Kıyı Köşe Müze

Bu yaz, ayıptır söylemesi, Kuzey Avrupa’da epey bir dolandık. Her zaman gittiğimiz müzelerin dışında, pek bilinmeyen, gidilmeyen adreslere de uğradık. Hoş sürprizlerle karşılaştık değişik şehirlerde. Sırasıyla aktaralım…

Stockholm Ulaşım Müzesi [Spårvägsmuseet]

Stockholm’un güneyinde büyük bir yapının içinde yer alan Ulaşım Müzesi, şehrin 19. yüzyıldan bu yana şehiriçi taşımacılığında yaşadığı değişimleri görmemizi sağlıyor. Ulaşım elbette araçlarla oluyor; atlı tramvaylardan otobüslere, metro vagonlarından caddelerin karlarını temizleyen eski araçlara kadar ne ararsanız burada yer alıyor. Bilet satan dükkânlar da var burada, tramvay duraklarında yer alan eski kanepeler de. Hepsi de orijinal hâliyle. Onca yıl nasıl saklanmış bunlar diye şaşırıyor insan. Bilirsiniz, biz Kadıköy’de bir Tramvay Müzesi’ni bile yaşatamadık.

Ulaşım Müzesi’nin içinde bir de sürpriz çıktı karşımıza: Oyuncak Müzesi. Ne alaka diye düşündüm, gezince anladım ki, önce taşıma araçlarının oyuncaklarını toplamışlar müze için; ardından da oldu olacak diğer oyuncakları da katalım bunların yanına demişler… Binbir çeşit oyuncak, tabii özellikle çocukların ilgisini çekiyordu. Ama şimdi internetten baktım, Müze Eylül ayında şehrin kuzeyinde başka bir yere taşınmış, bu nedenle 2019’a kadar kapalı olacakmış.

Malmö Çikolata Müzesi [Malmö Chokladmuseum]

İsveç’in güneyinde yer alan Malmö’ye gittiğimizde şehrin geleneksel festivali yapılıyordu. Konserler arasında vakit buldukça şehri sokak sokak dolaşıyorduk. Birden karşımıza bir tabela çıktı: Chokladmuseum. Dükkânlarda “Malmö Chokladfabrik” etiketi taşıyan çikolatalara rastlamıştık, ama bu kez bir müze ile karşı karşıyaydık. Girip gezince anladık ki, Malmö Çikolata Fabrikası’nın eskiden yer aldığı ve şimdi iş merkezi olan binanın içindeyiz, daha doğrusu bir köşesinde. Eski adı Mazetti Çikolata Fabrikası olan kuruluş, yer ve isim değiştirip Malmö Çikolata Fabrikası olmuş. Ama eski binanın bir köşesini de müzecik yapıvermiş.

Müzecik diyorum, çünkü topu topu iki odadan oluşuyor bu müze. Fabrikanın eski kutuları, araçları, ilanları sergileniyor. Biraz özensiz, bakımsız ama olsun; yine de yaklaşık 150 yıllık bir tarihi belgeliyor. Altında da ‘kafe’si var, tabii yeni ürünleri satıyorlar! Kafenin raflarında yer alan (ne yazık ki fotokopilerden oluşan) eski fotoğraf albümlerine bakıp, bir dönemin bu muhteşem çikolata imparatorluğunu ziyaret edebilirsiniz.

Kopenhag İşçi Müzesi [Arbejder Museet]

Kopenhag’da pek de müşterisi olmayan bir müze, İşçi Müzesi. Ama aslında konusunu çok başarılı bir müzecilik anlayışı ile ele almış. Müze 1986 yılında açılmış, ama içinde yer aldığı bina 1879 tarihli ve Kopenhag İşçi Meclisi’nin toplantıları yaptığı bir bina. Giriş katında yer alan toplantı salonu kızıl bayraklarıyla görkemli bir görünüm taşıyor.

Müze, Danimarka işçi sınıfının yaşamını yüzyıllık bir panorama içinde sunmayı amaçlıyor. Özellikle çeşitli sahnelerin canlandırıldığı bölümler, çok başarılı manken kullanımıyla öne çıkıyor. Toplantı yapan, kafede oturan, alışveriş yapan, evde dinlenen vb. işçi sahneleri bunlar… En alt katta eski bir mutfak ve hemen yanında ‘yeni’ bir lokanta yer alıyor. Menüye bakmadım, işçi sınıfı yemekleri diye bir sürprizle karşılaşmamak için! Ama bir başka sürpriz, az ilerde beni bekliyordu. Yanlış bir yönlendirme ile arka tarafta bulunan küçücük bir bahçeye çıktım. Burada karşıma birden kocaman bir Lenin heykeli çıkmaz mı! Bu heykel vakti zamanında taşradaki bir işçi okulunun bahçesindeymiş, müze açıldığında buraya getirmişler, önce kapı önünde sergilemişler, ama herhalde sosyalizmin “tu kaka” olduğu yıllarda da içeri alıp arka bahçeye taşıyıvermişler…

Amsterdam Kedi Müzesi [KattenKabinet]

Amsterdam bir müze cenneti. Birçok da küçük müze var elbette. Bunlar arasında Kedi Müzesi dikkatimizi çekti. Müze kanal boyunda yer alan tipik bir Amsterdam evinde bulunuyor. Üst katlarda kendi konutu da yer alan müzenin ve evin sahibi ise Bob Meijer. 1990 yılında kurulan müze, Bob’un yıllar önce ölen kedisi John Pierpont Morgan’a (1966–1983) adanmış. J.P. Morgan’ın resmini merak ederseniz, müzenin dükkânından satın aldığım bir dolara bakmanız yeter. (Aman yanlış anlaşılmasın, bu gerçek bir ‘bir dolar’ değil.)

Müzenin yaşayan kedileri etrafınızda cirit atarken siz de iki kat boyunca türlü çeşitli kedi imajları arasında dolaşıyorsunuz. Tablolar, fotoğraflar, reklamlar, afişler vs. Ayrıca kedi temalı hediyelik eşyalar, malzemeler de vitrinleri doldurmuş. Müzenin kuruluşunun 25. yılında hazırlanan özenli bir kitap da dükkânda satışa sunulmuş. Kedi meraklıları için güzel bir deneyim sunuyor müze…

{Fotoğraflar: Gökhan Akçura}

Gökhan Akçura, müze