Anneler Günü
Türkiye Vitrin Tarihine Giriş 3/4

Aslında bu ay vitrin tarihimizin 1950’li yıllarını özetlemeye çalışacaktım. Ama onu sonraya bırakıp biraz daha ileriye göz atmaya karar verdim. Anneler Günü vesile oldu buna. Anneler günü ve vitrinler. Tarihimizin bu bölümünde başrol onların.

Hürriyet gazetesi, 1989 yılında yayınlanan bir makale ile Anneler Günü tarihindeki özel yerinin farkına varılmasını istiyordu. Gazeteye göre, evet ilk adım 1955 yılında atılmıştı ama, “asıl aşama ve Anneler Günü’nün bir bayram gibi kutlanması Hürriyet’in bu konuyu ele almasıyla” mümkün olmuştu. Gazete bu konuda yaptığı girişimleri şöyle sıralar: Hürriyet, okurlarının yılın annesini seçmeleri geleneğini başlatmıştı. Gazetede günün mânâ ve ehemmiyetini hatırlatan spotlar yayınladı: “Yarın Anneler Günü’dür,” “Anneye sevgi ve saygı bir evladın en büyük vazifesidir,” “Yarın annenize ufak bir hediye almayı unutmayın” gibi. Anneler Günü temalı afişler bastırdı. Bunların üstünde günün simgesi hâline gelen “profilden gölge anne” figürü bulunuyordu ve grafik “Hürriyet ailesinin ağabeyi Tahsin Öztin”e aitti. Gazete 1965 yılı mayıs ayında “Anne” konulu bir fotoğraf yarışması ve yine “Anneler Günü” temalı bir yazı yarışması düzenledi. Ama ayı yıl, elbette ayrıntılı olarak ele alacağımız, Anneler Günü için özel bir “vitrin yarışması” düzenlemeye başladı. 1970 yılında Türkiye’deki 15. Anneler Günü kutlanırken “10 bin anneye, 10 bin hediye” kampanyası da devreye sokuldu. Hürriyet tarafından hazırlanan hediye paketleri, hediye alma gücü olmayan çocuklar tarafından annelerine veriliyordu. Hürriyet’in eki Kelebek de “Yılın annesini babalar seçiyor” kampanyası ile etkinliklere katıldı.1

Hürriyet gazetesi
1965 yılı mayıs ayında “Anne” konulu
bir fotoğraf yarışması
ve yine “Anneler Günü” temalı
bir yazı yarışması düzenledi.

Hürriyet’in Anneler Günü münasebetiyle düzenlediği “En Güzel Vitrin Yarışması” ilk kez 1964 yılında yapıldı. Ama sadece 10 mağazanın katıldığı bu yarışma sönük geçmişti. Bu nedenle 1965 yılında konunun üzerine iyice gidilerek yarışmanın daha başarılı olmasına çalışıldı. “Günün mânâ ve ehemmiyetini” ifade edecek şekilde düzenlenen vitrinler arasında yapılacak yarışmada, bu amaçla hazırlanan vitrinler “Hürriyet Anneler Günü Komitesi” tarafından ziyaret edilecekti. Uygun görülen vitrinlerin fotoğrafları çekilecek ve 1 Mayıs’tan itibaren gazetede yayınlanmaya başlanacaktı. En iyi vitrini yapan üç dükkânın dekoratörlerine toplam 3.000 lira ödül verilecekti.2 Gazetenin 25 kuruşa satıldığı bir dönemde hiç de fena bir ödül değil…

Hürriyet’in Anneler Günü münasebetiyle düzenlediği “En Güzel Vitrin Yarışması”nın duyurusu ve birincisi.

Gazete 8 Mayıs günü yayınlanan haberinde vitrin yarışmasının büyük ilgi gördüğünü belirtiyordu: “Bizim düne kadar tespit ettiğimize göre İstanbul, Ankara, İzmir ve Mersin’de 34 mağaza vitrinlerini bu mutlu güne tahsis ederek süslemişlerdir.” Çekilen fotoğraflar komiteye yollanmıştı, ama bunlar daha önceden açıklanan tarihte yayınlanmaya başlanamadı. Komite ancak 9 Mayıs gecesi toplanarak bunlar arasından onunu seçti ve bunlar da 10 Mayıs Pazar günü gazetede toplu olarak yayınlandı. 12 Mayıs günü de yarışmanın galipleri açıklandı. Birinci vitrin İzmir’dendi: Cihan Lüks Tuhafiye ve Konfeksiyon Mağazası’nın vitrini bir evin odasını canlandırıyordu. En büyük özelliği canlı mankenler kullanmasıydı. Vitrinde küçük bir kız annesine Anneler Günü dolayısıyla hediyeler veriyordu. Dekoratörleri ise Mehmet Gümüş ve Hikmet Üzgören’di.

“En Güzel Vitrin Yarışması”
ikinci ve üçüncü vitrinler, 1965

İkinciliği İstanbul’dan Bella Mobilya (dekoratörü Mustafa Pilevneli), kazandı. “Bu vitrinde bir köy evinin odası canlandırılmaktadır. Gecenin ilerlemiş bir saati. Baba uyumuş, anne yavrusunun başucunda, onun beşiğini sallamakla meşguldür ve başında bir melek uçmaktadır.” Üçüncü ise Ankara’dan Kazova mağazasıydı (dekoratörü Günhan Bilgütay). Bu “vitrinde doğumdan sonra bir hastane odası görülmektedir. Anne tehlikeli bir doğum yapmış, kendisine kan veriliyor. Fakat ölümün eşiğinden dönüşü takip eden ıstıraba rağmen, yavrusunu bağrına basmıştır.”3

“En Güzel Vitrin Yarışması” birincisi, 1966
“En Güzel Vitrin Yarışması”
ikinci ve üçüncü vitrinler, 1966

Yarışma sonraki yıllarda da sürdü. Ama giderek görüldü ki “Anneler Günü” vitrinlerinin düzenlenmesi için yarışmalar yapılmasına artık gerek kalmamıştı. 1987 yılında gazetelere yansıyan haberlerden Beymen, İGS, KİP, Vakko, Sümerbank gibi büyük mağazaların vitrinlerini “annelere seslenen yazılarla” süslediklerini, bazılarının da bu güne özel indirimler yaptıklarını öğreniyoruz.4 Anneler günü vitrinleri daha iyi hediye seçmemiz için görev başındaydılar!

Anneler Günü

Anneler Günü Türkiye’de ilk kez 1955 yılında kutlandı. O yıl Türk Kadınlar Birliği’nin önerisiyle her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününün “Anneler Günü” olarak kabul edilmesi gündeme geldi. Bu ilk “Anneler Günü”nde İstanbul, İzmir ve yurdun değişik şehirlerinde “kutlama törenleri yapılacak, çocukların analarına bağlılığını ifade eden müsamereler tertiplenecek, konuşmalar yapılacak”tı. Bu “münasebetle hazırlanan afiş, döviz ve pankartlar şehrin muhtelif yerlerine” gönderilmişti. Haberin sonunda şöyle bir açıklama da yer alıyordu: “Anneler Günü’nde analara iş yaptırılmayacak, ev ve çarşı hizmetleri babalar ve evlatlar tarafından görülecektir.”5 Cumhuriyet gazetesinde yer alan bu haberde ve aynı gün gazetenin bir başka sayfasında bulunan Kadınlar Birliği’nin genel sekreterinin yazısında, Anneler Günü’nün uluslararası niteliği açıklanmıyordu. Neyse ki gazetenin baş yazısını kaleme alan Nadir Nadi, “hür dünya milletlerinin çoğunda böyle bir Anneler Günü zaten vardır” diyerek duruma açıklık getiriyordu.

Anneler Günü’nün ilk ilan edilişinin paralelinde olumsuz tepkiler de ortaya çıkmıştı. Milliyet gazetesinin “Doğrusu Bu” köşesinde konu alaya alınmıştı. Türk Kadınlar Birliği’nin kararı sonrası “Gün Bolluğu” başlığı altında şu satırlara yer verilmişti: “Bugün analar günü imiş. Ne demek olduğunu anlayamadık. Başka bir dernek de bir babalar günü tertiplese ve ikisi birleştirilse tam ‘Ana Baba’ günü olur!”6 Oysa daha ne günler bekliyordu istikbalimizi!

Anneler Günü’nün nereden çıktığını, nasıl geliştiğini Vakko’nun 1959 yılında yayınladığı Anneler Günü broşüründen aktaralım:

“Anneler Günü fikrini ortaya atan Amerikalı bir genç kızdır. Filadelfiyalı Miss Jarvis 1906 yılında annesini kaybetti. Bu elemli günün yıldönümüne isabet eden 9 Mayıs 1907 Pazar günü Miss Jarvis kendisini ziyarete gelmiş olan bir arkadaşına: ‘Bugün annemin ölümünün birinci yıldönümü. Şimdi katiyetle anladım ki annelerimizin yerini kimse dolduramaz… Yılın hiç olmazsa bir günü annelere ithaf edilmeli ve o gün anneler baştacı edilmeli,’ dedi. Bu düşüncesini hakikat yapmak için genç kız harekete geçmekte asla tereddüt etmedi.
Daha bir sene dolmadan, Mayıs’ın ikinci pazarını Anneler Günü olarak tesit etmek hususunda birçok kimseyi ve çeşitli teşekkülleri iknaya muvaffak oldu. Miss Jarvis artık bütün vaktini bu işin gerçekleşmesi uğruna harcıyordu. Muhtelif tabakalara mensup nüfuzlu şahıslara binlerce, onbinlerce mektup yazdı. Anneler Günü’nün bir bayram gibi tesit edilmesi için büyük çapta bir kampanyaya girişti. 1912 yılında Teksas Valisi, Anneler Günü münasebetiyle bazı mahkûmları affederek o günü resmen tanıdığını bilfiil ispat etti.”

Yazı bundan sonra birçok eyaletin Teksas’ın izinden yürümeye başladığını, 1913 yılında İngiltere’nin, 1923 yılında da Almanya’nın Anneler Günü’nü resmen tanıdığını açıklıyor.

Vakko’nun Anneler Günü broşürü,
1959

Tabii işlerin Miss Jarvis’in iyi niyetinden hızla sıyrılarak, tüketim toplumunun “hediye” döngüsünün bir parçası hâline gelmesi kaçınılmazdı. Zaten yukardaki açıklamaları aktardığımız Vakko broşürü de Anneler Günü tarihçesinin hemen altında, kıpkırmızı bir kutu içinde asıl mesajını vermeyi unutmamıştı: “Anneler Günü’nde siz de annenize bir hediye almayı ihmal etmeyiniz. Hediye seçmekte güçlük mü çekiyorsunuz? Boş yere zihninizi yormayınız… Ne alsam diye düşünmeyiniz! Gündeliklerinizden kolaylıkla biriktirebileceğiniz birkaç liracık ile alacağınız bir Vakko Mendil, veya bir Vakko Eşarbı anneniz için büyük bir sevinç kaynağı olacaktır.”

Türk usulü bir Anneler Günü önerisi

Öte yandan Türkiye’de yıllar yıllar önce yapılmış bir “Anneler Günü” girişiminin de olduğunu biliyoruz. Bu girişimin sahibi ise Tan gazetesi. Gazete önce bir anket düzenler. “Mühim şahsiyetler”e yöneltilen soru şudur: “Ananıza neler borçlusunuz?” Ama gazetenin deyişiyle “araya giren birçok büyük memleket hadiseleri” nedeniyle bu anketin cevapları yayınlanamadan rafa kaldırılır. Ne hikmetse, 29 Aralık 1938 günü bu olay hatırlanır ve ankete gelen cevapların yayınlanacağı açıklanır. İşte söz ettiğimiz girişim de bu açıklamayla birlikte yapılıyor. Gazetenin attığı manşet “Yılbaşını Ana Günü Yapmak İstiyoruz” şeklindedir. Yazı yapılan anketi hatırlattıktan sonra “anne” kavramının önemine işaret eder ve derdini açıklar: “Şu andaki temennimiz kânunusaninin [ocak] ilk gününün, ‘Ana Günü’ olarak kabul edilmesidir. Senenin ilk gününü analara ayırmak ve o gün analarımıza münasip hediyeler vermek, bize, analarımıza karşı vazifelerimizi unutmamış bulunmanın vicdanî saadetini duyuracaktır. Yeni bir yıla, analarımızın hakkımızdaki hayırlı temennilerini kazanarak girmek de, çalışma enerjimizi hızlandırıcı bir teselli, bir manevi kuvvet olacaktır.” Tabii bu öneriyi kimse dikkate almaz. Zor zoruna yılbaşını hediye verme günü olarak ilan etmişken, şimdi durumu karıştırmanın ne âlemi vardır? Akıl karışıklığı yaratmayalım dercesine, öneri unutulup gider.

Biz yine Anneler Günü’nün Türkiye’de resmen kabul edildiği 1955 yılına ve sonrasına göz atalım. Daha ikinci yıl, 1956 yılında, Burhan Felek Anneler Günü’nü bir Bektaşi fıkrası ile hicvediyordu. “Bektaşinin birisi sofuca bir zata bayram tebriğine gitmiş. Oruçtan konuşuyorlarmış. Ev sahibi:
— Efendim, özürümüz oldu… Bir gün kaçırdık. Geri kalan 29 günü hamdolsun tuttuk, dedikten sonra Bektaşiye sormuş:
— Dedem siz ne yaptınız?
— Efendim, biz de o sizin kaçırdığınız bir günü tutuverdik, demiş.
Korkuyorum ki; anneler, senede bir gün annelik etmeyi analık vasfına kâfi görmesinler!”7

Anneler Günü bir süre sonra iyice benimsendi. Bu günün yüzü suyu hürmetine okullarda kompozisyon yarışmaları düzenlenmeye, yılın annesi seçilmeye başlandı. Radyolarda konuşmalar yapıldı. Okullarda “anne” temalı oyunlar sahnelendi. İzmir’de Karşıyaka’da bulunan Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın kabrinin ziyaret edilmesi bir gelenek hâline geldi. Nakil vasıtaları ve şehrin belli başlı noktalarına pankartlar asıldı: Ana gibi yâr olmaz/ Kadınların şeref ve muvaffakiyetle yükseldiği en mümtaz mevki analıktır/ Cennet, anaların ayakları altındadır vb.

Talia Denli, “Anneler Günü: Annem”,
üç perdelik piyes, Ankara, 1960

Ama asıl olay elbette “hediye” idi. Tüketim toplumunun yılbaşından sonra eline geçirdiği böyle bir fırsatı gani gani kullanmasından doğal ne olabilirdi ki? 1967 yılında durum iyice vahim bir hâle gelmiş olacak ki, Cumhuriyet gazetesi şu satırları yazmaktan kendini alamıyordu: “Anneler Günü’nü sadece evlatları ile mutlu saatler geçirerek, hediyeler alarak kutlayan anneler için değil, böylesine zor şartlar içinde topluma insan yetiştirmeye çalışan anneler için de yararlı bir gün hâline getirsek iyi olmaz mı?”8

“Ama asıl olay elbette ‘hediye’ idi.”
Kolonya ilanı, 1966
Yeni Karamürsel’in Anneler Günü ilanları: 13 Mayıs 1967 ve 9 Mayıs 1989
Anneler Günü ilanları:
7 Mayıs 1984 ve 2 Mayıs 1985

Anneler Günü eleştirilerinin sadece tüketim toplumu açısından yapılmasının yetersiz olduğunu söyleyenler de vardı. Örneğin 1982 yılında Ayşe Saktanber imzasıyla yayınlanan bir makale özetle “Anneler Günü, anneliği olağanlaştırır, aynı zamanda tekrarlama yoluyla bir disipline sokar,” diyordu. “Annelik söyleminde annelikle kadınlık birbiriyle örtüşür, ama bu arada kadınlığın üstü örtülür.” Yazının ana mesajı belki de tam olarak şöyleydi: “Bu yaklaşıma göre doğurmayan ve anneliği yaşamayan bir kadın ‘tam anlamıyla kadın’ sayılmaz.”9 Son dönemlerde annelik ve kadın etrafında dönenen saçma sapan söylemlere bakınca, bu endişenin hiç de haksız olmadığını görebiliyoruz.

60 küsur yıl öncesinde bu mümtaz günü dağarcığımıza katanlara, durun bakalım “Anneler Günü” kime yeter ki, daha sırada neler var demek geliyor içimden. Babalar Günü, Sevgililer Günü ve bir sürü özel gün daha… Akademik bir araştırma bu günlerin anlamını açıkça ortaya koyuyor: “Türk tüketicilerinin 2004–2011 yılları arasında özel günlerde kredi kartı ile yaptıkları harcamalar incelendiğinde, 2004 yılında Sevgililer Günü harcamaları 124 milyon TL iken, 2011 yılında 713 milyon TL olarak %475 oranında arttığı görülmüştür. Babalar gününde bu artış %222 olurken, anneler gününde %214 olmuştur.”10 Bir gazete makalesinin başlığı ortaya çıkan durumu pek güzel özetliyor: “Hediyeniz kadar varsınız!”11

1. Hürriyet, 14 Mayıs 1989.

2. Hürriyet, 27 Nisan 1965.

3. Hürriyet, 12 Mayıs 1965.

4. Cumhuriyet, 8 Mayıs 1987.

5. Cumhuriyet, 8 Mayıs 1955.

6. Akt. Kemal Çiçek, “Anneler günü anlamını yitirmesin”, kaynak: altayli.net

7. Cumhuriyet, 9 Mayıs 1956.

8. Cumhuriyet, 14 Mayıs 1967. Ayrıca bak. Sevil Bal, “Reklamların Eskimeyen Yüzü ‘Muhteşem Annelik’: Anneler Günü Reklamları Örneği”, Ankara Üniversitesi İLEF Dergisi, c. 1, s. 2, s. 59–85, 2014.

9. Cumhuriyet, 19 Mayıs 1982.

10. İpek Kazançoğlu & Pınar Aytekin, “Sevgililer Günü Ritüellerinin Alışveriş Deneyimi ve Hazcı Alışveriş Değerine Etkisi: Alışveriş Merkezlerinde Bir Uygulama”, Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi, c. 10, s. 22, s. 67–93, 2014.

11. Cumhuriyet, 26 Aralık 2004.

alışveriş, dükkân, Gökhan Akçura, gösteri, hediye, mağaza, ticaret, tüketim, vitrin