yetişmektedir. Özellikle Adana bölgesinde yabanileşmiş örneklerine bile rastlanıyormuş.

29 Aralık 2002

Bir iki kişiye söyledim bu kakten meselesini, “Kaknem olmasın?” dediler. Bilmez miyim kaknem lafını… Kakten ama, iyice baktım yazının içine de… Nasıl yetişirler falan filan… Kakten ile kaknem arasında bir ilişki var mı acaba?

30 Aralık 2002

Eski sözlüklerde kaktüs yok. Yani Osmanlı’da, Cumhuriyet’in ilk döneminde falan. Kaktüs sonradan mı geldi bu ülkeye yani? Sahaf Cihannüma’da Süs Bitkileri diye bir kitaba rastladım. Türkiye Mahdut Mes’uliyetli Çiçek Yetiştirme ve Satış Kooperatifi yayımlamış, ama o da 1968 tarihli. Şöyle diyor:

“Kaktüs (Cactus). Cactaceae, ‘Frenk incirleri’ familyasından; cümlesi sıcak memleketlerin bitkilerinden olan garip şekilli bu bitkiler menşelerine göre bahçıvanlarca iki gruba ayrılırlar, şöyle ki:
A. Kurak alanlarda yetişenler
B. Tropik ormanlarda yaşayanlar
Tabiîdir ki her iki grubun bakımı, yaşadıkları muhite göre, değişiktir. Kaktüsler ekseriya dikenli olurlar. Bundan dolayı böyle nebatlar ile uğraşmak isteyen kimseler yaralanmamak için çok dikkatli davranmalıdırlar.” (s. 56)

Kitabın kaktüs maddesinin ilerleyen satırlarında parantez içinde, adeta bir uyarı var: “Kaktüs çiçekleri çok güzel fakat ömürsüz olurlar.” (s. 57) Yukarda söz ettiği, B grubu kaktüslerinden birisi ‘Seleniserus’ adını taşıyor, yani ‘gece kraliçesi’. Bu kaktüsün kırk santimetre boyundaki beyaz çiçekleri yalnız geceleri açarmış. (s. 58) Bak Allah’ın işine, geceleri açan bir çiçek yani. Kaktüs konusu giderek daha çok ilgimi çekmeye başladı.
Yahu, bir de oyun ya da film yok muydu Kaktüs Çiçeği diye? Bak, giderek hafızam açılıyor galiba...

Başka bir şey ararken Ev-İş dergisinin 1938 yılındaki bir nüshasında “Kaktüs” yazısı karşıma çıktı. Demek artık “kaktüs” sözcüğü dile oturmuş...

Ev-İş dergisi “Kaktüs” yazısı

4 Ocak 2003

Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’la konuşurken, nasıl olduysa söz kaktüs çiçeğine geldi. Engin hemen gidip bir fotoğraf getirdi. Teraslarındaki kaktüsün çiçeği açtığında çekmiş. Böylece fotoğrafını da edinmiş oldum.

5 Ocak 2003

Bizim tarihimizde niye kaktüs yok meselesine kafayı taktım. Anladığıma göre evlere girmesi çok yakın bir zamanın konusu. Malik Aksel eskiden “Evlerde sâde kokulu değil duygulu çiçekler de vardı. Bunu darıltmak için önüne gelen elini uzatırdı. Hele şimdiki gibi kaynana dili kaktüsler eve sokulmazdı” diyor. (Malik Aksel, İstanbul’un Ortası, Ankara 1977) O diyorsa doğrudur. Yani kaktüs yok, ama gerçek kaynana dili var eskiden…

6 Ocak 2003

Kaktüs’te oturuyorum. Bu aralar Feza ile karşılaşmamaya çalışıyorum. Hâlâ ne yazacağımı bilmiyorum.

7 Ocak 2003

Araştırdıkça kaktüse olan hayranlığım artıyor. İnternete girip dolaşınca yeni bilgiler edindim. Bir kere kaktüs denen bu bitki çok geniş bir aile. İki bini aşkın alt türü var. Biyologlar, kuraklığa gösterdikleri harikulade uyum nedeniyle kaktüsleri “kurakçıl bitkiler” olarak da adlandırıyorlar. Bu tür bitkiler her türlü zorluğa katlanabilir ve yılın her devresinde tohum verebilirmiş. Su kaybetmemesi için diken şeklinde yaratılmış yaprakları, türe has hususi bir dizaynla, etli gövdeli üzerine belirli bir geometriyle dizilmiş. Kaktüs ailesi, her türlü özelliği ile apaçık olarak çetin iklim şartlarına dayanacak gerekli sistemlere sahip kılınmış. Bu sistem sayesinde bir su damlası bile israf edilmiyormuş. Bilindiği gibi, kurak bölgelerde yağmur nadir görülür, ama çiy ve sise bol bol rastlanır. İşte kaktüsler bu sis dağılmadan ve buharlaşma başlamadan önce sis ve çiydeki suyu alabilmek için dikenlerinin alt kısmında yer alan ve birer sünger görevini gören küçük tomurcuklardan faydalanıyor. Daha önce nasıl fark etmedim, gerçekten bir tabiat harikası bu kaktüs!

14 Ocak 2003

Eve bir kaktüs aldım. Daha doğrusu birkaç tür kaktüsün yan yana olduğu bir saksı bu. Latince isimleri de var ama öğrenmesi zor. Boylarına göre isim verdim. Küçük kaktüs, büyük kaktüs filan… En büyük olan, o kadar büyük değil ama, şekil olarak Profesör’ün kıçına batana benziyor (ya da Doktor’un veya Konyakçı’nın…)

Kaktüsleri öyle sık sık sulamaya gerek yok. Uzun süre susuz kalabiliyorlar. Yazın tatile çıkarken, yani ben yokken “Çiçekleri şimdi kim sulayacak…” diye düşünmeye de gerek kalmıyor yani… Acaba sadece kaktüs mü beslesem?

15 Ocak 2003

İnternette dolaşırken Amerika’da daha 1894 yılında kaktüs konulu aylık bir derginin çıktığını gördüm: Baltimore Cactus Journal. Kaktüs hakkında yazılar, anekdotlar, ilanlar, ne ararsan var. Adamlar işi ciddiye alıyorlar belli ki... Arizona Çölü’ndeki kaktüsler yoktan var olmadı ya!

Baltimore Cactus Journal,
ön ve arka kapakları

17 Ocak 2003

Kaktüs’te oturuyorum. Feza içeri girdi, görmezliğe geldim ama yemedi. Oturdu, havadan sudan derken, yazıyı sordu. Ona Teksas-Tommiks araştırmalarımdan söz ettim. Aynı sahneyi o da hatırlıyor. Kütüphanesine bakacak.

18 Ocak 2003

Kaktüslerin bir de pompa sistemi varmış, iyi mi! Hayatları için lüzumlu suyu bu özel pompa sistemiyle elde ederlermiş. Toprağın derinliklerindeki suya hayli uzun kökleriyle erişirlermiş. Bazen kaktüsün boyu 50 santimetreyi geçmezken, kökleri 18 metre derinliğe kadar ulaşabilir ve bu kökler çapı 12 metreyi bulan bir alana yayılabilirmiş. Aldı mı beni bir düşünce… O ufacık saksıda benimkiler nasıl büyüyecek? Ayrıca çok büyüyüp o kadar kök salarlarsa da hoş değil.

19 Ocak 2003

Gece kaktüsler rüyama girdi. Kökler uzayıp evin temellerini çürütüyor, bina yıkılıyor filan. Kâbus yani… Kaktüsleri aldığım çiçekçiye gittim. Adama kaygılarımı anlattım. Meğer bir ev tipi kaktüsler varmış, bir de çöl tipi. Kökü uzun olanlar çöl tipiymiş. Benimkilerin kökleri tersine çok kısa olurmuş. Aklım karıştı. Benim hayran olduğum kaktüsler çöl tipi yani. Peki bunlar ne, kaktüs mü değil mi?

20 Ocak 2003

Evdeki kaktüsleri attım. Bunlara kaktüs demek de doğru değil. Çöl tipi kaktüs bulmak mümkün mü acaba? Ayrıca bulsam da özelliklerini iyice düşünüp almalıyım. Kök meselesi beni ürkütüyor. Mesela, Şili’nin kuzeyindeki Atacama Çölü’nde yaşayan bir kaktüs cinsi, yılda ortalama bir litre suyla yaşamını sürdürebiliyormuş. Tasarruf uzmanı yani. Bundan bulabilir miyim acaba?

Arizona Çölü’nde bir kaktüs

22 Ocak 2003

Atacama Çölü kaktüsünü bulamıyorum. Çiçekçilerdeki kaktüsler hep ev tipi. Atacama’dan bahsedince aptal aptal bakıyorlar. Bu ülkede coğrafya bilgisi de pek zayıf…

23 Ocak 2003

Fikret Adil’in eski yazılarını karıştırırken ilginç bir bilgiye rastgeldim. 1961’in Aralık ayında yazdığı bir yazıda, Taksim Meydanı’nda “Sirkeci ve Galata’ya dolmuş yapan arabaların olduğu yerde camlı köşk denen bir gazinoyu barındıran bina ve orada Kaktüs adını taşıyan bir çiçekçi dükkânı” olduğunu söylüyor. Fikret Adil bu dükkânı çok beğenmiş ama çiçekçi imar sorunu yüzünden üç günde kapanmak zorunda kalmış. Sahibi sonra Sarıyer’e gidip enfes bir balıkçı dükkânı açmış. Bu hikâyenin ikinci bölümü pek ilginç değil; çiçekçi dükkânı kapanınca niye balıkçı dükkânı açar ki insan? Ama bir çiçekçi dükkânının adının Kaktüs olması ilginç tabii. İnsanların evde kaktüs beslemediği bir ülkede cesur bir girişim…

25 Ocak 2003

Kaktüs’te oturuyorum. Turgut Çeviker geldi. Laf lafı açtı. Yazmayı düşündüğüm kaktüs yazısından bahsettim. O da “Mizah tarihinde kaktüs simgesinin ne kadar çok kullanıldığına dikkat ettin mi?” dedi. Hatta Güldiken dergisinin bir sayısının kapağında kaktüs resmi varmış. Bir dönem karikatür kitapları çıkaran Kaktüs Yayınları’ndan söz etti. Bu konuyu araştırmalıyım.

Güldiken dergisi

28 Ocak 2003

Buldum! Kadıköy’de bir sahafta en nihayet eski bir Türkçe kaktüs kitabı buldum. Çelebioğlu Lütfi Arif yazmış. İstanbul’da Agâh Sabri Kitaphanesi tarafından 1932 yılında Cumhuriyet Matbaası’nda bastırılmış. Adı Kaktüs Çiçekleri (Salonlarda, Limonlukta, Bahçelerde, Yetiştirme Usulü). İstanbul Birinci Bağçıvanlık ve Tavukçuluk Sergisi Hatırası olmak üzere yayımlanmış. Demek ki 1935 yılında kaktüs yerine “kakten” lafını kullanmak ukalalık... Kitabın kapağında kaktüs diye yazıyor işte!

Lütfi Arif’in kitabı şöyle başlıyor: “Kaktüsler, etli nebatlar ismi verilen garip şekilli ve ekserisi Meksika gibi iklimlere malik memleketlerde kendi kendine yaşayan nadir ve kıymetli nebatlardır. Kaktüsler dünyada mevcut nebatların arasında en ziyade nazarı dikkati celbetmiş olan bir sınıfı vücude getirmişlerdir.” Dil biraz eski ama yetmiş küsur yıl öncesi, olacak artık o kadar! Devam ediyoruz: “Bu sınıfta [yani kaktüsler arasında] sayılamayacak kadar çok nevileri vardır.” Nevi çeşit demek. “Bunlarla uğraşmak hevesine düşenlerin her gün yeni elde edilen neviler karşısında şaşıracaklarına şüphe edilemez. Bol parası olanlar müstesna olmak üzere tamam bir kaktüs koleksiyonuna malik [yani sahip] olmak bayağı bir talih işidir.” O zamanlar memlekette kaktüs yok ki! Zaten az ilerde yazarımız da açıklıyor: “Memleketimizde kaktüs merakı henüz uyanmamıştır. Bağçe meraklısı olan bazı zevatta bunlardan birkaç cins mevcut ise de, bu cinslerin çoğu mahdut birkaç nev’e münhasır kalmıştır.” Birkaç çeşit var demekte yani… Bu ülkeye her şey çok geç gelmiş, çok…

Çelebioğlu Lütfi Arif’in kitabı hâlâ ünik. 1931’de de otuz küsur sayfalık bir Kaktüs Çiçekleri kitabı yazılmış. Sadece çiçeklerle ilgili, ama yine de güzel! Ama aradan onca yıl, neredeyse bir yüzyıl geçmiş ama nerede yeni kaktüs kitapları? Bir tane bile yok… Üstat kitabında genel bilgilerle de yetinmemiş, kaktüs nasıl yetiştirilir, hangi türleri vardır gibi meselelere de el uzatmış. Dediğine göre “kaktüsler yirmi iki cinse ayrılır”mış. “Bunlar hakkında tetkikat yapmak arzusunda bulunacaklara kolaylık olmak üzere fenni isimlerini Latince harflerle tespit eylemek daha muvafık görülmüştür” diyor ve başlıyor sıralamaya: Ekinokaktüs, Ekinosereüs, Ekinopsis, Epifillom, Mamillaria, Melokaktüs, Nopalea, Oponsia, Persekia, Pelcefora, Fillokaktüs, Filosereüs, Ripsalis, Ariokarpüs, Sefalocereüs, Löktenberjia, Disokaktüs ve Obregonya. Mübarek bitki değil kraliyet ailesi…

Lütfi Arif’in kitabının kapağı

2 Şubat 2003

Kaktüs’te oturuyorum. Fatma [Türe] uğradı. Konuşurken laf yine dönüp dolaşıp kaktüs yazısına geldi. O da feminist hareket içinde kaktüs adının öneminin farkında olup olmadığımı sordu. “Kaktüs Kahvesi’nde feminist diye tanınan kadınların çok sayıda olmasını mı kastediyorsun?” dedim. Güldü, “Kaktüs dergisinden söz ediyorum” dedi. Sonra cebi çaldı, işi çıkmış gitti (zaten bu aralar insanlarla uzun uzun konuşmanın tek yolu bu; onlara telefon etmek). Eve gidince bibliyografyalara, tarih dergilerinin mart ayları yayımlanan özel kadın sayılarına baktım. İşte buldum galiba. “Kaktüs: İlk sosyalist feminist dergi. 1 Mayıs 1988’de yayın hayatına başlayan ve Eylül 1990’a kadar 12 sayı yayımlanan Kaktüs, Türkiye’deki ilk sosyalist feminist dergi. Bunun da ötesinde, ilk sosyalist feminist çevre. Kaktüs, yakın tarihimizde feminist mücadele açısından önemli bir yere sahiptir.” Bizim kahve feminist mi yoksa? Çok oturuyorum diye ben de mi feminist oluyorum acaba?

4 Şubat 2003

İnternette dolaşırken ilginç bir bildiriye rastladım. Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nden Uzman Psikolog Leyla Navaro, “Kıskançlık ve Rekabette Cinsel Roller” konulu çalışmasını ve deneyimlerini aktarırken, kıskançlığı bir kaktüse benzetmiş. Kıskançlığın farklı bir gözle de değerlendirilebileceğini belirten Navaro, burada da kadının nasıl yenik düştüğünü şöyle anlatıyor: “Kıskandığımız zaman bu duyguyu, kaktüs gibi dikenli hissediyoruz. Fakat onu geliştiren köklerin arasında gelişme, hırs, motivasyon gibi olumlu kökler var. Kıskançlığa farklı bir gözle bakabilirsek ondan yararlanabiliriz. Çünkü bütün duygular gibi içinde enerji var. Bu enerjiyi kendimizi geliştirmek için kullanabiliriz. Biz grup terapisinde kıskançlığı tekrar tanımlayıp, bunun bir güdüm aracı olduğunu kabul ettik. O zaman kıskançlığımızı daha çok sevip, onun bizi nasıl geliştireceği üzerinde düşündük.” Bu kaktüs benzetmesinin, feminizmin kaktüsüyle ilgisi var mı acaba? Kaktüsün entelektüel tarihi de pek geniş gözüküyor!

7 Şubat 2003

Çöl kaktüsünü bulamıyorum. Bir arkadaşım Türkiye’nin tek kaktüs çiftliğinin Antalya’da açılmış olduğunu hatırladı. Yine internete müracaat. Eski bir haberde söz konusu çiftliğin sahibi Antalyalı Taner Angay, kaktüs ithalatına 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal zamanında izin verildiğini söylüyor. Taner Angay “Kaktüsün Türkiye’deki geçmişi 15 yıl gibi kısa bir zamandır. Avrupa’da kaktüs 500 yıldır yetiştirilmektedir” diyor. Türkiye’nin bu tek kaktüs çiftliğinde, dünyadaki 9 bin çeşit kaktüsün 3 bin 500’ü yetiştiriliyormuş. Antalya’ya gitsem mi? Bu arada sahaflarda bulduğum bir fotoğraf, Antalya’daki kaktüs bahçelerinin çok daha eskilere uzandığını da ispatlıyor. Fotoğrafın arkasında “Antalya kaktüs bahçelerinde ziraat mühendisi” diye yazmakta...

“Antalya kaktüs bahçelerinde
 ziraat mühendisi”

8 Şubat 2003

Kaktüs’te oturuyorum. Kaktüs’te oturmasam mı artık? Feza gelir şimdi, yazıyı sorar, burada kaçış yok ki... Acaba yazı yazmayıp, radyo programında özel bir şeyler mi yapsam? Kaktüs şarkıları filan?.. (O sıralar Açık Radyo’da Arzın Merkezine Seyahat adlı bir program yapıyordum.)

9 Şubat 2003

Fena değil, epeyi kaktüs şarkısı var. Zaten çok sevdiğim Cactus grubundan da çalarım. Kaktüs konulu şarkıları yok bildiğim kadarıyla ama isimleri yeter. Şöyle bir liste çıkardım: Bir kere David Bowie’nin son CD’sinde var “Cactus” adlı bir şarkı. Joni Mitchell de takmış bu konuya. “Cactus Tree” şarkısının birkaç versiyonu var. “Needles and Pins”in sözlerine bakmalı. Ne iğneleri mevzubahis burada? Jacques Dutronc’un, Pixies’in, Sam & Valley’in adında kaktüs geçen şarkıları var, ama bende yok. Aramalı. Sarah Vaughan’ın adı pek afili “Time for Love Is Anytime [Cactus Flower Theme]”i belki radyoda vardır. Country plakları gözüme de bakmalıyım. Malum çöl konusu bu kaktüs.

12 Şubat 2003

Kaktüs konusu giderek derinleşiyor. Ediz Hun’un sıkı bir kaktüs meraklısı olup, binlerce kaktüsü olduğunu öğrendim. Büyükada’daki evinin bahçesi kaktüs doluymuş. Adaya mı taşınsam acaba? Ediz Bey’le konuşmalı, hatta röportaj yapmalı? Nasıl ulaşabilirim ki?

15 Şubat 2003

Laf lafı açtı kardeşimle konuşurken, tabii yine kaktüs üzerine sohbet ediyoruz. “Karaburun’da da çok kaktüs var, hatırlıyor musun?” diye sordu. Önceleri kaktüslere hiç dikkat etmiyordum, ama biraz düşününce hatırlar gibi oldum. Bizim Ergin’in pansiyonunun bahçesinde baştan başa kaktüsler vardı. Hatta meyveleri çıkardı da yenirdi. Ama ben hiç denemedim.

22 Şubat 2003

Kaktüsleri tetkik için Karaburun’a gidelim dedim, kış vakti, ama havalar iyi gidiyor. Yolda Urla’ya uğradık. Burada bir kaktüs çiftliği kurulmaya çalışıldığını öğrendik. Ünal Varol bu düşünü anlattı, binlerce çeşit kaktüsle dolu bir çiftlik açacakmış (Ünal Kaktüs 2005 yılında açıldı). Akşama doğru Karaburun’a vardık.

Ünal Kaktüs Çiftliği

23 Şubat 2003

Karaburun’u dolaşıyorum, yeni bir gözle, kaktüs gözüyle! Meğer ne çok kaktüs varmış, bizim bahçede bile... Hele kayınbiraderin bahçesinde harika bir kaktüs var. Yılda bir kez, o da gece, hem de sadece bir gece açarmış. Onun yanında bir fotoğraf çektirdim. Arizona kaktüsü bu mu acaba?

Karaburun

{Bu günlük Gökhan Akçura’nın bilgisayarında yaptığı araştırmalar sonucu unutulmuş bir dosyanın içinde bulundu, neden devam etmediği konusunda bir fikri yok. Ama artık bahçesi kaktüs dolu!}

Gökhan Akçura, kaktüs, Kaktüs Kahvesi