Gaffur’un Pijaması!

Bütünüyle ‘geyik toplumu’ olduk. Geçmiş yıllardan bir örnek: Avrupa Yakası dizisindeki Gaffur tiplemesi giyiyor diye, tarihin çöplüğüne atılmış çizgili pijamayı yeniden baş tacı yapmıştık. Vitrinlerde “Gaffur pijaması geldi!” diye yazmış ve yok satmıştı… Nedir bu özlem, bu tutku anlayan varsa bana da anlatsın… Ben size işin aslı astarını, yani pijamanın tarihini anlatacağım.

Pijama yokken ne vardı? Bu memlekette eskiden insanlar, geceleri yatağa girerken, iç çamaşırı ve uzun donları üstüne entari giyerdi. Entari, yaz mevsiminde beyaz patiskadan, kışları da beyaz pazenden kesilirdi. Güveyler için ise bir defalığına da olsa, beyaz ipekliden yapılırdı. Uzun kollu, uzun etekli, iki tarafı yırtmaçlı gömleğe benzer bir giysiydi işte… Kadın ve genç kızların gecelik entarilerinin yakaları biraz dekolte olur, bu göğüs yırtmacı düğme ya da kurdele ile kapatılır, yaka ve kol kenarlarına süsler işlenir, etekleri yere kadar inmez, ayak bileklerinin üstünde kalırdı. Kızlar için tercih edilen renkler ise genellikle pembe ve mavi olurdu.1

Eskiden bir yatak entarisi vardı, bir de sokak entarisi. Reşat Ekrem Koçu, 1826-27 yılları arasında yapılan kıyafet inkılabından sonra, erkeklerin yüzyıllardır çakşır veya şalvar üstüne giyegeldikleri sokak entarilerinin yasaklandığını söyler ve şöyle devam eder: “Fakat buna karşılık, genç ve yaşlı, iş saatlerinin dışında sokağa gecelik entârileri ile çıktılar; semtlerinin manavına, kasabına, bakkalına gecelik entârileri ile gittiler, mahalle kahvehânelerine de yalın ayak, ayaklarında takunya, başlarında fes yahud bir gecelik takkesi ve gecelik entarileri ile çıkıp oturdular. Bu lâubali hürriyet 1908-1909 yıllarına, İkinci Meşrutiyete kadar 70 yıl kadar devam etti ve 1909’da ilk defa İstanbul’da, ve İstanbul’da Üsküdar’da erkekler için gecelik entarisi ile sokağa çıkma yasağı kondu.”2

Bu yasak mizah dergilerinde de epeyi yer buldu. Hüseyin Suad’ın Kalem mecmuasında yer alan manzumesi buna örnektir:

Entariyi inceden kalından 
Altmış sene giydi cismi zârım 
Entari yasak olunca artık 
Kayboldu benim de ihtiyarım. 
Entari içinde çünki geçti 
Ömrüm, bütün aşkı nevbaharım 
Mâtem tutuyor bu yıl dolapta 
Yazlıklarım, ah pembezârım. 
Entarisiz, aşksız, çiçeksiz 
Öksüz gibi kaldı Üsküdarım! 
Ölsem de yine gam yemem 
Entari Dede olur mezarım; 
Kabrimde kemiklerim gülümser 
Entari giyerse türbedârım!…

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, rahatlarına düşkün olan eski zaman insanları, entarilerden vazgeçmeye pek de kolay alışmadılar. Bu entari düşkünleri arasında özellikle iki tiyatrocu öne çıkıyordu. Şehir Tiyatrosu’ndan Behzat Butak ve kırk yıllık tuluat üstadı Naşit. 1930’lu yıllarda Yedigün dergisi kapağında yer alan bu fotoğrafta entarili Naşit’in yanında çocukları Selim Naşit ve 
Adile Naşit yer alıyor.

Pijama Asya kökenlidir

Gelelim pijamaya. Sermet Muhtar eski erkek kıyafetlerini anlattığı bir yazısında geçmiş günlerde pijama sözcüğünün ne işitildiğini ne de bilindiğini söyler. Hatta muzip bir arkadaşı dalga geçerek şöyle demiş: “Monşer, söylediğim pujyama lafzı Hintçedir ve Hintlilere mahsustur.” Sermet Muhtar alay ederek anlatır bunu.3 Ama biz yıllar sonra Vikipedi’ye bakınca, bu lafzın hiç de uydurma olmayabileceğini görüyoruz. Şöyle yazıyor: “Pijama kelimesinin etimolojik kökeni Hintçeye dayanır. Hintçe Pajama kelimesinin esas anlamı, ‘bacak giysisi’ olup, Güney ve Batı Asya’da, özellikle Hindistan’da erkekler tarafından giyilen, belden bir uçkurla bağlanan hafif kumaştan bir pantolon için kullanılır.” Ama öte yandan Ekşi Sözlük ve başka bazı kaynaklara göre sözcüğün aslı Farsçadır. Farsça “pây” ayak demektir, “câme” ise elbise. Yani pâycâme ayak elbisesi anlamına gelir. Belki de sözcük Hintli Müslümanlar yoluyla Farsçadan Hintçeye geçmiştir. Oradan da başka dillere… Kim bilebilir? Tarihçeler Avrupa’ya ilk pijamanın Güney Asya kolonilerinden dönen İngiliz subaylar tarafından 19. yüzyıl başında getirildiğini yazıyor zaten.

Dönelim yine Türkiye’ye. Aka Gündüz, 1940’larda yazdığı “Pijamanın tarihi” adlı makalesinde, Birinci Dünya Savaşı ortalarına kadar bizde pijamanın bilinmediğini, görülmediğini söyler. “Harpte kazanç arttı. […] Orta ve kenar Avrupa’ya gidişgeliş arttı. Ve nasıl türediyse birdenbire pijama türedi ve göz açıp kapayıncaya kadar da üredi. Önceleri bir hayret, bir hayret! Pantolondan ceketten gecelik olur mu? Bununla nasıl yatağa girilir? Fakat ne yaparsın moda, zenginlik modası…”4

Pijamanın hayretle karşılandığı bu dönemin bir diğer tanığı da ressam ve yazar Malik Aksel’dir. İkinci Meşrutiyet yıllarında bir gün öğretmen okulu yatakhanesinde yatma saatinden beş on dakika sonra kuvvetli bir sesin bağırdığı duyulur: “Arkadaşlar içinizden biri setre pantolonla yatıyor. Belki pabuçlarını da ayağından çıkartmamıştır!” Öğrenciler yorganlardan başlarını çıkarıp, bu densiz kim diye sormaya başlarlar. Yalnız bir talebe başını yorganın altına saklar. Merak artmıştır. Bir kısmı bu pantolonluyu aramaya koyulur, bir curcunadır kopar. Herkesin uykusu kaçıp gürültü iyice artınca, nöbetçi öğretmen içeri girer. Yorganını aralamayan öğrencinin önünde durup, “Kalk bakalım ayağa!” diye komut verir. Avrupa’dan yeni gelmiş olan bu öğrenci kalkar. Şaşkınlık sırası bu kez nöbetçi öğretmendedir. Tuhaflaşır, ne diyeceğini şaşırır, kelebek gözlüğünü çıkarır, siler. Sonra talebelere dönerek: “Efendiler, bu gördüğünüz kıyafete pijama derler. Anladınız mı? Setre pantolon değil… Medeni milletler gecelik olarak pijama giyerler. Avrupalılar entari, uçkurlu don, hırka, takke nedir bilmezler. Hele sizin bu kıyafetlerinizi görseler, sirklerde oyuna çıkan palyaçolara benzetirler. Bu arkadaşınızın giysisine setre pantolon diyen budalanın görgüsüzlüğüne, saflığına bakın…”5

Yani, Avrupalılaşmanın bir işareti olarak yeni gelenek ve görenekler, ve elbette pijama yavaş yavaş büyük kentlerimizi sarmaya başlamıştır. Aka Gündüz, yeniliklerin doğal olarak ilkin yeni zenginler arasında görüldüğünü söyler. Bu modernleşme sürecinin simgelerinden biri de yazımıza konu olan pijamadır. Yeni zenginler, mesela denk getirir, şöyle dermiş arkadaş toplantılarında:

— Bu sefer Viyana’dan getirdiğim pijamalar nafile çıktı. Has ipek değilmiş, avuç dolusu da para verdim…

Ya da şöyle:

— Kovdum! Böyle hizmetçi Marika mı olurmuş efendim? Pijama ütülemesini bilmiyor. Pantolon gibi önden çubuklamasına ütülüyor. Halbuki pijama pantolonları yanlardan aşağılamasına ütülenecek!

Pijamanın Türkiye’deki ilk günlerinden
bir hatıra, Beyoğlu’ndaki Baker mağazasının 1908 kataloğunda pijama, kaynak: Salt Arşivi

Bu ilk dönemlerde pijama tutkusunu abartanlar da olmuş elbette. Yine Aka Gündüz’e başvuralım: “Teklifli teklifsiz misafirleri pijama ile kabul edenler çıktı. Pijama ile bahçede, sokakta dolaşanlar görüldü. Pijamayı ince kumaştan yapılmış olmaktan başka bir farkı bulunmayan kostüm sananlar oldu. Pijamanın yatak odasına ve evin hususi yerlerine mahsus bir nesne olduğunu bir türlü kavrayamayanlar çıktı. Vapur seferlerinde pijamalarını kuşanıp, akşam yemeği için salona gelenler, güvertede piyasa edenler türedi. Yataklı vagondan yemekli vagona pijama ile geçenlere rastlanıldı.”6

Aka Gündüz’ün pijamayla teşrikimesaisi makalelerle sınırlı kalmamış, onun romanlarına bile sızmıştır. Bir Şoförün Gizli Defteri adlı romanının kahramanı şoförün ağzından lafı dolar giysimize: “Çözme dedikleri yerli bezden paçası düğmeli, uçkurlu don neyine yetmezdi be adam?!.. Büyük baban da pijama içinde mi gusül abdestini tazelerdi? Üç yüz elli kuruş aylığa selam duranlar gün geldi, üç bin beş yüz kuruşluk ipekli pijamayı beğenmez oldular.” Sonra örneğini de verir: “Sirkeci’de satın aldığı eski elbiseyi ameleye satan bir hırbo vardı, neredense Alman Mübayaat Komisyonu’na çattı, baktım, vay canına! Herifçioğlu yapağı göndermeye başladı, ertesi ay da bir düzine ipekli pijama aldı. Pangaltı’da apartman tuttu, handiyse pijama ile sinemaya gidecekti! Gerçi pijama fena bir şey değil, medeni bir elbise, ama alınteriyle biçinmek, giyinmek şartiyle …”7

Yemek salonunda pijamalı mebuslar

Kudret Emiroğlu, Gündelik Hayatımızın Tarihi’nde “Ankara’nın ilk yıllarında mebusların Ankara Palas’ta kaldığı yıllara ait” bir pijama hikâyesi aktarır: “Otelde iç donu ve entarilerle dolaşılmasından rahatsız olan Atatürk, mebuslara pijama diktirilmesini söyler. Akşam otele geldiğinde, mebusların pijamalarını giymiş, yemek salonunda hazır, kendisini beklediklerini görür.”8 Gördükten sonra onlara ne der, işte bu hiçbir tarih kitabında yazmıyor!

Pijamanın bu muteber yılları hayli uzun sürer. Büyük mağazalar Avrupa’dan yeni modeller getirir, ısmarlamacılar şık pijamalar dikmeye başlar. Başlarda bir ara, yine Avrupa’dan aktarma bir kadın modası olarak ‘plaj pijamaları’nın ortaya çıktığı görülür. Florya’dan Caddebostan’a tüm İstanbul plajlarında, güzel kadınlar afili pijamalarla boy gösterir. Kaynaklar, pijamayı yatak odasından çıkarıp plajlara sokan kişinin Coco Chanel olduğunu yazar. Ardından oyunlara, müzikallere ve elbette ki filmlere de yansır pijamalı yaşamanın keyfi!

1930’lu yıllarda bir kadın modası olarak pijama plajlarda boy göstermeye başladı.
1938 tarihli bir moda dergisinde
kadın pijamaları ve Coco Chanel pijama ile
Pijama konulu bazı filmlerin
tanıtım malzemeleri

Pijamanın artık gündelik bir ihtiyaç hâline geldiği kesindir. Sümerbank konuya el atar. Çizgili kumaştan halk pijamaları üretmeye başlar. Pembe, mavi, yeşil aklınıza ne renk gelirse… Yeter ki çizgili olsun. Kışları ise daha sıcak tutması için pazen pijamalar giyilir. Zülfü Livaneli Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm adlı romanında bu eski pijamalardan söz eder. Romanın karakterlerinden Sami yaşlı bir hastanın üzerindeki pijamayı görür: “Bu pijamayı tanırdı. Çünkü Sümerbank’ın çıkardığı klişe pazenlerden biriydi ve o zamanlar her evde bu ya da buna benzer bir pijamalık kumaş bulunurdu. Sami’nin öğretmen olan babası İhsan Bey, bu mavi beyaz çubuklu pazenden bir top getirmiş ve bununla bütün aileye pijama dikilmişti. Mahallede terzilik yapan Mualla Abla’nın evde diktiği pijamalar geldiği gün Sami, babası ve küçük oğlan kardeşi aynı pijamaları giymişler ve evin değişmez alışkanlığı olarak, sobaya arkalarını verip bir süre yeni pijamaların tadını çıkarmışlardı. Dahası var: Annesi artan kumaştan salona ve yatak odasına perde yaptırmış, bununla da yetinmeyerek salondaki kanepeyi de bu kumaşla kaplatıvermişti. Böylece evin içinde nereye baksan mavi beyaz çubuklu pazeni görür olmuşlardı. O dönemin iktisat anlayışına çok uygun bir durumdu bu. Kimse yadırgamıyordu, çünkü öteki komşuları, ahbapları da böyleydi.”9

Sümerbank pijama
Kaynanalar dizisiyle ün kazanan
Tekin Akmansoy çizgili pijamasıyla

Sümerbank mağazalarında satıldı ve artık halk giysisi hâline geldi ya… Pijamanın itibardan düşmesinin yolu açılmıştır. Bir zamanlar entarinin yaşadığı serüven bu kez pijama üstünden yaşanır. Evde sabah akşam pijamayla dolaşmak, bakkala pijamayla gitmek, piknikte pijamayla dolaşmak… Pijama görgüsüzlüğün ve sıradanlığın simgesi hâline gelir… Seksenli yıllardan itibaren yavaş yavaş eşofmanların ve benzeri giysilerin pijama yerine geçtiği görülür.

Gaffur’un pijaması

Gelelim anakronik olayımıza. 2006 yılında Avrupa Yakası dizisinde Peker Açıkalın’ın canlandırdığı kapıcının oğlu Gaffur’un giydiği pijama, bu giysinin yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Eski Sümerbank pijamaları nostaljisi başladı birden. Firmalar, Sevgililer Günü için “her sevgiliye bir pijama” kampanyası düzenlemeye kadar vardırdılar işi. Şırnak’ta çubuklu pijamayla maç yapan “Gaffur Nasılım Spor” takımı ve Beyoğlu’nda Gaffur isimli rock grubu basında haber olarak karşımıza çıktı. Hürriyet gazetesinde yazdığına göre İzmir Karşıyaka’daki Sümer Holding’e gelen müşterilerin “Gaffur pijaması var mı?” diye sormaları üzerine satış mağazası yetkilileri, vitrine “Gaffur pijaması geldi” diye yazdılar ve iki ay içinde beş yüzden fazla pijama sattılar.10 Basında çıkan haberlere göre bazı yerlerde (örneğin Batman’da) bu pijamalar yok satmış ve karaborsaya düşmüş. Ama Gaffur’un diziden ayrılmasıyla satışlar da birden duruverir. Moda ömrünü tüketmiş, pijama yeniden tarihin çöplüğündeki mümtaz yerine iade edilmiştir.

Pijamaların bir de hoş olmayan tarihi vardır. Hastanelerde, hapishanelerde giysi niyetine kullanılan pijamalar, bu şirin nesnenin itibarını düşürmeye yardımcı olmuştur. Rıfat Ilgaz Pijamalılar11 romanı yazarın hastane günlerini anlatır. Hapishanelerin, esir kamplarının pijamalarını hatırlamak içinse Çizgili Pijamalı Çocuk filmini hatırlamamız yeterli.12 Ama isterseniz biz yine yatak odalarında kalalım, pijama partilerini konu edinen eski filmleri hatırlayalım. Her ne kadar tedavülden kalkmışsa da tarihimizde pijamanın da mümtaz bir yeri olduğunu unutmayalım.

Çizgili Pijamalı Çocuk filminden kare, kaynak: IMDb

1. Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri, c. 1, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1995, s. 119.

2. Reşat Ekrem Koçu, Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü, İst. 1966 (2. baskı), s. 104. Kudret Emiroğlu, Gündelik Hayatımızın Tarihi’nde (Ankara 2001, s. 223) bu yasağın İttihatçı Cemal Paşa’nın Üsküdar muhafızı olmasından sonra çıkarıldığını söyler.

3. Sermet Muhtar Alus, “Eski erkek kıyafetleri”, Akşam, 19 Haziran 1932. İstanbul Kazan Ben Kepçe içinde, İletişim Yayınları, İstanbul 1997, s. 146.

4. Aka Gündüz, “Pijamanın tarihi”, Yedigün, 6 Şubat 1942.

5. Malik Aksel, İstanbul’un Ortası, Ankara 1977, s. 115-116.

6. Aka Gündüz, a.g.e.

7. Aka Gündüz, Bir Şoförün Gizli Defteri, Remzi Kitabevi, İstanbul 1946 (2. baskı), s. 41.

8. Kudret Emiroğlu, a.g.e, s. 223.

9. Zülfü Livaneli, Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm, Doğan Kitap, İstanbul 2009 (52. baskı), s. 55-56.

10. Hürriyet, 5 Aralık 2006.

11. Rıfat Ilgaz, Pijamalılar, Çınar Yayınları, İstanbul 1984.

12. Filmin romanı da Türkçede yayımlandı: John Boyne, Çizgili Pijamalı Çocuk, Tudem Yayınları, İstanbul 2008.

giyim kuşam, Gökhan Akçura, gündelik hayat, pijama, Sümerbank