King Kong İstanbul’da
King Kong’un orijinal tanıtım afişi (1933)
ve aynı tarihli başka bir tanıtım afişi, kaynak: Wikimedia Commons

İlk King Kong filminin Amerika’daki prömiyerinin 2 Mart 1933’de olduğunu düşünürsek, aynı yılın sonlarında İstanbul’da gösterilmesi o dönem için olağanüstü sayılır. İlanlarda “hayret ve dehşetle” seyredeceğimizi duyurdukları filmin konusunu gazeteler şöyle özetler:

“Bu filmin mevzuu hayali bir vakaya istinat ettirilmiştir [dayandırılmıştır]. Senaryoyu geçenlerde ölen maruf [ünlü] İngiliz zabıta memurları müellifi Edgar Wallace yazmış, rejisini vaktile ‘Çang’ filmini yapmış olan Merian Cooper ile Ernest Schoedsack idare etmişlerdir.
Vaka müthiş bir ormanda tarihten evvelki devre ait hayvanlar arasında geçiyor. Maceranın kahramanı 10 metre boyunda bir maymundur. Başlıca sahneler şunlardır: Amerikalılardan mürekkep bir grup meçhul bir adaya yanaşıyor. Yerliler bir genç kızı kaçırıyorlar. King Kong bu kızı onlardan alıp ormanların içerisine dalıyor. Orada boylu deniz yılanı vesair dev gibi bir takım acayip hayvanlarla çarpışıyor. Nihayet Amerikalılar maymunu yakalıyorlar. Newyork’a götürüp teşhir ediyorlar. Bir aralık hayvan kaçıyor ve tiyatroyu, birçok binaları yıkıyor, bir yeraltı şimendiferini yoldan çıkarıyor ve Newyork’un en yüksek binasının üstüne iltica ediyor. Orada tayyarelerin mitralyözleriyle öldürülüyor.”1

King Kong ilanı, 15 Aralık 1933

King Kong’u getiren İpek Film, filmi dublaj yapılmış hâliyle İpek ve Elhamra’da 15 Aralık 1933 günü göstermeye başlıyor. Fransızca baskısı ise yine İpekçilerin elindeki Melek sinemasında (şimdinin ya da bir zamanların Emek’i) gösterilmektedir.

İlanlarda “dünyanın 8’nci harikası” sıfatıyla tanıtılan film o dönem için çok etkileyici bulunmuştu. Cumhuriyet’te Abidin Daver, bazı müthiş sahnelerinin gece rüyasına girdiğini belirttikten sonra, filmin sinema tekniği açısından bir başyapıt olduğunu söylüyor. Genç kıza âşık olan King Kong meselesi dikkatini çekiyor. Osmanlı tarihinden alıntılayarak bir benzetme de yapıyor yazısında: “King Kong denilen o orman kibarı, azgın dev, sarışın bir zamane kızına âşık oluyor ve
Şirler pençei kahrımda olurken lerzan
Beni bu gözleri ahuya zebun etti felek!
diyen Yavuz Sultan Selim gibi bu aşk yüzünden esarete düşüyor ve nihayet ölüyor.” Ardından ekliyor: “Minimini bir kadına âşık olduğu için felakete uğrayan zavallı devin bu aczi ne hazin ve ne tabii!”2

O genç kızı, Fay Wray’i dublajda konuşan kişi ise genç Adalet Cimcoz’dur. O günlerde Toprak Mahsulleri Ofisi’nde mütercim [çevirmen] olan Adalet Cimcoz dublaj yapmaya bu filme başlamıştır. Şöyle anlatır: “Ferdi’yle3 karısı evde durmadan dublajdan söz ederlerdi, ama bir kez bile bana ‘gel gör’ dememişlerdi. O günlerde Ferdi dublaj yöneticisi değildi daha, konuşuyordu yalnızca. Bütün gün bir yabancı şirkette çalışır, akşamları giderdi bu işe. Ferdi’nin eşi Melek hastalanınca, baş kadın rollerini konuşacak, ama tiyatro dışından birini istemişler. Ferdi de ‘Kardeşim var, sesi fena değildir’ demiş. İşte böyle bir rastlantıyla girdim bu işe.” Resmi bir kurumda da çalıştığı için adı Seniye Sonku olarak kayıtlara geçer. “İlk zamanlar seansına üç lira verirlerdi, zamanla bu miktar otuz lirayı buldu. Fakat, tabiî bu da, sırf bununla geçinenleri tatmin etmese gerekir.”4

Yıllar yıllar sonra bu ilk King Kong filmi televizyonda yeniden gösterilirken Sevin Okyay ondan “Amerikan pop kültürü ikonu, canavar filmlerinin en muhteşemi” olarak söz eder. Filmle ilgili yorumu ise şöyle: “Kong, bir canavar olarak Boris Karloff’un Frankenstein’ın canavarı yorumuna yakın. Kurban edenden ziyade kurban. Evet, korku veren bir canavar, rahatlıkla öldürüyor. Aklına esse şehirleri yok edebilir, ama arzuları, ihtiyaçları ve korkuları var; hiddete kapılabiliyor ve bugün bile seyircilerin özdeşleşebileceği duygular taşıyor.” Sonra da ekler: “Keyifle izlemek için King Kong’un hayli ırkçı bir alt metni olduğunu da unutmaya çalışın.”5

Kimler seyretmiş?

1930’ları çocuk olarak yaşamış birçok yazarın anılarında King Kong filmi yer alır. Ülkü Tamer çocukluğunu geçirdiği Antep’te King Kong’u “en az yirmi kere” gördüğünü hatırlar. Özellikle bayram seyran olunca Nakıp Ali’nin sinemasına gidilir. “Kurban Bayramı ya da Şeker Bayramı yaklaşırken, King Kong’la Dev Adam’ı bir daha göreceğimizi bilirdik. Bu ikisi, bayramların değişmez filmleriydi. Nakıp Ali’nin eski ahşap Asri Sinema’sı tıklım tıklım dolardı. Yer bulamayanlar, koltuk aralarına, locaları birbirinden ayıran bölmelere, tağaların [pencerelerin] kenarlarına otururdu. Antep yazına kalabalığın sıcak soluğu da karışınca hepimiz kan ter içinde kalır, Alleben’e kırk kere düşmüş gibi sırılsıklam olurduk. Sinemanın pencereleri açılırdı. İçeriye dolan aydınlıkta beyazperde tam bir ‘hayal perdesi’ne dönüşürdü.”6

Oktay Akbal da filmi o zamanlar seyredenler arasında. Ağabeyinin elinden tutarak gittiği Şehzadebaşı’ndaki ünlü Milli Sinema’da seyreder King Kong’u: “Gazetelerde haberler çıkmıştı… Dev bir maymunun güzel bir kıza âşık olması!.. Önce korkmuştum o dev canavardan; avucundaki minik sarışını çığlıklar ata ata dağ tepe dolaştırması…” Akbal’ın çocuk aklında en çok bu sahne kalmış demek ki… Yıllar sonra yeniden filmi seyrettiğinde Fay Wray’in dehşetten açılmış yaşlı gözlerine bakarak şu satırları ekler: “Öyle bir aşk ki bu! İnsanüstü, sıradan bir şey değil, başka, bambaşka. Hayvan der geçeriz, maymun, kedi, köpek, papağan, onlar insana âşık olmazlar mı? Olurlar, hem de nasıl, öyle bir duyururlar ki sevdiklerine duygularını…”7

King Kong ilanı, 8 Şubat 1934

Adalet Ağaoğlu filmi seyrettiğinde dört beş yaşlarındadır. Gördüm demiyor zaten, hatırlıyorum demekte. Çocuk muhayyilesinde Empire State Building’i Galata Kulesi’ne çeviriyor: “King Kong’un kızı insanlardan olabildiğince uzağa, çook yükseklere kaçırması gerekiyor. Çıktığı yer neresi olabilir? Elbette Galata Kulesi. Çünkü, o tarihte, King Kong’un İstanbul’da ilk gösterildiği yılın güz ayında, oralarda kalıyoruz. Yüksek Kaldırım’da, çıkarken sol koldaki bir apartmanda.” Sonra sinemada filmi seyrettiği locayı hatırlıyor. “King Kong’u gördüğüm sinemada bir adam havaya çemberler attı, tuttu. Sonra perdede goril göründü. Türlü korkutucu işlerden sonra işte, goril King Kong kulenin tepesindeydi. Parmak çocuk sarışın, kıllı pençesinde tir tir titriyordu. Ben ondan çok titriyordum.” Ağaoğlu yıllar sonra New York’a gider. Empire State Building’i görür: “Fakat orasını ben hep Galata Kulesi olarak gördüm. Sonra iki kez daha gittim. Empire State, yine Galata Kulesi. Oysa, Galata Kulesi bir kez bile gözümde Empire State Building olarak canlanmadı. İlk gördüğüm en yüksek yer Galata Kulesi’ydi. İlk gördüğüm film, King Kong. İkisi birbirine öylece yapışıp kalmış.”8

Giovanni Scognamillo’nun hafızasında ise önemli bir yer tutmuş King Kong: “İyi anımsıyorum, King Kong için Yeşilçam sokağının başında, çorapçı dükkânı ile Glorya pastanesi arasında, dev ve kral maymunun kocaman, mukavvadan yapılmış, içi boş ve demir çubuklarla desteklenmiş bir şekli dikilmişti, yükseklere. Ve yine çok iyi anımsıyorum ki, yağmur yağıp da, Kong’un altına geçtiğimizde ‘Çiş yapıyor’ demiştim, o yaşın şaşmaz mantığı ile.”

Scognamillo King Kong’u İpek Sineması’nın balkonunda annesinin kucağında izler: “Ağlamasına ağlıyorum ama korktuğumdan değil o zavallı dev maymuna acıdığım için. O gün bugün canavarlara ve canavarların kaçınılmaz, lanetli yalnızlığına daima acı duymuşum. Tanıdığım biridir Empire State gökdeleninin tepesine sığınan ve etrafında vızıldayan kötü uçaklar tarafından acımasızca, sinsice vurulan bu Kral Kong. Bir aşinalığım, bir alışverişim var onunla, çikolatadan yapılmış, İstiklâl caddesinin pastanelerinde satılan, az kemirmedim çünkü afiyetle.”9

King Kong, 1933,
kaynak: Insomnia Cured Here
(CC BY-SA 2.0)

King Kong filmi epeyi de dolaşmış, İstanbul’un dört bir köşesini, Anadolu’nun şehirlerini, kasabalarını… Nurullah Ataç’ın kızı Meral, Büyükada Sineması’nda King Kong’un ahı gitmiş vahı kalmış kopyalarını seyrettiğini anlatır.10 Tevfik Çavdar ise babasının işi nedeniyle geldikleri Akhisar’da bir yazlık sinemada seyreder filmi. “İlk sinemaya orada gittim” der anılarında.11

King Kong’un öyküsü defalarca filme alındı. Kimi başarılı, kimi başarısız projeler olarak. Hâlâ da çekiliyor. Şu sıralar Godzilla ile King Kong’u yeniden karşı karşıya getiren yeni bir proje gündemdeymiş mesela. Biz bu yazımızda ilk filmi izleyen King Kong filmlerinin peşini bırakıp, bu muhteşem gorilin simge, lakap vb. uzantılarına göz atacağız.

King Kong’un Danimarka ve
Fransa’daki tanıtım afişleri, 1933,
kaynak: Wikimedia Commons

King Kong derler adıma

King Kong lakap olarak önemli bir ağırlık taşır. Genellikle de olumsuz kullanılmıştır. Örneğin 1933 yılında Paris’te Dinarlı Mehmet’in karşısında ringe çıkan Bulgar güreşçi Dan Koloff’a Parisliler King Kong adını takmışlardı. Gazetede yazdığına göre “her tarafı kıllar ve tüylerle kaplı çirkin ve iğrenç bir adam” olan Koloff ne çare ki yaptığı üçüncü maçta Dinarlı Mehmet’i yenmeyi başarmıştı. Hain King Kong!12 1970’lerde ağırsıklet dünya şampiyonluğunda adı geçen, 1973’de de bu unvanı kazanan George Foreman’ın da lakabı King Kong’du. Elbette siyahi bir boksördü. 1987’de İngiltere’de rakibinin altında kalarak ölen, 158 kiloluk Malcolm Kirk’ün King Kong Kirk olarak anılması da şaşırtıcı değildi.

1999 yılında Fenerbahçe’nin transfer ettiği duyurulan iki Kübalı boksörden birinin lakabı da King Kong’du. Gerçek adı Félix Savón olan bu boksör iki olimpiyat ve altı dünya şampiyonluğu kazanmıştı. İnterneti deşeleyince, günümüzde halen boks yapmakta olan ünlü bir boksörün de aynı biçimde adlandırıldığını görüyorum: Luis ‘King Kong’ Ortiz. Bu yakıştırma sadece boksörlere mahsus değil elbette. Örneğin 2015’de Beşiktaş’ın Ukrayna’dan transfer ettiği Boyko adlı kalecinin lakabı King Kong’du. Buna benzer yakıştırmalar kazı kazı bitmez…

Edebiyatımızda ise pek karşılığı yok King Kong’un. Faik Baysal’ın 1986 yılında yayımlanan Militan adlı öykü kitabında “King Kong Hulusi” adlı bir öyküsü yer alır. King Kong Hulusi hayli sert bir başkomiserdir. Öykünün başında acımasız bir figür olan Hulusi ile yıllar sonra yine karşılaşırız. Artık yaşlı, aciz bir insan olarak karşımızdadır. Konumuza en büyük katkı ise Hakan Bıçakçı’dan gelir. Onun 2018 İletişim Edebiyat Takvimi’nde yayımlanan bir kısa öyküsü “Canavarın 7 Sonu,” yazılamayan bir King Kong senaryosuyla ilgilidir. Bir senariste King Kong’un İstanbul versiyonunu yazdırmak isterler. Senaryo yazılır, ama sonu beğenilmez. Senarist yedi yeni son yazar. Ama işini de kaybeder. Öyküde King Kong filmleri ve onu takip eden benzer canavar filmleriyle ilgili bilgiler de yer alır. Sonuç olarak bu tür canavarlı filmlerin istatistiğini de öğrenmiş oluruz: “34 Japon, 17 Amerikan, 4 İngiliz, 4 İtalyan, 4 Güney Kore ve 1 Tayland yapımı” King Kong ve benzeri canavarlı film yapılmış…

Musa Kart, Cumhuriyet,
20 Aralık 2005

Çizgi dünyamız edebiyattan daha bereketli. Dünyada King Kong defalarca çizgi roman konusu olmuş zaten. Bunlardan biri (sanırım filmin öyküsü olarak ve yabancı bir çizer tarafından çizilerek) Tercüman Çocuk Dergisi’nde seri olarak yayımlanmıştı. Hangi versiyondu bilemem, çünkü bütününü göremedim.

Farklı tarihlerden King Kong
çizgi roman kapakları ve 
Tercüman Çocuk Dergisi’nden
bir sayfa (1977)

Bu alandaki milli katkılara geçersek. 1987’de Cumhuriyet gazetesinin pazar ekinde, senaryosunu İsmail Gülgeç’in yazdığı, Tayyar Özkan’ın çizdiği üç sayfalık bir çizgi öykü yayımlandığını görürüz: “Davetsiz King Kong. Gecikmiş 1 Nisan Şakası.” 1989 yılında ise yerel seçimler öncesi Dünya Sineması fuayesinde “King Kong Ölmedi Yaşıyor: İşte Bing Dong” adını taşıyan bir karikatür sergisi açılır. Kemal Ürgenç, Metin Üstündağ ve Levent Arslan’ın çalışmalarının yer aldığı sergi B ve D harflerinin de gösterdiği gibi, ANAP adayı Bedrettin Dalan’ı hicvetmektedir. Seçim öncesi SHP’nin yayımladığı broşürdeki “yiyici” Dalan çizimi de sanırım sergideki işlerden biriydi (ya da benzeriydi).

SHP’nin yayımladığı broşürden, 1989

King Kong adı eski olumsuzluğunu zaman içinde kaybetti bir ölçüde sanırım. Ama az bir ölçüde. Dehşetinden de faydalanılıyor, gücünden kuvvetinden de… Lunaparklarda bazı bazı özel bir yer veriliyor gorilimize. 1967 yılında Tepebaşı Şehir Lunaparkı’nın tanıtım ilanlarında King Kong da yer alıyordu. Lunapark’da kendisi de bulunuyor muydu, bunu bilemiyorum. Ama 2013’de eğlence parkı Vialand’de King Kong tüm cesametiyle ortaya çıktı. Katkısı şöyle açıklanıyordu: “Vialand’ın simge ünitelerinden biri olan King Kong, otobüsün içine giren ziyaretçileri otobüsle birlikte havada 15 metrede sallayarak King Kong filmlerindeki sahneleri yaşatıyor.” Hazırlanan tanıtım filminin başlığı da elbette ki “King Kong İstanbul’da” idi. Hâlâ da sürüyor bu etkinlik galiba… Öte yandan Volkswagen’in 2006’da piyasaya sürdüğü yeni bir otomobil “Toureg Kong” adını taşıyordu. Bu modelin (ne demekse) B sütununun üstünde bir King Kong arması yer alıyordu. 2009 yılında Ford Ranger ilanlarında ise kamyonetin arkasında kocaman bir goril (adeta King Kong) taşınıyordu. Slogan “Vahşi evcilleşiyor”du. Başlıkta ise şu sözler yer alıyor: “Büyük bir yükün altına girdiler. Hem de 1 tonluk! Cesur olmak için bir nedenleri vardı.” Altında bulunan “Bu ormanın hükümdarı benim” satırları ise herhalde Ford Ranger’e aitti. King Kong yenilmişti! 1993’de Kanal 6’da Meltem Cumbul ile Kaan Girgin’in sunuculuğunu yaptıkları bir eğlence programının “Rifle King Kong Show” adını taşıdığını söylemeden geçmeyelim.

Tepebaşı Şehir Lunaparkı’nın
tanıtım ilanlarında King Kong, 1967
Vialand’in King Kong’u,
Bi Stüdyo’nun videosundan (2013)
ekran görüntüsü

İstanbul eşittir King Kong

Dikkatinizi çekerim bu başlık King Kong’un İstanbul’da oluşuna değil, bizzat İstanbul’un King Kong oluşuna işaret ediyor. Sevinç İnönü, İstanbul Platformu’nu kurdukları yıllarda Park Otel’in heyula gibi yükselen iskeletine (şimdi sanki zarif yükseliyor da!) King Kong adını taktıklarını hatırlar.13 Ama İstanbul’a King Kong yakıştırmasını yapan esas kişi Burhan Arpad’tır. Şöyle diyordu Arpad: “1950’den günümüze iki katlı, yoksul görünüşlü tahta evlerin bahçeciklerini de yutuveren beton yığınları, İstanbul’u sildi süpürdü. İstanbul büyüdü, büyüdü. Amerikan sinemacıların azman yaratığı King Kong benzeri bir canavar oldu.”14 Zavallı gorilin ne kabahati var Allah aşkına… Hepsini biz insanlar yaptık. Her kötülüğü hem de…

(Gelecek yazı: “King Kong Açık Radyo’da.”)

1. Cumhuriyet, 15 Aralık 1933.

2. Cumhuriyet, 17Aralık 1933.

3. Adalet’in erkek kardeşi Ferdi Tayfur o dönemin dublaj starları arasındadır. Karısı da Melek Tayfur’dur.

4. Alâeddin Ersin, “Adalet Cimcoz ve Rolleri,” Cumhuriyet, 15 Mayıs 1953.

5. Cumhuriyet, 22 Ekim 1995.

6. Sabah, 2 Haziran 2008.

7. Cumhuriyet, 28 Aralık 2006.

8. Adalet Ağaoğlu, Karşılaşmalar (1984–1992), YKY, İstanbul 1993, s. 15–16.

9. Giovanni Scognamillo, Yeşilçam’dan Önce Yeşilçam’dan Sonra, Antrakt Sinema Kitapları, İstanbul 1996, s. 13–14.

10. Meral Ataç, Küçükhanım Meralika, YKY, İstanbul 2004, s. 84.

11. Gamze Erbil, Tevfik Çavdar’ın Kitabı, Yazılama Yayınevi, İstanbul 2008, s. 66.

12. Cumhuriyet, 11 Aralık 1933.

13. Cumhuriyet, 4 Kasım 2012.

14. Akt. Adnan Binyazar, “Bir İstanbul vardı,” Cumhuriyet, 28 Ağustos 2007.

film, Gökhan Akçura, King Kong, popüler kültür, sinema