Muayyen Zamanlar

Kâzım Can’ın mucizevi ilanları

İlk Femil ilanına 1934 yılının nisan ayında Yedigün dergisinde rastlarız. Gayet sade olan ilan “zarif, yumuşak, temiz ve sıhhi” olan Femil’i hususi tuvaletinizde kullanabileceğiniz belirtilmektedir. Konunun gerektirdiği ‘üstü kapalılık’, ilanda gözetilen bir özellik olarak dikkati çeker. Ne de olsa tabu bir konudur kadınların ‘âdet dönemi’…

Yedigün, 29 Eylül 1934

1937 yılında Ev-İş dergisinde karşımıza çıkan, konuyu biraz daha deşen Femil ilanında, ürünün İsmet Laboratuvarı tarafından piyasaya sunulduğunu öğreniriz. Paketin üzerindeki bilgilere inanırsak ürün Amerika, Almanya, İngiltere, İtalya, Belçika, Avusturya, Lehistan başta olmak üzere birçok ülkede kullanılmaktadır. İlanda Femil’in “kadının aylık ihtiyaçlarında kullanacağı yeni ve sıhhi bir tuvalet bezi” olduğu açıklanmaktadır. “Hususi bir bağla kullanılan bu bezler kadının sıhhatini ve zarafetini asla bozmaz” diye de ürünün çekici özelliğinin altı çizilmektedir.

Ev-İş, Temmuz 1937

1937 yılının aralık başında Femil ilanlarının hedef kitle olarak anneleri seçtiğini görürüz: “Şefkatli bir ana kız evladına âdet gördüğü vakit Femil kullandıran anadır” temel slogandır. Aynı ay karşımıza çıkan bir diğer ilanda ürünün “Beynelmilel Kadınlar Cemiyeti”nin de takdirini kazandığını öğreniriz. Aralık sonlarında yayınlanan bir diğer Femil ilanının tepesinde ise (Pepe Kâzım ya da Pehlivan Kâzım olarak da bilinen) eczacı Kâzım Can’ın* “bayanların mahrem sıhhi tuvaletleri hakkında bir söylevi” yer almaktadır. Kâzım Bey her şeyi ifşa eden bu söylevinde “pamuktan yapılmış tıkaç, tampon” gibi eski usullerin artık bırakılması gerektiğini, biraz da tehdit edici bir tarzda ortaya koyuyor. Ve elbette dört sene evvel birçok kadın hastalığı uzmanı profesör, doktor ve kimyagerin toplanarak ve geceli gündüzlü çalışarak, “görünüşte basit, fakat ilmi bakımdan harikalar kadar kuvvetli olan Femil ve bağlarını icat” ettiklerini ve sağlığının kıymetini bilen “münevver cihan bayanları”nın hizmetine sunduklarını açıklıyor. Yine Kâzım Bey’in söylevine inanırsak, Türkiye’de üretilen Femil’in dış ülkelere “milyonlarca kutu” ihraç edildiğini öğreniriz. Promosyon da yapılmaktadır: “Adresini laboratuvarımıza bir kartla bildirmek lütfunda bulunan her sayın müşterimize kıymeti ölçülmez bir hediye takdim edeceğiz.”

Cumhuriyet, 4 Aralık 1937
Cumhuriyet, 13 Aralık 1937
Cumhuriyet, 24 Aralık 1937

1938 yılında ilanlar çoğalır. Ocak başında gazetelerde görülen bir ilanda ürününe gösterilen rağbet ve hücum sonucu piyasada “katiyen mal kalmadığı”nı öğreniriz. Adres de “Femil Laboratuvarı” olarak değişmiştir. Yeniden piyasaya yetiştirilen bağlar bir hafta sonra hizmete hazırdır. İlan ayrıca “piyasaya taklit ve çürük Femil bağları” çıkarıldığını söylemekte ve “taklitlerine dikkat!” diyerek kullanıcılarını uyarmaktadır. 9 Ocak’ta yayımlanan gazete ilanlarında mesaj “kâr ve zarar hesabı” üzerinden verilir. Eski usulle (bez, sabun, ateş, su, kireçli su, ütü) yapılan işlemler 50 kuruş tutmaktadır. Femil de 50 kuruştur. Ama onu kullanarak kazanacağımız şeyler pek fazladır: Çamaşır ütü zahmeti / Mikropların doğuracağı hastalıklar / Sinir ve asabi buhranlar / Kısırlık / Tedavi ve ilaç ücretleri / Aile yuvasına giren tatsızlık / Femil’in bahşettiği rahatlık / Temizlik, sağlık, neş’e ve saadet. Biraz abartmış mı? Elbette, zaten Femil ilanlarının temel özelliği saldırı ve teşhir üzerine kurulu olmaları…

Femil ilanları, 6 ve 9 Ocak 1938

1938 yılının şubat başında metni hayli ‘edebiyat’ kokan bir Femil ilanıyla karşılaşırız. “Biz yeni nesil sağlığımızı sıhhatimizi taravetimizi ve neşemizi Femil ve bağlarına sigorta ettik” başlığıyla yola koyulan (ve bir anlamda aybaşı olgusunun tarihini özetleyen) ilanın metni şöyledir:

“Şu insafsız tabiatın yalnız biz kadınların narin vücutları üzerine yüklediği ve hayatta yaşadığımız her otuz günün lâakal dördünü öldüren ‘âdet zamanı’ dediğimiz üzüntülü vakitlerimiz Femil sayesinde rahat ve emniyete kavuştu. Allahım! Hakikaten talihsiz annelerimiz neler çektiler… Onlar için âdet zamanı engizisyon zulmü kadar bir bela idi. Hayat arkadaşları olan babalarımızdan bile gizli, o kirli bezleri karanlık ve havasız yerlerde sanki bir cinayet eseri imiş gibi saklayıp gizlice yıkamak, kurutmak, ütülemek ve tekrar az çok mikroplu bir şekilde kullanmak. Bu yüzden ömürlerinin nihayetine kadar birçok hastalıkla mücadele etmek… Ah! çekmek, inlemek!..
Nihayet bizlere modern bir şekil diye pamuk tampon kullanmayı öğrettiler. Halbuki tababet bunun da iptidaî şekil olan bezlerden daha korkunç olduğunu meydana koydu. Öyle ya; kanın harice akmaması, içerde havasız hapsolup kalması, vasatın sıcaklığı dolayısıyla derhal kokmaya, yani dakikada milyarlarca mikrobun üremesine ve bunların uzviyetimizin her tarafına yayılıp nescimizin ve cildimizin taravetini bozmasına; yüzümüzü, yanaklarımızı solgun ve renksiz bir şekilde göstermesine en birinci sebep teşkil etmez mi? Bu defa hakikati bilmeyerek zâhiri şeklimizi kurtarmak için bir alay kremler, pudralar ve rujlar kullanmaya başladık. Fakat bugün oh!... Binlerce şükürler olsun…”

Elbette şükranlar Femil için…

Cumhuriyet, 2 Şubat 1938

Aynı yıl şubat sonunda gazetelerde şık bir kadın fotoğrafı yanında yer alan Femil ilanın metni ise kısa ve gayet edeplidir. Ürünün bizi hastalıklardan koruyan “kıymeti ölçülmez bir ideal” olduğunu ileri sürer. Mart ayında dönemin popüler mizah dergisi Karikatür’de yer alan Femil ilanı ise tam bir “karikatür” özelliği taşımaktadır. İlanın sol tarafında başı örtülü bir yaşlı kadının (yüzü sanırım Kâzım Can’ın yüzüyle değiştirilmiştir), elinde Femil kutusu ve kutudan çıkarılmış bağlar taşıdığı görülür. Başlık da pek ilginçtir: “Hayatın en birinci zevki” (!) Metne inanırsak 35.000 bayandan alınan teşekkür mektuplarında, Femil’in zevk ve güvenle kullanıldığı belirtilmektedir. Bu ilan dergilerde üst üste karşımıza çıkar.

Cumhuriyet, 25 Şubat 1938
Karikatür, 17 Mart 1938

Mart başında Cumhuriyet gazetesinde yer alan bir Femil ilanında söz konusu ürünün nasıl kullanılacağını da görerek öğreniriz. Bu ilanın metni (inanılmaz ama) çok da kısadır. Aynı yıl (1938) mart ve nisan aylarında Ev-İş dergisinde yer alan ilanlar ise ‘kibar’ bir söylem içerir. “Saadet sıhhatle ölçülür” başlığı ile karşımıza çıkan ilanda ürünün yararları ustaca kaleme alınmıştır. Umumi depo olarak yine İsmet Eczanesi ve Laboratuvarı gösterilmekte, yapanın da eczacı Kâzım Can olduğu açıklanmaktadır.

Cumhuriyet, 10 Mart 1938
Ev-İş, Nisan 1938

2 Eylül 1938 günü gazetelerde yer alan Femil ilanında otomobilinde çocuğuyla birlikte oturan şık bir kadın fotoğrafının yanında “Görünüşe aldanmayınız!” uyarısı yer almaktadır. Ayrıntılar metinde: “Hakikaten asrî bir bayan mıdır? Otomobilini idare etmek ve sporcu görünmekle her hususta olduğu gibi fikir ve hareketlerinde de asrî olduğu hükmü verilmemelidir.” Metin elbette asrî olmanın şartının Femil kullanmakta olduğunu söyleyerek devam edecektir.

Cumhuriyet, 2 Eylül 1938

1938’in son aylarında yayınlanan 1939 Togo Albümü usta karikatürist Togo tarafından hazırlanmaktadır. Bu yıllıkta “Femilci Kâzım Can” Togo’nun çizgileriyle karşımıza çıkar. Elinde kutu ve bağlar taşımakta, bunları şık bir kadına uzatmaktadır. Yüzüne dikkat edince, Karikatür dergisinde daha önce yer alan ilandaki kadının yüzüne pek benzediğini fark ederiz.

1939 Togo Albümü

1939 başında Femil’in en şık ilanlarından biriyle karşılaşırız. Ocak ayının İstanbul’un balolar ayı olduğunu hatırlayan Femil kadınlara şöyle seslenmektedir: “Balolarda bile en ince elbiseleriniz altında sezilmez…” Depo da, herhalde artık Kâzım Bey’in sıhhati pek yerinde olmadığından İbrahim Can’ın mülkiyetinde görülmektedir.

Cumhuriyet, 21 Ocak 1939

Bu yıldan sonra ilanlar nedense hızla azalır. Femil’in üreticisi Kâzım Can’ın 1941 yılında ölmesinin bunda bir etkisi olabilir. 1941 yılı başında karşımıza çıkan bir ilandan “Amerika’dan getirttiğimiz en büyük makineler sayesinde Femil’in sıkıştırıcı silindirlerle gayet kullanışlı yeni ambalajlarla” piyasaya sürüldüğünü öğreniriz. Gazete taramalarında bu tarihten sonra 1966 yılına kadar karşımıza Femil ilanı çıkmaz. 22 Ocak 1966 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan ilanda Femil’in Türkiye’de imaline başlandığı duyurulur. Ama sonra? Femil’in adını bir daha duymayız…

Cumhuriyet, 6 Ocak 1941
Cumhuriyet, 22 Ocak 1966

Akarlar ve muayyen zamanlar

Radyo Haftası, 13 Eylül 1952

Aspirin Türkiye’de birçok taklidini doğurmuştur. Bunların ömrü pek uzun olmamıştır. Ama ilerleyen yıllarda Aspirin’i sollayacak iki ilaç daha piyasaya sürülür: Gripin ve Opon. Bu iki ilacın sahibi Türkiye reklamcılık tarihinin ilk döneminde öne çıkan bir isim olan Necip Akar’dır. Her ne kadar Gripin’in sonunda Aspirin’den kinaye birkaç harf varsa da, Gripin de Opon da yüzde yüz yerli ürünlerdir ve adları da Necip Bey tarafından konulmuştur. 1935 yılında piyasaya sürülen Gripin, içinde kinin olduğu için, özellikle sıtmanın kol gezdiği o yıllarda yurdun dört bir köşesinde rağbet gören bir ilaç olmuştur. Opon ise ellili yıllarda piyasaya sürülen bir üründür. Bugün eski ölçüde tanınmasalar da, iki ilaç da yanılmıyorsam üretilmeye devam edilmektedir.

Yıldız 1952 Yıllığı ve
Radyo Alemi, 28 Ocak 1953

Bu iki ürünün konumuza dahil oluşu 1950’lerin başına rastlar. İlk çıktığı yıllarda grip hastalığı ile özdeşleşmiş olan Gripin, dönemin gazeteleri, sinema ve radyo mecmualarında bambaşka bir sloganla ilanlar yayınlamaya başlar. “Muayyen zamanlardaki sancılara karşı Gripin kullanınız.” Pazar genişlemeye başlamıştır! Daha sonraki yıllarda bu sloganın Faal Ajans tarafından Opon ilanlarında da kullanıldığını görürüz.

Hürriyet, 19 Şubat 1960

Necip Akar, Fay ve Puro’yu da piyasaya sürerek ilginç ilanlarla bu ürünleri piyasanın en güçlü markaları arasına katacaktır. 1957 yılında bir deniz kazası sonucu yaşama veda eden Necip Akar’ın, Türkiye reklam ve marka tarihinde önemli bir yeri olduğunu ileri sürebiliriz.

Batu’nun muayyen günü

“Muayyen zamanlar” konusunu “Batu’nun Muayyen Günü”nden söz etmeden kapamak doğru olmaz. 1990’lı yıllarda Beyoğlu’nda Hayal Kahvesi’nde pazartesi günleri Blue Blues Band topluluğu çalardı. Yavuz Çetin, Kerim Çaplı gibi bugün aramızda olmayan önemli isimleri barındıran topluluğun lideri ise Batu Mutlugil’di. Ben de sık sık gider, özellikle “güney blues”unu mükemmel icra eden bu topluluğu keyifle izlerdim. Batu ayrıca, her ayın 25. günü arkadaşlarının katılacağı, baştan sona doğaçlama yapılan bir gece düzenlerdi. Gripin’in malum ilanlarını da bu gecenin hizmetine sokar, “Batu’nun Muayyen Günü” ibaresini ilana monte ederek fotokopi ile çoğaltılan afişlerde kullanırdı.

“Batu’nun Muayyen Günü” ilanı

* 1941 yılında ölen Kâzım Can’ın kısa biyografisi için bak.: Gülnur-Mert Sandalcı, Belgelerle Türk Eczacılığı, C. 5, Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı Yayını, İstanbul 2006, s. 62.

beden, beden politikaları, Gökhan Akçura, gündelik hayat, hijyen, ilaç, reklamcılık tarihi, toplumsal cinsiyet, toplumsal sağlık, tüketim, yerli malı