fotoğraflar ve video:
Işık Kaya
Tasarımcı ne biriktirir?
Gülsün’ün Topaçları

Topaç ya da fırıldak olarak adlandırılan nesnelerin koleksiyonu. Üzerine kınnap ya da bükülmüş pamuk ipi sarılarak döndürülen ahşap, konik biçimli oyuncaklar. Parmakla çevrilenleri ise fırıldak olarak tanımlanıyor Türkçede. Ben her iki türde olanları da biriktiriyorum. Aslında bir tür oyuncak koleksiyonu olmasından ötürü uygun yer ve zemin bulunduğunda oynanabiliyor. Evde ancak parmakla ya da kendi aparatıyla çevrilenleri döndürmek mümkün, ipli olanların en azından bizim evde çevrilmesi olanaksız.

Çocukken de topaç çeviren bir kızdım. Ama koleksiyonum 1991 yılında ABD’de satın almaya başladığım parçalarla başladı denebilir. Orada çocukken çevirdiğim ipli topaçların farklı biçimlerini gördüm ve oğlum Can’ın da merakı olabileceğini düşünerek birkaç tane aldım. Sonra Gaziantep’te çocukluğumun topaçlarının benzerleriyle karşılaşınca onlardan da aldım ve devam edip gitti.

Amsterdam’da küçük bir dükkânın vitrinine bakarken satıcının “koleksiyoncuysanız sizin için ilginç bir parça var” çağrısıyla bir koleksiyonum olduğunu fark ettim… O zamana dek Can’ın topaç çevirmeye ilgisi olmadığı belli olmuştu, ama ben değişik örneklerini gördükçe satın alıyordum. O dükkândan aldığım mıknatıslı metal fırıldak, dönerken zemindeki iki metal yılanı da ileri geri hareket ettiriyordu ve daha sonra da herkesin en sevdiği parçalardan biri oldu. İşte o bir dönüm noktası. Bir başka dönüm noktası da, o olaydan yıllar sonra bir sergide Ray Eames’in de bir topaç koleksiyonu yapmış olduğunu görmemdir.

Topaçları çoğunlukla kendim alıyorum ama koleksiyonun bilinirliği arttıkça hediye olarak gelenler de çoğaldı. Kore, Meksika gibi gitmediğim yerlerin topaçlarını da bana ulaştıran arkadaşlar oluyor, örneğin. Çoğunun nereden olduğunu hatırlıyorum, çünkü birçoğu yurtdışı gezilerinde satın alınıyor, ama köken ülkeler satın alınan ülkeden farklı olabiliyor. Örneğin, Hint topaçlarını Hindistan’dan almadım. En çok Japonya, Almanya ve İtalya’dan aldım. Koleksiyonda artan parça sayısına bağlı olarak kapladığı alanla ilgili bir sorun var sadece. Önceleri biz yokken Can’ın arkadaşları eve geldiğinde epeyce ilgi odağı oluyormuş. Aslında gören herkesin kişisel deneyimlemesine açık olması koleksiyonunun en özgün yönü herhalde.

Koleksiyonu oluştururken parçaları tasarım nesnesi olarak görüyorum, ama aslında dünyanın her yerinde bunların daha çok beceri nesneleri olduğu söylenebilir. YouTube’da topaç çevirme teknikleri ve yarışmalarıyla ilgili yüzlerce video var. Dolayısıyla, bu koleksiyon benim özel bir beceri geliştirdiğim anlamına gelmiyor, ama üretiminden çevirme tekniklerine kadar bizim ülkemizde hiç bilmediğimiz hem tarihsel hem güncel bir arka planı var. Benim özel bir hikâyem yok. Tek hikâyem, gittiğim her yerde bu nesneleri arayıp bulmaya harcadığım vakit ve emek. O arama süreci ilginç olabiliyor. Örneğin, nalburda da satılabiliyorlar, tasarım dükkânında da, işportada da, eskicide de, antikacıda da, müzede de… Sanırım sayı daha artacaktır, ama çeşitlenme düzeyi ne yönde ilerler bilemem. Bu seyahatlerimizin daha farklı coğrafyalara olmasını gerektiriyor ya da oralardan daha fazla hediye bekliyorum artık. Tümü evde duruyor, ama tek tük bazen ofiste olabiliyor.

Koleksiyon özel bir bakım gerektirmiyor, bulunduğu yerin tozu alınmak istediğinde ipler karışıyor ya da iki-üç parçalı olanlar dağılıyor kaçınılmaz olarak. O zaman kendim parçaları gözden geçirerek toparlıyorum.

Geleneksel bilgiyi taşıyan araçlar olarak görüyorum bu nesneleri. Hayli erken dönemlerden başlayarak neredeyse tüm insanlık tarihi boyunca üretilmişler. Ancak, güncel tasarım denemelerine de açık bir nesne topaç. Antik Yunan’da pişmiş toprak olanları görülüyor. Ahşap olanları Japonya’da hâlâ ayak tornasıyla üretenler var. Mısır’da sedef kakma olanı da yapılıyor. Metal ve cam olanlar da hem geleneksel hem de güncel tasarımla karşıma çıkmakta. Bauhaus tasarımı olan bile var. Dolayısıyla, tüm dünya tarihini evde küçük bir alana sığdırdığımı düşünüyorum. Yani, hayatımda epey önemli bir yeri var bu koleksiyonun.

Koleksiyonun toplam bedelinden söz edemem sanırım. Birkaç liradan başlayanları da almışımdır. Tanesine birkaç yüz avro ödediklerim de var. Ama, maddi değeri düşünülerek yapılan bir koleksiyon değil. Koleksiyonun benim için tamamlandığına karar vermeden hediye etme konusunu ise düşünmem, ama bazen çift parçalardan hediye ettiğim oldu.

İnternet artık devasa bir bilgiyi boca ediyor üstümüze, videolarda 7’den 70’e insanların bu nesneleri topladıklarını görüyorum. Eğlence nerede bitiyor koleksiyon nerede başlıyor çok da ayırt edilemiyor. Herkes elindekini ya da becerisini sergiliyor. Charles ve Ray Eames’in koleksiyonu için 1969 yılında Elmer Bernstein tarafından yapılmış yaklaşık 7,5 dakikalık “Spin Tops” isimli kısa bir belgesel filmi bulunmakta. Şimdi kolayca ulaşılıyor, ama bu filmi sanırım 2003 yılında bir sergilerinde görmüştüm ilk defa. Dolayısıyla doğrudan mesleki bir ilişki olmasa da, mimarların eskiden beri topaca ilgisi var denilebilir belki. İşlevsel ve teknik içeriği az değişse de, biçiminin çok değişebilmesi topacı kimi mimarlık meselelerini tartışmak için uygun bir nesne hâline getiriyor.

Çok yakın zamana kadar koleksiyondan hemen hiç söz etmezdim. Eve gelenlerin gördüğü bildiği bir koleksiyondu. Sanırım geçen yıl Uğur bir konuşmasında kullanmak için fotoğraflayınca görünür oldu. Özellikle uğraştığım başka bir koleksiyon olmasa da, toplayıcılık merakım var. İlgimizi çeken birçok şeyi karıkoca belli başlıklar altında biriktiriyoruz. İkimiz de biraz çöpçüyüz galiba. Ama, keşke yapsaydım dediğim başka bir koleksiyon yok. Çocukken pul topladım uzunca bir süre; hiç içmediğim hâlde sigara paketi koleksiyonu da yaptım, ama çok yer kapladığı ve çok sefil gözüktüğü için vazgeçtim. Pullar duruyor, paketlerden de sadece bir tane sakladım.

{fotoğraflar ve video: Işık Kaya}

fırıldak, Gülsün Tanyeli, koleksiyon, Tasarımcı ne biriktirir?, topaç