Ah O Çingeneler!

Vakt-i zamanında aldığım kartpostalların arasında, dans eden bir çifti gösteren hayli yıpranmış bir fotoğraf da vardı. Sanırım Balkan giysiliydiler. Fotoğraf elbette bu, ama belli ki çoğaltılmış, yani fotokart. Uzun süre bu fotoğraftaki kişilerin kim olduğunu bilemedim, ama başka bir şeylerin peşindeyken karşıma çıkan bir ilan bu ikilinin esrarını aydınlattı. 5 Aralık 1930 tarihinde yayımlanan ilan Sahibinin Sesi şirketinin çıkardığı bir plağa işaret ediyordu:
“Büyük halk muvaffakiyetleri Taksim Bahçesi’nde icra-yı lûbiyat etmiş
ASSO ve JEANNA çingene artistleri tarafından O ÇİNGENELER Birinci kısım/ İkinci kısım plakları AX 1228. SAHİBİNİN SESİ müesseselerinde satılmaktadır.”

İlanda yer alan resim de fotoğraftakilerle aynıydı. Demek ki bu ikili, 1930 yılında Taksim Bahçesi’nde çalışmış olan Asso ve Jeanne adlı bir çiftti. Araştırmalara devam ettikçe, isimlerinin zaman zaman ‘Asso ve Jana’ ya da ‘Asso ve Jeanna’ olarak yazıldığını da görecektim. Taksim Bahçesi’nde ne zaman çıkmışlar diye 1930’un gazetelerini taradım, ama bir ilan ve bilgi karşıma çıkmadı. İlanları taramaya devam ettim; sonunda 29 Ekim 1930 tarihli Milliyet gazetesinde Asri Sinema’nın ilanında karşıma çıktılar. Tepebaşı’nda bulunan bu sinema eskiden Anfi Tiyatrosu olarak bilinirdi. 1930 yılında Taksim Bahçesi’nin başında olan Jean Lehmann burayı da işletiyordu; yani bahçeden sinemaya geçmiş olmaları mümkündü.

Milliyet, 29 Ekim 1930

Vampir ve şark dansları

Asri Sinema’da 29 Ekim 1930 gecesi Titanik filmi oynarken, 16.30 matinesi ile suarede varyete programı var: “Asso ve Yana düo oriental tarafından Çingene raks ve şarkıları” sunuyorlar. Yine Asri’de 7 Kasım 1930 tarihinden itibaren Kargalı Kadın filmi öncesi ikilimiz “vampir ve şark dansları” yapmakta. 13 Kasım tarihinden itibaren de Evelyn Holt’un başrolünde oynadığı Soldurulmuş Bakire filmine ilaveten, “meşhur Asso ve Jana’nın Çingene ve danslarının son 4 günleri” bilgisi ilanlara yansıyor.

Beyoğlu’ndaki sinemaların ağır ağır sesli sinemaya geçtiği bu dönemde, eğer hâlâ sesli film makineniz yoksa, seyirciyi sinemaya çekebilmek için perde aralarında sahneye göstericiler çıkarmak, dans ve müzikle seyirci getirmeye çalışmak sıkça karşımıza çıkan bir uygulamadır. Asso ile Jana’nın danslarının yanı sıra, o dönemin sinemalarında akrobasi toplulukları, şarkıcılar, varyete trupları da sık sık karşımıza çıkmakta. Film öncesi veya perde arasında gösterilerini yapmaktalar. Ünlü tango orkestrası Eduardo Bianco bile bir Beyoğlu sinemasında film arasında sahne almıştır aynı tarihlerde. Ve hatta sinemaların hepsi sesli olunca da sürer bu tür uygulamalar. Bir süre sonra haber filmleri de eklenir programlara… Ramazan münasebetiyle olsa gerek, Karagöz de oynatılır.

1930 yılının sonuna kadar gazetelerde söz ettiğimiz plak ilanının dışında Asso ile Jana hakkında bir bilgi bulamadık. Mecburen 1931 yılı gazetelerini taramaya başladık. 1 Şubat 1931 yine Asri Sinema’da Kadın Izdırabı filminin perde arasında Asso ile Jana’nın sahneye çıktığını gördük. Yanlarına bir de 5 Plenters diye bir topluluk eklenmiş. Bir başka ilandan bunların “canbaz” olduğunu da öğrendik. Bu beraberlik bir hafta sonra vizyona giren Sokak Meleği, onun da ardından gelen Ruhum Annem ve daha sonra da Gönüllü Asker filmlerinin gösterimi sırasında da devam ediyor. Giderek Asso ile Jana’nın adları filmin adından daha büyük yazılmaya başlanıyor. Şubat sonuna doğru kutlanan şeker bayramında da gösteriler devam ediyor. Şubat sonunda 5 Plenters’ın programı bitiyor, Asso ile Jana’nın yanına (artık ne ise bu adın anlamı) Akıllı Maymunlar geliyor. Daha sonraki ilanlarda “Mahir Maymunlar” olarak da yer aldıklarından, bunun hakiki maymunlarla yapılan bir sahne gösterisi olduğunu düşünüyorum. Ama mart ortasından itibaren Asri Sinema ilanlarında Asso ile Jana’nın adı yer almamaya başladığını görüyoruz.

Kanto yasaklandı mı?

İlanları bir kenara bırakıp başka bir haber var mı diye gazeteleri karıştırmaya devam edelim. 1931 yılının 8 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde ‘Hem Nalına Hem Mıhına’ sütunundaki bir yazı karşımıza çıkıyor. Bu sütunun sahibinin Abidin Daver olduğu malumdur. Abidin Bey “iki Çingene artistin” başarılarından, plaklarının çok satışından söz ettikten sonra, bütün İstanbul’un onların fokstrotlarıyla dans ettiğine işaret ediyor; eklemeyi de unutmuyor: “Bu iki Çingene, yerli değil Bulgardır ve bizim Çingenelerimizi pek iyi tanıyanların iddialarına göre, yerli Çingeneler arasında mani söylemekte, göbek atmakta, gerdan kırmakta, omuz titretmekte, vampir denen Çingene raksı oynamakta öyle harikuladeleri varmış ki, bu iki Bulgar Çingenesi onların eline su dökemezlermiş.” Abidin Bey ekliyor: “İstanbul tiyatrolarında yerli rakkaselere kanto oynatmayı men ederiz, sonra Beyoğlu’nda, ecnebi dansözlerin çırılçıplak göbek atmalarını alkışlarız.”1 İstanbul Çingenelerinin müzik ve dans hünerlerini biliyoruz elbette,2 ama demek ki o sıralarda ‘asri’ bulunmadıkları için pek yüz verilmiyormuş onlara diye düşünüyoruz.

Abidin Daver’in yazısından iki gün sonra, karşıma, yine aynı gazetede Asso ile Jana ikilisiyle yapılmış Fuat imzalı bir röportaj çıktı. Olduğu gibi aktarıyorum:

“ – Ah Çingeneler…
Bu şarkıyı son zamanlarda şehrin en ücra köşelerinde bile işitmeyen kalmadı. Biri erkek diğeri kadın iki Bulgar Çingenesi Beyoğlu’nda bir sinemada bunu söylemekte, göbek atıp oynamaktadır. ‘Ah Çingeneler’ şarkısı pek çok rağbet kazanmıştır.
Şimdiye kadar satılan en çok plak bu şarkının plağı olduğu söylenmektedir. Memleketimizde ve civar memleketlerde satışı altmış bine baliğ olmuş imiş. Şarkıyı söyleyen Bulgarlar ikinci defa olarak memleketimize gelmişlerdir. Bir iki güne kadar İskenderiye’ye gideceklerdir.”
Sonra yukarıda söz ettiğimiz makaleye işaret ederek şöyle devam ediyor: “[Abidin Daver] bunların göbek atışlarından bahsederken, ‘Bir kanunla kantoyu men ettik, fakat hariçten gelen göbek atıcılar istedikleri gibi oynuyorlar’ diyordu. Keyfiyeti vali muavini Fazlı Bey’e sorduk, mumaileyh şunları söyledi:
– Bunlar kanto çerçevesine sığmaz. Kantonun men’inden maksat, birçok cinayet hadiselerine sebep olan kadın oynatma ananesine nihayet vermekti. Bunlar kendilerine az çok artistik şekil vermişlerdir. Ben, birçok yerlerde bilhassa Matbuat Balosu’nda bu hava ile pek hoşa giderek dans edildiğini gördüm. Mamafih mesele tamamiyle mevki ve mahal meselesidir. Barda çok iyi ve sanatkârane dans eden, şarkı söyleyen bir kadını fena bir insan tabakasının içine sokar oynatırsanız orada da vukuat çıkabilir.”

Burada okumaya ara veriyorum ve öğrendiklerimi sıralıyorum. Bir kere, bu ikilinin daha önce de buraya geldiğinden emin olduk. Öte yandan kantonun yasaklanması durumu da ilk kez karşıma çıkıyor. Bu konuyu araştırmalıyım. Asso ile Jana’nın bu başarıların arkasında müziklerinin kantoya benzemesinin de bir rolü var sanırım. Ama daha plaklarını dinlemedim, bulup dinlemeliyim. Matbuat Balosu’nda bile sahne almaları da, sosyete tarafından tutulduklarına işaret. Sinemalarda da Çingene filmleri pek rağbet görüyor. 1931 yılının ilk aylarında Artistik Sineması’nda Bir Çingene Musikisi: Çardaş Fürstin, Opera Sineması’nda Atina Apaşları, Glorya Sineması’nda da devrim öncesi Rusya’yı ve Çingenelerini ele alan Troika vizyona girmiş mesela…

Çingeneleri sevmeyen Çingene

Gazetede yer alan röportajın bundan sonrası daha önemli; çünkü Fuat Bey bu Çingenelerin peşine düşüyor ve ikilinin kadın üyesi, yani Jana ile görüşüyor. Aktarmaya devam ediyorum: “Ah Çingeneler şarkısının muganniyesi ile kocası. Bulgarların meşhur tasarruf kaidesine tamamen riayet ederek, Beyoğlu’nun dar ve kirli sokaklarından birinde, üçüncü sınıf bir otelde oturmaktadırlar. Otel hizmetçisi ya bahşiş alamaması, yahut da ihtiyarlığı sebebiyle ziyaretçileri madama haber vermeye lüzum görmeksizin yukarı yollayarak ‘İkinci kata çık, 8 numarayı çal, gir içeri’ diyor. Kapı vurulduğu zaman, hayli esmer, fakat sevimli ve gençce bir kadın kapının yanındaki karyoladan yarı atlamış, yarı inmemiş bir vaziyette kapıyı açıyor ve kim olduğumuzu tahkike lüzum görmeksizin sizi istikbal ederek, perişan darmadağınık olan bu odaya alıyor.”

Anlaşıldığı kadarıyla Çingenelerin erkeği yani Asso dışarıdadır. O küçük odaya bir yandan yemek pişirildiği için yemek kokusu sinmiştir. Biri yedi-sekiz, diğeri üç-dört yaşlarında iki çocuk da odada dolaşmaktadır. Fuat’ın sorusu üzerine Jana, çocukların kendisinin olmadığını, “bir Bulgar kadınının” olduğunu söyleyip, yataktaki bez bebeği göstererek “Benimki karyolada yatıyor” der. Fuat yekten sorar: “Çingene misiniz?” Jana bu soruya biraz kızarak cevap verir: “Ben Sofyalıyım. Bizim kocanın eskiden bir Rum karısı vardı. Onunla bunu oynuyorlardı. Sonra onu bıraktı. Ben de yedi sekiz yaşında iken oyun oynamaya başlamıştım. Orada onunla tanıştım. Şimdi beraberiz. ‘Ah Çingeneler’ şarkısını her yerde seviyorlar. Bu yeni değildir. Bulgaristan’da 12 senedir söyleniyor. Orada da halk buna bayılır. Bu şarkının aslı alaturka bestelenmiştir. Hatta bir çok sözleri arasında Türkçe kelimeler de vardır. Ben alaturka bestelenmişini alafrangasından daha fazla severim. Çünkü daha güzeldir. Alafranga bestesini fokstrot üzerinde kocam yaptı. Çok plak satıldığını söylüyorlar. Bize yüzde beş mi altı mı ne verecekler. Hesabını bir-iki ay sonra kocam yapacak.”

Jana devamla, Avrupa’da da dolaştıklarını, özellikle Almanya’da çok sevildiklerini söylüyor. Türkiye’nin başka yerlerine de gittiklerini, özellikle Ankara’yı defalarca ziyaret ettiklerini ve orada da çok beğenildiklerini sözlerine ekliyor. Fuat Bey, Çingenelik konusundan ayrılmamaya kararlı, sormaya devam ediyor: “Pekâlâ… Size para kazandıran Çingene şarkısından dolayı Çingenelere karşı bir muhabbetiniz yok mu?” Cevap ilginç: “Hayır sevmem… Pis oluyorlar. Almanya’ya giderken bir zurnacı ve bir de küçük Çingene kızı götürdük. Oturmadılar. Hepsi kaçtılar…” Fuat Bey bu konuyu daha fazla deşmemek için makas değiştiriyor: “Sizin bu numaralarınızın artistik tarafı var mı?” “A… Bu bir günde, iki günde öğrenilmiş şey değil; ben sekiz yaşından beri bunlarla uğraşıyorum.”

Jana gidip fotoğraflar getirir. “Bakınız bunlar kolay kolay yapılır şeyler mi? Ben yalnız Çingeneler şarkısını söylemiyorum” der. Bu fotolarda Jana kolları bacakları birbirine dolanmış, vücudunun elastikiyetini gösteren numaralar yapmaktadır (röportajda bunlardan biri de yayımlanmış).

Cumhuriyet, 10 Şubat 1931

Fuat yazısını noktalarken şunları eklemeyi de unutmaz: “Bu resimdeki güzel kadınla, konuştuğumuz kadın arasında yüzde bin beş yüz fark vardı. Tuvalet malzemesinin bir kadını ne kadar güzelleştirdiğine şahit olanlardan biri de hiç şüphesiz bu kadının kocası idi.”3

Aynı günlerde, Yeni Gün gazetesi de üç fotoğraflarını yayımlayarak Asso ile Jana’dan söz ediyor, ama yeni bir bilgi yok bu haberde.

Yeni Gün, 11 Şubat 1931

Artık bu plağı dinlemeliyim diye düşünüyorum. Sahibinin Sesi 1934 kataloğunda da yer alan plağı YouTube’dan çalarak dinliyorum. Çingene atışması, bol bol gevezelik, ama daha önce de söz ettiğimiz gibi esas olarak bir kanto bu. Şarkıyı da Jeanne söylüyor, Asso şaklabanlık yapıyor. Türkçe sözcükler de geçiyor aralarda. Pek de anlamıyorum. Ama bir ara Asso “Cüce Simon”un da adını anıyor, nedense…

“O Çingeneler”, Asso ve Jana,
taş plak kaydı birinci bölüm
“O Çingeneler”, Asso ve Jana,
taş plak kaydı ikinci bölüm

Danslı çayda Çingene fokstrotu

“O Çingeneler” şarkısının notasını da buldum bu arada. “Oh Les Bohêmes” diye Fransızcası da var başlıkta. Söz ve müzik Asso ile Jeanne, armonizasyon K. Dimitroff (Kotze) imzalı. Malum fotoğrafımız kapakta yer alıyor.

Peki bu ikili İstanbul’da daha ne kadar sahne aldı acaba? Bunu anlamak için yine gazete ilanlarını takip edelim: Asso ile Jana’nın Asri Sinema ile sözleşmeleri bitmiş olacak ki, 19 Mart 1931 akşamından itibaren Şehzadebaşı Ferah Sineması’nda programa başladıklarını görüyoruz. Adı sinema da olsa, o sıralar burada film gösterimlerinin yanı sıra tiyatro oyunları da oynanmakta ve çeşitli gösteriler yapılmaktadır. İlk günün programında “Komik Naşit Bey ve heyet-i temsiliyesi, Hermine Hanım konseri” ve Asso ile Jana vardır. “Ayrıca sinema, varyete” diye devam ediyor ilan. Sinemada da Yabani Bal ve Ölüm Perisi oynamaktadır. Bu konsept bir süre devam ediyor. Oyunlar ve filmler değişir, yeni atraksiyonlar (örneğin Macar artistlerden kurulu Kentuki Revüsü) programa katılır, ama bizim ikili hep kadrodaki yerini korur. Nisan ayında Naşit Bey Bursa turnesine çıkınca yerini Kafkas Opereti alır, ama Çingenelerimiz işlerine devam eder.

Asri Sinema ile ilişkileri kesilmiş sanıyordum ama, 29 Mart günü birden gazetelerde bu sinemanın ilanında “Meşhur Çingeneler: Asso ve Jana’nın son günleri” ibaresine rastlamayayım mı… Artık o sürede Asri ve Ferah sinemalarını birlikte mi götürdüler, yoksa bir sinemadan ayrılıp diğer sinemaya mı gidip geldiler bilemem… Bu arada M. Salahaddin imzalı bir yazıda konumuzla ilgili ilginç bir not karşımıza çıktı. Aslında yazı, ailecek gittikleri bir “danslı çay”ı anlatıyor. Bu çayda sahnede de bir cazband, yani orkestra çalmakta. Sona doğru cazband “Ah Şu Çingâneler” şarkısını çalar, üstelik alkışlar durmayınca ikinci kez çalmak zorunda kalırlar.4 Demek ki bizim Çingenelerin şarkıları artık Beyoğlu’nun tüm köşelerine kadar yayılmış…

Bu arada Ferah Sineması’ndaki gösteriler aralıksız sürmektedir. 6 Nisan’da Tom Mix’in Yıldırım Süvari filmi başlar, diğer gösterilerle birlikte Asso ve Jana’nın da ilanlarda adı geçer. 7 Nisan’da tüm bu gösterilere, tombala oynattırmak da katılır. Asri Sinema ilişkileri devam ediyor olmalı ki, 9 Nisan tarihli ilanda Kibar Apaş filminin yanı sıra sinemamızda “Asso ve Jana’nın son haftaları” bilgisi bulunuyor. Ama ilanlarda bu bilginin başına ‘yeniden’ ibaresini eklediklerine göre, bir gidip gelme olduğu gerçeklik kazanıyor. Ferah’la ilişkileri de kesilmeden sürüyor öte yandan. Beyoğlu ile Şehzadebaşı arasında sürüyor koşturmacaları. 10 Nisan’da Ferah’da Hafız Burhan konseri programında yer alıyorlar. 14 Nisan’da Naşit Bey, Bursa’dan eve dönüyor… Bütün bunlar olurken Asso ile Jana’nın adı programdan hiç çıkmıyor. 17 Nisan 1931 tarihine kadar Ferah Sineması ilanlarında görünüyorlar, yani bir ayı aşkın bir süre… İlanlarda, “pek rağbet gören”, “pek çok sevimli meşhur”, “büyük fedakârlıklarla celbine muvaffak olduğumuz” Çingeneler olarak takdim edilmekteler.

Aynı yılın kasım ayına kadar ikilimizin adına bir daha rastlamıyoruz. Herhalde memleketlerine gittiler ya da başka ülkelerde mesleklerini icra ediyorlar. 12 Kasım 1931 tarihinde Asri Sinema’nın verdiği ilanda Prensin Metresi filminde perde aralarında bizim Çingenelerin ve Nandy’s Revüsü’nün sahneye çıktığını görüyoruz. Sinemanın 20 Kasım tarihli ilanında ise ikilimizin yeni repertuarlarıyla program yaptıklarını öğreniyoruz. Kasım sonuna doğru sinemanın ilanlarında artık başka varyetecilerin yer aldığını görüyoruz. Uzun bir sessizlikten sonra 7 Ocak 1932 gecesi bu kez Şehzadebaşı Hilal Sineması’nda, daha önce Ferah Sineması’nda karşılaştığımıza benzer bir programda yer alıyorlar: Sinemada Taç Deviren General oynamaktadır. Sinemanın yanı sıra mı yoksa ayrıca mı gerçekleşiyor bilemem ama aynı ilanda zengin bir gösteri yelpazesi takdim olunuyor: “Hafız Burhan Bey ve Mediha Suzan Hanım’ın konseri, komik Dümbüllü İsmail Efendi ve heyet-i temsiliyesi Anastat Balesi, şanteler, milli rakslar. Ayrıca Havel ailesi tarafından akrobatik ve jonglör nimaralar. Asso ailesi tarafından Çingene düettosu. Duhuliye 25 kuruştur.”

Yaza kadar yine bir sessizlik, ama 25 Temmuz 1932’de bu kez Taksim’deki Panorama Bahçesi’nde her akşam “yeni gelen hakiki Çingeneler Asso Jana tarafından alaturka ve iki telli” konserinin yapılacağı ilan olunuyor. 28 Temmuz’da aynı ilan tekrarlanıyor. Bu, Asso ile Jana’nın rastladığımız son ilanı.

Akşam, 28 Temmuz 1932

Asso ile Jana hakkında bunlardan fazla bir bilgi bulamadım. Bu nedenle geriye dönüp, bazı es geçtiğim soruların üzerinde duralım. Abidin Daver’in söz ettiği “vampir denen Çingene raksı” hakkında bilgi edinemedim. Her ne kadar Çingene kültüründe bir vampir meselesi varsa da, bu daha çok “vampire yem olma” diye adlandırdıkları bir korkuyla ilgili … Yine Abidin Bey’in yazısında geçen “İstanbul tiyatrolarında yerli rakkaselere kanto oynatmayı men etmek” olayıyla ilgili de bir bilgi karşıma çıkmadı. Cemal Ünlü ile fikir teatisinde bulunduk ve resmen böyle bir yasak olmadığı konusunda görüş birliğine vardık. Zaten Cumhuriyet’in ilk yıllarında birçok modern ve eski tip geleneksel kantonun plaklara doldurulduğunu biliyoruz. Öte yandan Çingene müziğinde kantonun özel bir yeri olduğu da çok değinilen bir konu. Hatta Çingene kantosu diye bir türden bile söz edilebiliyor. Melih Duygulu bu konuda şunları yazıyor: “Çingeneler, kanto repertuarı içinde, yaşam biçimleriyle, müzik ve sanata yakınlıklarıyla, felsefeleriyle ve daha pek çok özellikleriyle ele alınmayı başarmış bir topluluktur. Kanto repertuarı içinde yer alan bu Çingene motifi, hiç kuşku yok ki kolayca kendisine yer bulmuştur. Zira kantolarda daima basit, kolay anlaşılan, sıradan temalar kullanılmıştır.”5

Ama çeşitli yazılar aynı dönemde Çingenelerin müzik yaşamındaki genel bir gerilemeyi de işaret ediyor. Örneğin bu alanda en önemli otorite sayabileceğimiz Osman Cemal Kaygılı, Lonca ve Sulukuleli Çingenelerin “anadan doğma musikici” olduğuna işaret ettikten sonra, o sıralar ikinci plana düşmelerinin nedenlerini analiz etmeye soyunur. Çaresini de arar yazısında ve “Bunlar için bir kere en birinci yart notayı öğrenmek, hem de su gibi öğrenmektir” der öncelikle. Ardından “yenilik” konusunda hiçbir hamle yapılmadığına işaret eder: “Onlar, böyle, hep anadan babadan, dededen büyük dededen kalma çalgılar, usuller, âdetlere hiç kıl sektirmeden aynı yolda devam ettikçe, daima yerlerinde saymaya ve hatta gitgide cumbur cemaat sönüp başka işlere sarılmaya mahkûmdurlar.” Yazının sonunda çözüm yolunu da sunar: “Romanya’da, Bulgaristan’da, Macaristan’da ve daha birçok yerlerde olduğu gibi, bizde de ne için herkese parmak ısırtacak bir ‘Çigan müzik takımı’ olmasın? Ve bu müzik takımı içinde ‘çiftetelli’den, ‘köçek havası’ndan, ‘kasap’tan, ‘ağırlama’dan, ‘helvacı’dan ve salt kendileri tarafından bestelenmiş olan, eski ve yeni Todi havalarından birçok nağmeler bulunacak olan yepyeni ve büyük bir ‘Todi bestesi’ yahut ‘operet’ini veya operasını bize ve herkese dinletmesin?”6

Yine aynı dönemde yayımlanan bir diğer yazıdan öğrendiğimize göre, müzisyenlerin sahneye çıkabilmesi için imtihana girmeleri ve Musiki Sanatkâranı Cemiyeti üyesi olmaları gerekiyormuş. Çingenelerin ise bu sınava giremediği görülüyor. Nedeni sorulunca da “Bu işe ne kılık kıyafetimiz uygun, ne de nota biliriz” diye cevap veriyorlar.7 Bir anlamda sahne yasağı uygulanıyor yani…

Sahibinin Sesi kataloğuna dönelim. Burada Asso ve Jeanna’nın AX 1312 katalog no’lu bir plağı daha gözüküyor. Şarkının adı yine “O Çingâneler”, yine iki bölüm. Ama yanında “Foks-trot” diye bir ek bilgi bulunmakta. Jeanne’nın Fuat Bey’e anlattığı, Asso’nun bestelediği fokstrot mu bu acaba, diye düşündük önce. Cemal Ünlü arşivini karıştırıp plağı buldu. Evet, numarası bile aynı. Ama parça enstrümental ve etikette adının altında Hotel Aster Orkestrası yazmakta. Dinleyince aynı melodi olduğunu anlıyorsunuz, ama daha modern, akıcı ve ehil bir yorumu elbette… Bir de Asso ile Jana’nın doldurduğu plağın cazibesine kapılıp piyasa sunulan bir yerli Çingene plağı karşımıza çıktı. Odeon firmasının yayımladığı bu plak “Çingene Kantosu” adını taşıyor ve Güldane Hanım ile Akif Bey tarafından incesazla icra ediliyor. Plağı dinledim; girişte Asso’nun bestesi bir süre kullanılmış, ama daha sonra başka temalar, müziklerle devam ediyor. Çingene kantosunun daha derin bir analizi zaten beni aşar… “Ah O Çingeneler” faslı da böylece, dar bir sahada dolaşıp, sonra “Bu ikili ne oldu?” sorularına bir cevap bulamadan arşive kalkıyor...*

“O Çingâneler”, Hotel Aster Orkestrası

* Dönemin Cumhuriyet, Milliyet, Son Posta ve Vakit gazeteleri taranarak hazırlanmıştır.

1. Cumhuriyet, 8 Şubat 1931.

2. Bkz. Gökhan Akçura, “Oyuncu Kollarından Sulukule Evlerine”, İstanbul Şarkıları, Oğlak Yayınları, İstanbul 2019, s. 89–122.

3. Cumhuriyet, 10 Şubat 1931.

4. M.S., “Böyle çaya insan boğulacağını dahi bilmiş olsa gelir!” Milliyet, 4 Nisan 1931.

5. Melih Duygulu, Türkiye’de Çingene Müziği, Pan Yayınları, İstanbul 2006, s. 80.

6. Osman Cemal Kaygılı, “Anadan doğma çalgıcılar: Loncalılar-Sulukuleliler”, Kurun, 22 Haziran 1938.

7. Reşat Feyzi, “Macuncunun yanık klarnetesini artık dinleyemeyeceğiz,” Tan, 17 Haziran 1938.

Asso ve Jana [Asso ve Jeanna], Çingeneler, fokstrot, Gökhan Akçura, kanto, müzik, popular kültür, sinema salonu