Topukname

Konumuz topuk. Ayakkabı topuğu, yüksek topuk filan değil, sadece topuk. Herkesin bileceği gibi topuk ayağın arka bölümüne denir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname’sinde ayak kemiklerini anlatırken “Ayağın hareketinde faydalı olan kemiklerin en yararlısı topuk bulunmuştur” der ve topuğa övgüler düzer.1 Tarih kitaplarında topuk konusuna ilgi ise mitolojik bir düzeyde başlar. Bir erkeğin en zayıf uzvunun ayağı olduğunu eski Yunan’dan gelme bir efsane sayesinde öğreniriz. Hatırlatalım, Troyalıların korkulu belası olan Akhilleus (ya da halk deyişiyle Aşil) bir türlü öldürülememektedir. Sonunda sırrı öğrenilir; annesi Thetis, Akhilleus’u doğduğunda topuğundan tutarak sihirli bir ırmağa batırmıştır. Bu su ona ölümsüzlük sağlamıştır. Ama topuğu, annesinin elinde kaldığından ve suya dokunmadığından en zayıf nokta olarak kalmıştır. Troyalı kahraman Paris sonunda bunu öğrenir ve oku Akhilleus’un topuğuna saplar. Trajik son! Yunan mitolojisinde çok olmasa da başka topuklara rastlandığını görürüz. Güzel topuklu nitelemesi Nike için kullanılır örneğin, ama üzerinde pek de durulmaz…

Filippo Albacini (1777-1858), “Yaralı Achilles”, 1825, kaynak: The Devonshire Collections

Dünya tarihinde topukla pek ilgilenen olmamış. Topuk pek önemsenmemiş anlaşılan. Birer tıp deyimi olan “Aşil tendiniti” ve “topuk dikeni” konularını bir kenara koyarsak topuk hep ihmal edilmiş. Varsa yoksa ayaklar gelmiş akla. Konumuza en yakın başlık “ayak fetişizmi”. Wikipedia bu saplantıyı şöyle tanımlıyor: “Bir ayak fetişisti için çekim unsurları arasında ayakların şekli ve boyutu, ayak tabanları, parmaklar, takılar (parmak yüzüğü veya halhal gibi), çeşitli uygulamalar (masaj yapmak, partnerin ayağını yıkamak, tırnak boyamak gibi), çıplaklık durumu (çıplak ayak, parmak arası terlik ya da yüksek topuklu ayakkabılar) veya duyusal etkileşimler (koklama, öpme ya da ayağa ve cinsel organlara sürtünme gibi) yer alabilir.” Görüldüğü gibi topuktan bahseden yok. Freud, Desmond Morris, Georges Bataille ayak fetişizmiyle ilgilenip yorumlarını aktarmış eserlerine. Örneğin Georges Bataille, L’Érotisme (1957) adlı yapıtında şöyle yazmış: “Ayak, yerle temas hâlinde olduğundan bedenin en aşağılık kısmıdır; bu yüzden de başın –yüceliğin işareti olan başın– tam karşı kutbundadır. Tam da bu düşkünlük, bu ‘kir’e yakınlık yüzündendir ki ayak, tuhaf bir şekilde çekiciliğin merkezine yerleşir: Çünkü erotizm her zaman hafif bir tiksintiyle, aşağıya düşme korkusuyla iç içedir.” Topuktan haber yok ama. Görüldüğü gibi kimse topukla ilgilenmiyor… Sanki ayakta topuk yokmuş gibi!

Albrecht Dürer (1471-1528), bir çift ayak etüdü (yaklaşık 1508), kaynak: Boijmans Van Beuningen Müzesi, Rotterdam

Topuk Konusuna Ulusal Katkı

İlginçtir, bizim tarihimiz topuk açısından özel bir zenginlik taşır. Nedim Divanı’nda bir kavafın kadın müşterisine pabuç giydirirken duyduğu hayranlık dile getirilir: “Topukların göricek mest olup safâsından / Pabuç gibi açılıp kaldı ağzı haffâfın.” Yine 17. yüzyıl şairlerinden Sümbülzâde Vehbî de Şevk-engîz’de “Vasf-ı Zen-pâre-i Âvâre” başlığı altında ayakkabıcılar sokağında gezen ve kınalı bir topuk görünce ağzı pabuç gibi açılan zenpâreleri [zamparalar] anlatmıştır: “Sûk-ı haffâfdan ittikçe güzer / Kınalı bir topuğa itse nazar.”2 Topuk meraklıları konusuna Sermet Muhtar Alus da katkı yapar: “Eskiler Arasında Bir Zevk: Topuk Seyretmek” adlı makalesinde yeni nesil erkeklere sitem ederek, “Bugün hangi erkek topuk güzelliğine pek dikkat ediyor?” diye sorar. Sonra “bir zamanların erkekleri”nin “topuk seyretme” zevkini anlatmaya koyulur: “Güzel, biçimli, pembe bir topuk eski devir erkeklerini deli edermiş. Hatta bazı erkekler arasında, eskiden ‘topuk seyretmek’ gibi pek mühim ve önüne geçilmez bir zevk olduğunu görüyoruz.” Bu zevk sahiplerinin en ünlüsü Kara Çelebi, evinde çalışan genç hizmetçilere uzun fakat yırtmaçlı entariler giydirir, sonra hızlı hızlı emirler verir, onlar da telaşlanıp süratli adımlar attıkça, yırtmaçların aralıklarından görünen topukları seyredermiş. Bazı arkadaşları onu uyarıp dedikodulardan söz edince de “Bu tamamen estetik bir meseledir” diye karşılık verirmiş.3

Yeni nesil erkeklerin topuk konusundaki duyarsızlığına (!) 1940’lı yıllarda Vâ-Nû da dikkat çekiyor: “Bir de ‘topuk’ meselesi var ki bunun ‘yaradılıştan’ olduğuna bilmem, dikkat ediliyor mu? Topuklar, yuvarlaktır diye yeknesak ve birbirlerine eş sanılmasın. Burunların ne kadar türlü türlüsü varsa, topukların da var. Yassısı, yuvarlağı, henüz gençken eziği, cefa görmemişken çatlamışı, nasırlısı, altı dümdüzü, sapsarısı var. Gıcır gıcır tahta silmişken bozulmamışı, pespembe kalmışı da var. Gelgelelim, bir kadın ve bir kadını seven erkek, her nedense bunun farkında değil gibi… Sevgilisinin gözüne, kaşına, burnuna, saçına, dişlerine, ilh., dikkat ediyor. Belki son devirde kulağına da artık dikkat eden olmuştur. Fakat, –zahir yeni ortaya çıkan bir mevzu olduğu için– topuğa ehemmiyet veren yok. Öyle sanırım topuk da, bir erkeği cezbeden yahut tiksindiren bir manzara olmak lâzım gelir.”4

Jean-Auguste-Dominique Ingres, “Büyük Odalık, 1814, kaynak: Louvre, Paris

Penbe Topuklu Erkekler

Görüleceği gibi söz konusu olan hep kadın topukları. Ama erkek topuklarının da kendine özgü bir estetiği olduğunu unutmamalı. Onların da hayranları vardı. Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi bunun kanıtlarıyla dolu. Hamamizade İhsan Bey, Abdullah adlı bir kahveci çırağı için yazdığı koşmada “Tam onsekizinde, girmiş çağına / Başlar kurban olsun ayak bağına / Gül penbe topuk yalın ayağına/ Akmasam bir türlü, aksam bir türlü” satırlarını yazmış mesela. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Lofçalı bir baklavacı güzeli için yazılmış manzumede baklavacı övülürken topuğu da unutulmamış: “Potur giyer paçalı / Bir tanedir Lofçalı / Penbe topuk gösteren / Kundurası nalçalı.” Eski bir berber destanında da

“Topuk seyri dahi ayrı temaşa / Nalın tıkır tıkır vurdukça taşa” dizeleri yer alır. Vasıf Hiç ise yazdığı destanda Küpeli Beyoğlu adlı bir tulumbacıyı, “Kamerçin yemeni ökçesi yüksek / Trablus sarmış incecik beli / Âdettir dilberan gösterir topuk / Gören âşıklarda tutulur nutuk” diyerek tanıtır. Şakir adlı bir halk şairi de Gürcü bir köçek için şu satırları kaleme alır: “Kâküllerin döküp misali tavşan / Verir raksa topuk vuruşları şan / Cümle kalenderler olur perişan.” İstanbul Ansiklopedisi’ni taradığınızda karşınıza yüzlerce topuk çıkar. Topuğun pek makbul olduğu bir dönemmiş anlaşılan…

Bu eski zamanlarda erkek topuklarına zaten memleketin her köşesinde rastlamak mümkündü. Baldırıçıplaklar, adı üstünde çıplak ayakla dolaşırdı. Eski tulumbacılar da ayakkabılarının ökçesine basar, topuk vurarak yürüyüp “topuk nümayişi” yapardı. Kendini “bıçkın” olarak gören sözde kabadayılar da ayaklarında yemeni, kundura ne varsa, arkasına basıp, paça sıvayıp topuk göstermeyi marifet sayardı. 19. yüzyıl başlarında “İstanbul bıçkınları ve havai meşrep gençleri” Galata yemenisi adı verilen bir ayakkabı giyermiş. Bu yemeninin arkası kısa olduğu için (Koçu’nun deyimleriyle) “elma topuk”, “yumru topuk”, “gülle topuk” böylece kapanmamış olurmuş. Topuğu adına yansımış bir tulumbacı olan Topuklu Mehmet için kalender halk şairi Âşık Râzi manzume yazmıştır. Manzume delikanlıya lakap olmuş “Topuk” için bir düzülmüş bir methiyedir adı üstünde “Topuknâme”…

Berâyi Topuklu Mehmed
İster beyzâdedir isterse kopuk
Dâimâ câzibdir eşbehde topuk
Andan sonra gelir nakş ile yapuk
Tâ ki serindeki kavak yeline
Topuklu lakabın taşırsa dilber
Hazreti Yusufla kadri berâber
Topukdadır cümle işmarla haber
Huyuna suyuna yâlübâline
Albenisi köpük dâim kahvenin
Eşbehde topukdur şartı cilvenin
Kütür kütür topuk vurabilenin
İşte Mehmed irmiş tam kemâline
Kara sırım gibi Toygarlı Uşak
Dizlik mintan ile belinde kuşak
Koşarlı ayaklar ses verir şak şak
Topuklardır revnak viren hâline
Bak o iri kıyım ayaklara bak
Topukları gülle misâli ayak
Kızlara temâşâ merhemi tiryak
Abe gel bakayım topuk fâline
5

Topuklu Mehmet desen çalışması, İstanbul Ansiklopedisi, kaynak: Kadir Has Üniversitesi Bilgi Merkezi – Salt Araştırma, Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi

Edebiyatta Topuk Düşkünleri

Daha yakın dönemlere gelelim. Refik Halit Karay, Yüzen Bahçe adlı romanında topuk konusunda takıntılı Rıdvan adlı bir kahraman sunar bize: “Kadın çorapsızdı; örme parlak hasırdan her tarafı açık, yepyeni, gıcır gıcır ayakkabıları adım attıkça topuklarını meydana çıkarıyor. Rıdvan bu kabil ayakkabı giyen hanımların nasırlı topuk altlarını görmekten tiksinir; çorapsız bacaklardaki lekelerden ve sivilcelerden de. Çorap taraftarıdır, fakat öndeki kadının topukları hepsininki gibi az çok nasırlı olmakla beraber tiksinti vermiyor. Vermemesinin sebebi belli! Bu topuklar çok biçimli, tertemiz. Suyu tamamıyla çekilmemiş, ne sert ne yumuşak, yuvarlak kaysıları hatırlatıyor.” Rıdvan Bey’in derinlemesine incelemeleri devam etmekte: “File çoraplarını galiba Barselona’dan almış; şu her tarafı kapalı gayet sade, sadeliği içinde zarif, lacivert deriden iskarpinleri de oranın pahalı mallarından olacak. Ayaklarını tıpkı lasteks korseler gibi incitmeden nasıl da kavramış, büsbütün biçime sokmuş! Topuklarla ökçeler öyle estetik bir şekilde ki adeta eski bir uygarlığın sanat eserleri, gözyaşı ve gülsuyu kapları, buhurdanlarla mücevher kutuları gibi bu ayakkabıları insanın antika biblolar vitrinine koyacağı geliyor.”6

Bir başka topuk saplantılı kahraman da Tevfik Fuat’ın “Topuklar” adlı hikâyesinde çıkar karşımıza: “Kadın topuklarına düşkünüm. Baharın gelmesiyle içimde bir kaynaşmadır başlar. Çıplak topuklar göreceğime sevinirim. Bu merak bende, arka kısımları açık ayakkabıların salgın moda hâline gelmesiyle başladı. Önceleri gözden ve tetkikten kaçan vücudun en alt tarafındaki bu kabarık et parçasının taşıdığı hususiyetleri pek bilmezdim. Yollarda rastladığım kadınlara baka baka, topuklarını seyrede ede bu heves bende uyandı. Adeta bir topuk tiryakisi, daha doğrusu bir topuk mütehassısı oldum. Ben kendime göre bir tasnif yaparak topukları üç sınıfa ayırdım: Şekil, renk ve karakter. Şekilleri şu suretle ayırdım: Yumurta, şeftali, kayısı, ayva, soğan, havan eli biçiminde, fırlak, yayvan topuklar. Renkleri şöyle böldüm: Pembe, kansız, sarı, sarı yeşil, kırmızı, mor, beyaz, kirli beyaz, boz, kösele renkli, kavruk… Karakterleri de şöyle tefrik ettim: Şuh, çapkın, hain, şehvetli, küfürbaz, haykıran, çağıran, kovan, zeki, ahmak, mağrur, ölü, mütevazı, içli, atak, çekingen, farfara, sinirli, sakin, ağırbaşlı, isyankâr, ceberrut, haşin, serinkanlı, lânet, mazlum, serkeş, soğuk, cana yakın, şapşal…”7 Adamcağız sanki bir topuk ansiklopedisi yazar gibi bakmış konuya…

Dedim size, memleket bu konuda pek üretken…

fotoğraf: Dima Berlin, iStock

Hikâyede değinildiği gibi arka tarafı açıkta bırakan ayakkabılar çıktıkça, özellikle kadınların topuklarına gösterilen dikkat de artar. 1940’lara yaklaşırken gazetelerin kadın sayfaları topuk güzelliğine özel bir önem vermeye başlar. “Yazın ayakların güzelliği açısından en mühim kısmı topuklardır” diye konuya giren bir yazı şöyle devam ediyor: “Bugünün modası topukların güzelliğine çok kıymet verir. Kısa bir eteklik altındaki topuk, vücudun mümtaz zarafetini yahut ağırlığını ve çirkinliğini derhal gösterir. Filhakika kalın bir topuğun şeklini değiştirmek, ona yeni bir biçim vermek çok zordur. Fakat topuğun şeklini bozan sebep selülit denilen hastalık değilse, topuk biçimindeki bozuklukları tashih etmek [düzeltmek] daima kabildir.” Yazı bu girişten sonra topukları güzelleştirmek için yapılacakları sıralıyor. Özetleyelim: 1. Topukları ovmak. 2. Bu masajdan sonra topukları 4-5 dakika soğuk suya batırmak. 3. Fazla yürümekten topuklar şişmiş ise sofra tuzu eritilmiş soğuk suyla masaj yapmak. 4. Sabahları ayak ucunda yükselerek on defa topukları kaldırma idmanı yapmak. 5. Terlik giyip evde dolaşırken mümkün olduğunca ayak burunlarına basmak.8

Topuklar nihayetinde ayakkabıların içine girer, ortadan kaybolur. İşte o zaman daha farklı topuk öyküleri karşımıza çıkar: yumurta topuklar, yüksek topuklar… Bunların da hikâyeleri var elbette. Başka sefere…

1. Erzurumlu İsmail Hakkı, Marifetname (İstanbul: Q Yayınları, 2013), 386.

2. İncinur Atik Gürbüz, “Klasik Türk edebiyatı metinlerinde ayakkabı,” Turkish Studies 12/5, 2017.

3. Sermet Muhtar Alus, “Bugünkü erkekler daha az dikkatli oldular? Eskiler arasında bir zevk: Topuk seyretmek,” Akşam, 19 Nisan 1944.

4. Vâ-Nû, “Yelken kulaklar ve yassı topuklar,” Akşam, 30 Haziran 1944.

5. 1890-91 yıllarında yazılmış bu name, İstanbul Ansiklopedisi arşivinde yer almaktadır, kaynak: Kadir Has Üniversitesi Bilgi Merkezi-Salt Araştırma, Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi.

6. Refik Halid Karay, Yüzen Bahçe (İstanbul: İnkılap Kitabevi, İstanbul 2009), 118.

7. Tevfik Fuat, “Topuklar,” Milliyet, 7 Haziran 1950.

8. Haber, 24 Mayıs 1939.

beden, erkek, fetiş, Gökhan Akçura, kadın, topuk