Plastiğin Milli Tarihi 1/2
Evlenmeyin Erkekler, Naylon Kızlar Çıkacak

Türkiye’de Plastik Sanayii adlı kitap, plastiğin milli tarihini 1880 yılına kadar götürür. O zamana kadar İstanbul’da lületaşından ve kehribardan yapılmakta olan ağızlık, tespih, nargile ağızlığı, şemsiye, kalem sapları ve çeşitli süs eşyaları, bu tarihten sonra ithal edilen “çubuk galalit”den1 yapılmaya başlanmış. Yapılan ürünler de özellikle Ortadoğu ve Avrupa piyasalarında çok rağbet görmüş. 1925 yılında ise levha hâlinde plastikler (özellikle de galalit) ithal edilerek İstanbul’da düğme imal edilmeye başlanmış. 1935 sonrasında da hidrolik preslere bağlanan kalıplarla bakalit2 tozundan imal edilen elektrik malzemeleri, radyo kutuları, sigara tablaları, kahve fincanları, sabun kutuları ve benzer ürünler piyasaya çıkarılmış.3

Ama daha plastik ortalığı işgal etmemişken, aslında aynı alanda başka hammaddeler dolanıyordu. 1930’lu yıllarda rekabet, deri ile lastik arasındaydı. Bu konuyu ele alan yazısında Ercüment Ekrem Talu, bu iki ürünün taraftarlarının ha bire kavga ettiklerini, lastikçilerin meseleyi uzattıkça uzattığını, meşinin avukatlarının ise bir türlü yumuşamadıklarını söylüyordu. Tartışma ayakkabı üzerinden yürüyordu daha çok. “Gazeteler bu bahse dair, her gün bir ufak fıkra olsun dercediyorlar [yayımlıyorlar], kahvelerde, lastik-deri rekabeti, ikindi ve akşam sohbetlerine mevzu oluyor”du. Talu bu konuda kendi görüşlerini de şöyle ifade ediyordu: “Deri yerli, sağlam, fakat pahalı; lastik, maddei iptidaiyesi yabancı, dayanıksız, fakat ucuz… Gönlüm iki tarafa da meylediyor. Bir türlü birini diğerine tercih edemiyorum.”4

Derinin ne olduğunu elbette biliyoruz. Ama (artık unutmuş olabileceğimiz) lastik dediğimiz şey neydi peki? Refik Halid’in engin bilgisine başvuralım: Bazı sözlüklerde yazdığı gibi Fransızca “lastikli” anlamına gelen “elastik”ten ziyade kauçuk anlamına “Frenklerin avam lisanında yer etmiş ‘gomme elastic’den yani ‘esniyen zamk’ sözcüğünden kısaltılarak üretildiği anlaşılmaktadır. Lastik sözcüğüne analık eden kaynak sözcük ise Grekçe ‘iten, itici’ anlamına gelen ‘elastikos’dur. Lastik kauçuktan yapılır. Kauçuk ağacından çıkan ve lastik yapmaya yarıyan maddeye de ‘lateks’ denilir. Kauçuk sözcüğü ise aslında Hintçedir ve doğru telaffuzu ‘kaşüşü’dür...”5

Refik Halid sözcüğün kaynaklarını aktardıktan sonra hatıralar ummanına dalar. Lastiği ilk defa elbette “inek sütüyle büyütüldüğüme göre emzik başında görmüş olmalıyım” der! Biraz daha hafızasını yoklar ve eskiden (bir çeşit ayakkabı olan) fotinlerin yanlarında, giyip çıkartmayı kolaylaştırmak için konulan lastikli iki parçayı hatırlar. Sonra çocukluğunda eski fotin lastiklerini, ürettikleri oyuncakları, ilkel müzik aletlerini anlatır. Okul yıllarında silgi lastikleri devreye girer. Araba tekerleklerine lastik konması Abdülhamit’in son yıllarına rastlar. Bisiklet lastikleri ise biraz daha önce yaşamına girmiştir. Sonra giderek kauçuktan üretilmiş aletler sarar piyasayı. Yapma diş damakları, süngerler, diş fırçaları, elektrik levazımatı, her tür kap kacak ve daha neler neler… Görüldüğü gibi sonradan plastikle üretilecek hemen her şeyin hammaddesi eski zamanda lastik ve kauçuktan sorulurmuş…

Önce naylon kapladı cihanı

Kauçuk bahsine daha fazla dalmadan, esas konumuz olan plastiğe geçelim. Ama önce plastik değil, naylon çıkacaktır piyasaya. DuPont şirketi 27 Ekim 1938 tarihinde, tekstilde kullanılabilecek daha kuvvetli ve esnek bir sentetik maddenin yani naylonun üretildiğini açıklar. Naylon iplik 1939 Dünya Fuarı’nda sergilenir ve naylon çorapların ‘deneme’ süreci başlar. DuPont’un çorap imalatçılarına sattığı iplikle üretilen ve ABD’nin büyük satış yerlerine dağıtılan naylon çorapların, ‘Naylon Günü’ ilan edilen 15 Mayıs 1940’dan önce satışa çıkarılmaması kararlaştırılır. Düzenlenen kampanyayla satış o gün başlatılır ve daha açılmadan önce dükkânların önünde kuyruklar oluşur; kadınlar saatlerce bekler ve elbette çorapların tamamı o gün tükenir.

Royal Purple naylon çorap ilanı, 1940’lar

Ne var ki İkinci Dünya Savaşı başlamış ve naylon üretimi paraşüt, çadır, ip yapımına ayrılmıştır. Naylon çoraplar karaborsaya düşer. Ve kadınlar bacaklarını beje boyayıp siyah dikiş çizgileri çizerler. Aslında DuPont dikişsiz bir naylon çorap tasarlamıştır ama savaş koşulları, tabaka hâlinde naylon üretip sonradan dikmeyi gerektirmiştir. Fakat bu mecburiyetten konan çizgi de nedense çok seksi bulunur.

1950’lerden DuPont dergi ilanları

Naylon çorabın tarihini yıllar önce ayrıntılarıyla yazdığım için özetle geçeceğim.6 Naylon ABD’de üretiliyor ve müttefiki İngiltere’ye giden bütün naylon stokları savaş amacıyla kullanılıyordu. Naylon çorap yalnızca kaçak yollarla ve özellikle Amerikan askerleri tarafından sokuluyordu. Naylon çorap bulabilen İngiliz kızlar kıskanılıyordu. Bu durum savaşın bitmesine kadar sürdü. İngilizlerin Kahire’de Türkçe yayımladıkları ve Türkiye’de dağıttıkları Cephe dergisinde, 1946 başından itibaren naylonun erdemlerinin anlatılmaya başlandığını görürüz. Derginin 15 Nisan 1946 tarihli sayısındaki “Naylon” başlıklı yazı bütünüyle naylon çoraba ayrılmıştı:

“İpekli kadın çorapları, her kadının en büyük dertlerinden biri olduktan başka; aile bütçelerinde en derin rahneler [delikler] açan davalardan biridir. Düşünün ki; 4-6 lira vererek aldığımız o canım ipekli çoraplar, ufak bir takılışla derhal boydan boya akıyor, veya çabucak deliniyorlardı. Birkaç yıldır dünya çorap endüstrisi yeni bir kraliçe tanıyor… Bu kraliçe kömürün muamele gören müştekatından elde edilen ‘naylon’ çoraplardır. Bir aralık fiatları çok yükselmiş bulunan, bu bir örümcek ağı kadar ince, kaynatılabilen ve ne kadar çekseniz şeklini kaybetmeyen, büyük bir dayanma kaabiliyeti olan naylon çorapları, birkaç ay sonra, bütün kadınların çorap dertlerini halledecektir.

Büyük Britanya çorap endüstrisinin uzun araştırmalar sonunda geliştirdiği bu önemli endüstri, pek yakında naylon çoraplarının 3-5 Türk lirası gibi bir fiatla satılmasını sağlayacaktır. Hazırlanmakta olan naylonlar iki çeşittir: Biri yazlık, diğeri kışlık. Yazlıkları bacak üstünde fark etmek bile müşkül. İşte her kadının beklediği iyi müjdeyi gerçekleştiren fabrikalardan birini ve çalışma şekillerini bu sayfalardaki Ballito Çorap Fabrikalarını belirten resimlerde göreceksiniz.”

Cephe, 15 Nisan 1946

Naylon istilası

Naylon çorap büyük bir hızla, savaş sırasında hangi cephede yer aldığına aldırmaksızın ülkeleri istila etti. O zamana kadar kadın bacaklarının gözdesi olan ipek çorap nostaljik bir anı olarak tarihe karıştı. Firmalar daha sağlam ve ince kadın çorapları yapmak amacıyla inanılmaz bir rekabete giriştiler. Laboratuvarlar kadın bacaklarının bu vazgeçilmez aksesuarının geliştirilmesi konusuna seferber edildi. Örneğin, Hollanda’nın Arnhem kentindeki bir çorap fabrikası ürettiği çorapların dayanıklılığını kanıtlamak için 1958 yılında şöyle bir yönteme başvurmuştu. Noter kontrolü altında dört kadın, ayaklarında yalnız çorapları olduğu hâlde 40 kilometre yürüdü. Noter çorapların bu yolculuğun sonunda da sapasağlam durduğuna tanıklık etti. İngiltere’deki bir çorap firması ise, çorapların akmasını önleyen yeni bir dokuma biçimi geliştirmişti. Yapılan denemede, çoraplar güçlü eller tarafından çekiştirildi, gül dikenlerine, tırtıllı ve tırnaklı cisimlere sürtüldü ve hatta üzerlerine kıvılcımlar sıçratıldı. Çoraplar bana mısın demedi! (O dönemin gazetelerinin yalancısıyız!)

“O.K.” naylon çorap el ilanı
ve Hermin ambalajı

Naylon çoraplar Türkiye’de de kadınların gözdesi oldu elbette, kısa sürede… 1947 yılında gazetelerde yer alan haberlere göre Amerika’da naylon çorap fiyatları bir dolara kadar düşmüştü. Bu çoraplar ülkemize geldiği takdirde yerli ipek çoraplardan pek az bir fiyat farkıyla satılabilecekti. “Fakat kadınların naylon çoraba rağbetleri daha fazla olduğundan bunları tercih edecekleri şüphesiz görülmektedir.” Haber, Amerika’ya sipariş edilen naylon ipliklerin geldiğini ve ülkemizde ilk defa olarak bir fabrikanın naylon kadın çorabı imalatına başladığını bildirerek noktalanıyor.7 Aynı yılların gazete haberlerini takip edersek “damızlık merkep” yanı sıra naylon iplik ithalatına izin verildiğini, naylon kumaşların belli başlı kusurlarının neler olduğunu, Amerika’da naylon çamaşırların da imalatına başlandığını, Marpuççular’daki bir mağazanın naylon kemer ve çantaları satmaya başladığını, naylon gözlük takanların “yüzünün gözünün şiştiğini” de öğreniriz. Ama en ilginci özellikle gemilerde yakalanan kaçak naylon eşyalardır. Bir Amerikalı gemici vücuduna bantlarla sardığı tam 134 çift naylon çorabı yurda sokmak isterken yakalanmıştır.8 Güney vilayetlerini dolaşan Metin Toker, röportajının başlığını “Bütün cenup vilayetleri kaçak eşya ile dolu” diye atıyordu.9 Elbette bunların çoğu naylon eşyalardı.

Türkiye’de naylon hakkındaki ilk yazılardan biri Radyo dergisinin Ağustos 1947 tarihli sayısında yüksek kimya mühendisi Rıdvan Tezel imzasıyla yayımlandı. Yazar, naylon ile plastik arasındaki çok yakın ilişkilere dikkati çektikten sonra şunları ekliyordu: “Çarşı ve pazara gidecek olursanız, ‘naylon’ diye bağıran çocukların gürültüsünden geçemezsiniz. Şunu hemen ilave edeyim ki, her naylon diye, Yaradan’a sığınıp bağıran çocuk, adı geçen plastikten yapılmış bir şey satmamaktadır. Bütün meyve ve sebze isimlerinin baş taraflarına bu isim ilave ediliyor. Aynı moda devam ederse, pek yakında, naylon kavun ve karpuzlar diye bağırıldığını işitebileceğiz.”

Cumhuriyet gazetesinden
5 Temmuz 1948, 24 Ağustos 1948 ve
25 Aralık 1950 tarihli naylon ürün ilanları

Refik Halid Karay da aynı günlerde, naylon sözcüğünün yaygın kullanımına dikkat çekiyordu: “Halk ağzında şimdi ‘naylon’dan revaçta bir kelime bulamazsınız. […] pazarda patlıcanlar ‘anası da naylon, babası da!’ diye satılıyor. Şimdiden bazı okullarda ‘Naylon kafalı!’, ahmak, bön manasında bir sözdür. Yarın belki de bir tip düttürü kadına ‘naylon’ diyecekler ve çocuklar ‘naylonlara bak!’ diye öyleleriyle alaya girişecekler. Dayanıklılığı ne kadar ileri sürülürse sürülsün, bugün halk arasında ‘naylon’ oldukça çürük, hemen hemen lüzumsuz, sadece gösterişten ibaret bir nesne, bir metadır. Kol saatini tutan naylon kayışların kopuverdiğini, ciltte bir nevi kaşıntı yaptığını söyleyenler de yok değil.” Naylon konusunda halkın “alayla karışık bir itimatsızlık” taşıdığını ileri süren Karay şöyle devam ediyor: “Artık yeni ve az çok uydurma bir şey gördük mü ‘naylon’ yaftasını yapıştırıyoruz. Mesela tramvay vatman ve biletçilerinin —fikrimce hiç de fena olmayan— yazlık elbiselerine çocuklar ‘naylon’u yakıştırıvermişler!”10

Cocktail ve Butterfly naylon çorap ilanları, Hafta, Temmuz 1953, Ocak 1955
ve
Panorama Ocak 1955

Hamdi Varoğlu da “Gelişi Güzel” başlıklı köşesinde, her şeyin “naylon” sıfatıyla satıldığını belirtiyor ve yazısının sonunu ilginç bir öngörüyle noktalıyor: “Yarınki dünyada yaşayacak olanlar, belki naylondan kadın icat edip aile geçimsizliklerini bile önlemenin çaresini bulacaklar.”11 Kısa sürede bunun şarkısı da çıktı. Columbia etiketiyle 1953 yılında yayımlanan Mucip Arcuman imzalı türkü “Evlenmeyin erkekler naylon kızlar çıkacak” adını taşıyordu! Türkünün sözleri şöyle:

Bağ benim meşe benim / Derdimi eşme benim / Seninle dalga geçtim / Sevdiğim başka benim / Aman yalel yalel/ Köşe başı beklerim / Vay benim emeklerim / Yar aklıma gelince titriyor kemiklerim / Aman yalel yalel / Ak burçak kara burçak / Babam dükkân açacak / Evlenmeyin erkekler naylon kızlar çıkacak / Aman yalel yalel / Köprü altı kumbara / İçi dolu çil para / Erkekler şöyle dursun / Şimdiki kızlar zampara / Aman yalel yalel.

Yalnız plaklar mı? Sokakta şarkı söyleyerek “En son çıkan şarkılar” broşürünü satan delikanlı da ‘ana kaynaklarımızdan’ biri! Gazeteci Sadun Tanju delikanlıyla biraz sohbet ettikten sonra, “üzerinde yalçın kayalıklara uzanmış çıplak bir genç kız resmi bulunan pembe renkli mecmuacığı” inceliyor ve içinde “Naylon”a rastlıyordu: “A... A!.. Naylon şarkısı olduğunu hiç bilmiyordum. Şu güfteye bakın: Fazla süslenme bayan / Naylon modası çıktı / O kusuru saklamaz / Herkes rötuştan bıktı / Mayo naylon, etek naylon / Kız naylon, erkek naylon / Gül oyna felek naylon.”12

Peki naylon sözcüğü nereden çıkmış? Sevan Nişanyan’ın Kelimebaz’ına göre (o da bir rivayete göre diyor) New York ve Londra’da iki ayrı ekip çalıştığı için, şehir adlarının kısaltmasından NY-Lon seçilmiş. Ya da başka bir rivayete göre de “now you lost old Nippon” [yendik seni ey Japonya] cümlesinin akrostişi imiş.13 Bu rivayet dönemin gazetelerinde de yer almıştı. Gelecek yazımızda plastiğin evrimini kurcalamaya devam edeceğiz.

1.Galalit, sütün kazeini ile formaldehitten elde edilen bir plastik madde. Formaldehit molekülleri kazein (protein) molekülleri ile birleşirken su çıkar. Bu tip birleşmeye kondansasyon adı verilir. Birleşme üç boyutta ve her yöne dağıldığı için, çok sağlam ve sert bir ürün ortaya çıkar.”

2. Bakalit, İlk sentetik reçine. Fenol ve formaldehitten elde edilir. Kehribarın yerine kullanılır. Bilhassa elektrik tesisatında kullanılır. Elektrik düğmeleri, prizleri vb. yapılır. İsmini, bakaliti 1907 yılında keşfeden Belçika asıllı Amerikalı kimyacı Leo Hendrik Baekeland’ın soyadından almıştır.

3. Türkiye’de Plastik Sanayii, Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Yayını, Ankara 1958, s. 3–4.

4. Cumhuriyet, 21 Temmuz 1934.

5. Refik Halid Karay, “Lâstik ve Plâstik Bahsinde Hatıralar”, Aydede, 16 Temmuz 1949, Aydede içinde, İnkılâp Yayınları, İstanbul 2014, s. 284.

6. Gökhan Akçura, “Bir Çorap Öyküsü”, Unutma Beni, Om Yayınları, İstanbul 2001 (2. Baskı).

7. Cumhuriyet, 3 Mart 1947.

8. Cumhuriyet, 24 Aralık 1949.

9. Cumhuriyet, 8 Haziran 1948.

10. Refik Halid Karay, “Didon’dan Naylon’a Kadar”, Akşam, 22 Haziran 1947, İnsanlık Halleri Huy Arabeskleri içinde, İnkılap yayınları, İstanbul 2015.

11. Cumhuriyet, 7 Mayıs 1947.

12. Vatan, 1 Aralık 1952’den aktaran Derya Bengi, Şimdiki Zaman Beledir, İstanbul 2006.

13. Sevan Nişanyan, Kelimebaz Cilt 1, Everest Yayınları, İstanbul 2009, s. 127–128.

Gökhan Akçura, gündelik hayat, naylon, naylon çorap, Plastiğin Milli Tarihi, plastik, popüler kültür, tüketim