Saray Sineması’nda “Büyük Caz Festivali”
Bir El İlanının Analizi

Geçenlerde bir internet müzayedesinden Saray Sineması’na ait bir el ilanı satın aldım. Bu el ilanını deşifre etmeye çalışacağım. Alt tarafı bir el ilanı demeyin, bakın arkasında neler neler saklı, keşfetmemizi bekliyor…

1. Kontiya ve Saray

El ilanının tepesinde “‘Kontiya’ Konser ve Tiyatro Tertip İşleri” yazmakta. En altta da “Saray’da”. Yani Saray Sineması’nda… İkisini bir arada ele almak gerekiyor, birbirlerine çok bağlılar çünkü. Saray Sineması Beyoğlu’nda Yeşilçam Sokağı ile Sakız Ağacı Caddesi arasında yer alan adada bulunan bir sinemaydı. Bu sinemanın bulunduğu yerde önceleri Lüksemburg Oteli ve Kafesi vardı. 7 Kasım 1930 tarihinde Lüksemburg’un yerinde yepyeni bir sinema olarak Glorya yükseldi. İsim sizi şaşırtmasın, “yabancı isimleri Türkleştirme milli hezeyanı” çerçevesinde üç yıl sonra adı Saray olarak değiştirildi. Saray dönemin gözde filmlerini göstermesinin yanı sıra, çok beğenilen bir konser ve gösteri merkezi olarak yıllarca İstanbullulara hizmet etti.

Saray Sineması’yla bütünleşmiş bir isim olarak karşımıza çıkan sinemanın müdürü Fernando Franko (İTO kayıtlarına göre) 1894 İstanbul doğumlu, İtalyan tabiiyetinde bir Musevidir. Kendisi hakkında bulabildiğimiz en eski bilgi, 1921 yılında Lüksemburg Sineması’nın yöneticisi olmasıydı. Oradan Saray Sineması’na geçmiş olmalı…

Saray Sineması

1946 yılından itibaren Saray Sineması’nda verilen konserlerin ve gösterilerin broşürlerinde Kontiya diye bir imza karşımıza çıkmaya başlar. Açılımı “Konser ve Tiyatro Tertip İşleri”dir. Bu şirketin iki ortağı vardır: Fernando Franko ve (Ahmet) Nedim Akçer. Kontiya bağımsız olarak konserler düzenlemekle birlikte, özellikle Filarmoni Derneği ile çalışmak amacıyla kurulmuştur. İstanbullu klasik müzik tutkunlarının özlemle bekledikleri konserler için yurtdışından sanatçıları Filarmoni Derneği ile Kontiya ortak getirir. Filarmoni Derneği orkestra konserlerine imza atar, Kontiya ise aynı sanatçıya resital yaptırırdı. Filarmoni Derneği’nin başkanı Cemal Reşit Rey’di. Konserlerle ilgili yurtdışı ilişkilerini Filarmoni Derneği kurar, organizasyonu ise Kontiya üstlenirdi.

Saray ve Kontiya ile ilgili bilgileri daha fazla uzatmayalım. Merak edenler yıllar önce Sanat Dünyamız’a yazdığım “Saray Sineması ve Fernando Franko” başlıklı yazıya bakabilirler.1 Saray Sineması’na sonra ne oldu diye merak ederseniz, İstiklal Caddesi’nin ortasında heyula gibi yükselen “Demirören İstiklal İş Merkezi”nin karşısına geçip (artık hangi ruh hâlinde olacaksınız bilemem ama) bakmanızı rica edeceğim…

Kontiya, resital davetiyesi, 1952
Kontiya, resital programı

2. Daphne ve Stanley

El ilanının ikinci satırında “23 Aralık Perşembe saat 18.30’da Büyük Caz Konseri. Dixieland’dan Be-Bop’a kadar ve Londra BBC Radyosu yıldızlarından Daphne ve Stanley” yazmakta. Yılın 1948 olduğunu gazete ilanlarını tarayarak bulduk.

Ama BBC yıldızları olarak sunulan Daphne ile Stanley çifti hakkında hiçbir ansiklopedik bilgi karşımıza çıkmadı. Saray’daki konserin arkasından bir yazı kaleme alan Metin Toker sayesinde bu ikili hakkında az biraz bilgi edinebildik. Konserin esas yıldızları oldukları için en son sahneye çıkan Daphne ve Stanley yazarımızın pek hoşuna gitmemiş anlaşılan. Şöyle yazıyor: “Daphne ve Stanley etrafı bayıltıyorlardı. Parçaların arasında solo yapan Willy veya Mac Allan [bu isimlere daha sonra geleceğiz] hararetle alkışlanıyordu. […] Caz festivalinin bir güzel tarafı da samimiyetiydi. Salondan parça istiyorlar, şarkıcılar cevaplar veriyorlar, karşılıklı mükâlemeler yapılıyor ve Stanley ile Daphne, Şamram’ı asla aratmıyorlardı.”2 1948’de kantocu Şamram’a benzetilmek herhalde övgü değil, yergi anlamına gelir diye düşünüyorum…

“Büyük Caz Festivali” için ilan,
15 Aralık 1948

3. Sevim ve Sevinç

Geldik benim için en heyecan verici satırlara. “Radyo swing yıldızlarımız Sevim ve Sevinç”. Önce bu ilanın, Sevim ve Sevinç kardeşlerin İstanbul’da verdiği ilk konsere ait olduğunu sanıp heyecanlanmıştım. Ama yıllar önce yazdığım Sevinç Tevs biyografisine3 bakınca hatırladım ki, bu ilk konser değil. Neyse konser sıralamasını şimdilik bir kenara bırakıp, bu kardeşlerin kimler olduklarını görelim. Sevim ve Sevinç Tevs kardeşler daha çocuk yaşlarda iken (küçük olan Sevinç beş yaşındaydı) Ankara’da “Balıkçılar” adlı bir operette sahneye çıkarlar. Sonra yine aynı şehirde Tasarruf Haftası’nda verilen büyük müsamerenin balet heyetinde yer alırlar. Bu dönemde Halkevleri’nin gözdesi olarak danslarıyla birçok etkinlikte sahne alırlar. 1934 yılında Yedigün dergisi onları kapağa taşır.

Tevs Kardeşler Yedigün kapağında,
1934

Ama esas ünlerini 1940’ların başlarında Ankara Radyosu’nda yaptıkları programlarla kazanacaklardır. Radyo dergisinde yer alan bir habere göre, 1942 yılında Sevim Tevs, Radyo Dans Orkestrası’nın “caz” kadrosunun solisti olarak programlara çıkmaktadır.4 Bir yıl kadar sonra, iki kızkardeşin aynı dergide yer alan fotoğraflarının altında ise şu bilgiler bulunmakta: “Dans saatinde radyo dinleyicilerinin pek iyi tanıdığı ve çok sevdiği iki genç artist kardeş: Sevim ve Sevinç Tevs, muayyen dans orkestrası saatlerinden başka seanslarda da swing’lerini söylemeğe başlamışlardır.”

Tevs Kardeşler Radyo, 1942

Kızkardeşlerin, bu kez cazcı olarak ünleri kısa sürede İstanbul’a da ulaşır. Muhsin Ertuğrul’un çıkardığı Perde-Sahne dergisi, 1944 sonlarında “Ankara Radyosunun İki Küçük Yıldızı: Sevim ve Sevinç Kardeşlerle Bir Konuşma” başlığı altında, Halit Oğuz Kiper’in bir röportajını yayımlar. Yazar röportajına şu satırlarla başlar: “Sevim ve Sevinç’i hemen bütün radyo dinleyicileri tanır sanırım. Ankara radyosunun da en güzel ve en ateşli swing’leri bir Judy [Garland], bir Dianna [Dinah Washington?] bir Alice [Fay] kadar kudret ve neş’eyle söyliyen bu iki Türk yıldızı dinleyiciler tarafından zevkle karşılanıyor.”

Ve nihayet İstanbul’da sahneye çıkarlar. 1945 yılında ise İstanbul’da önce Saray Sineması’nda, sonra da Taksim Gazinosu’nda konser verirler, Cumhuriyet gazetesinde çıkan ilanları şöyledir:

“Radyo swing yıldızları SEVİM–SEVİNÇ Kardeşler
BÜYÜK CAZ ORKESTRASI refakatinde
6 Haziran Saray Sineması Saat 21 de
8 Haziran Taksim Gazinosu Saat 21 de
Yerlerinizi şimdiden tutabilirsiniz.”

Tevs Kardeşler konser ilanı, Cumhuriyet, 21 Haziran 1945

Sevinç Tevs bu konserler hakkında şunları anlatıyor: “İstanbul’da ilk konserimi [...] Saray Sineması’nda verdim. Büyük bir muvaffakiyet kazanmış olacağım ki, gerek bu sinemada, gerekse Taksim Belediye Gazinosu’nda konserleri tamamladım. O sıralarda Taksim Gazinosu ile üç aylık bir angajman imzaladım. İstanbul’la ilk ciddi temasım ve kariyerimin kati şekli o tarihte tahakkuk etmiş oldu.”5

Sevinç Tevs

Kardeşlerin birlikte çalışmaları 1952 yılına kadar sürecek, Sevim’in evlenerek sahneyi bırakmasından sonra Sevinç tek başına yoluna devam edecektir. Türk cazının unutulmaz sesi olarak geliştirdiği kariyer ise bundan sonraki dönemde gerçekleşecektir.

Sevinç Tevs, “Ve Ben Yalnız”
Sevinç Tevs, “Oklahoma Blues”

El ilanımızdaki konserin ayrıntılarına dönelim. Tanığımız yine Metin Toker. Yazarımız bizi uyarıyor, artık gençler konser demiyorlar, “caz festivali” ibaresine dikkatinizi çekerim diye… Devamı şöyle:

“Saray Sineması’nın salonu tıklım tıklımdı. Zannetmem ki büyük ecnebi virtüözlerin konserleri bu kadar kalabalık olsun. Kolay değil. Programda Dixieland’dan Be-Bop’a kadar bütün meşhur (!) eserler vardı. […] Salon doluydu dedim. Dinleyicilerin ekseriyetini milyonercik gibi genç kızlar ve kaytan bıyıklı, ince, uzun papyon kravatlı, pipolu delikanlılar teşkil ediyordu. Yani ‘sosyete’nin ‘bızdık’ sınıfı. Aralarında bir şeyler konuşuyorlardı ama, anlayamıyordum ki… ‘Jame Session’, ‘Cow Cow Boogie’, ‘Dizzy Gillespie’… Gel de çık işin işinden…
Orkestra, hakikaten İstanbul’un en meşhur caz sanatkârlarından müteşekkildi: Meşhur Willy, Mac Allan, F. Hubbard, F. Garden, Corradi ve ‘radyo swing yıldızlarımız’: Sevim ile Sevinç. Nihayet ‘Londra BBC Radyosu yıldızlarından’ Daphne ve Stanley. Şu cazla dansetmek iyi oluyor ama, oturup da konser dinler gibi dinlemek… Meğer o seri mamulatı genç kızlar ve kaytan bıyıklılar da benimle aynı fikirdeymişler; zira ‘festival’ başlar başlamak hepsi yerlerinde zıp zıp oynamaya koyuldular. Hele zenci şarkıcı ‘şimdi yerlerinize sıkıca sarılın, atom bombasını takdim ediyorum’ deyip de, babaları tutunca bütün salon yerinden sarsıldı. Tevekkeli değil, Japonlar teslim olmuşlar. Dünyanın en cesur milleti bile bu kadar gürültüye dayanamazdı… Bu asrımızın müziğidir… Made in America!”

Metin Toker konserin sonunu da anlatıyor: “Günün muvaffakiyeti ‘Boogie boogie’ oldu. En sonda bütün kumpanya sahnede toplanıp da, salon zelzeleye uğramış gibi sallanınca, ne yalan söyleyeyim ödüm patladı. Sanki dünyanın sonu gelmişti.”6

4. Meşhur Swing Kenteti

Geldik ilandaki “meşhur swing kenteti”ne. El ilanında yer alan sırayla gidelim.

MAC ALLAN
Mac Allan için başlıbaşına bir yazı kaleme almak gerek. Burada çok özetle geçeceğim. 1909 Berlin doğumlu olan Mac Allan’ın esas adı Wilhelm “Willi” Panzer. Babası İngiliz Somalisi’nden göç ederek önce Londra, sonra Almanya’ya gelmiş. Willi daha dört yaşında müzikallerde oynamaya başlamış. 1925 yılında bir çikolata reklamının modeli olarak hayli rağbet görmüş. Ardından sessiz filmlerde “şirin zenci çocuk” rollerine çıkmış.

William Mac Allan’ın (sahne adı olarak seçtiği isim bu) müzisyenlik kariyeri ise yirmili yaşlarında başladı. Multi enstrümantalist olarak anılan Mac Allan; şarkıcı, dansçı ve müzisyen olarak 1930 yılında ilk topluluğunu kurdu. Ünlü caz saksafoncusu Sidney Bechet’in de bulunduğu topluluğu Black Band adını taşıyordu. Berlin’in ünlü kulüplerinde birlikte çaldılar. 1933 yılında Hitler’in iktidara gelmesinden sonra Mac Allan, kariyerini çoğunlukla Almanya dışında sürdürmeyi seçti. İsviçre, Polonya, İtalya, Macaristan gibi ülkelerde, çeşitli topluluklarda yer aldı. Konserlerde genellikle davul çalıyordu.7

William Mac Allan İstanbul’a ilk kez 1938 turnesinde uğradı. Artık genellikle davul çalıp şarkı söylüyordu. Ama onun esas İstanbul ve Türkiye serüveni İkinci Dünya Savaşı yıllarına rastlar. Bu çalkantılı dönemde İstanbul’da kalmayı seçen Mac Allan, “Hacı Baba” diye tanınıyordu. Cumhuriyet gazetesini tarayarak verdiği konserleri belirlemeye çalışalım. Adı ilk olarak 1940 yılı yazında (Bayan Ayten idaresindeki) Caddebostan Gazinosu’nda geçer: “Bugünden itibaren Halk Orkestrası ve cazı Mac Allan. Virtüöz viyolonist George Darvach iştirakile. Konser-Dans-Atraksiyon.”8 Temmuz ayında her cumartesi bu program tekrarlanır. Bir sonraki yaz, 1941 Temmuz’unda, Mac Allan’ın adına yine Caddebostan Plaj ve Gazinosu’nun ilanlarında rastlıyoruz. Bu kez virtüöz piyanist Fritz Kerten ile birlikte sahne alıyor. 21 Ağustos gecesi ise Münir Nurettin konserinden önce orkestrası ile birlikte çalıyor. 1941 yılı Kasım ayında da Park Oteli’nin kış mevsimini açış ilanında karşımıza çıkıyor: “Fritz Kerten idarelerinde olmak üzere 11 kişiden mürekkep caz orkestrası ve meşhur zenci caz Mac Allan. Her Cumartesi ve Pazar danslı çay.”

21 Şubat 1942 günü saat 17’de Fransız Tiyatrosu’nda düzenlenen bir konserde yer aldığını görüyoruz. Yine Fritz Kerten’in yönetiminde, Ludvig Fokel’in rejisörlüğünde sahneye çıkan orkestrada şarkıcı olarak Anita Best ve Tapia Colman öne çıkmakta. Programa göre Mac Allan’ın bateride olduğu parçalar şunlardır: “Bye Bye Blues,” “Chinatown,” “Kiss the Boys Goodbye,” “Holidays in Jungle” ve “Manilla Rag.” Aynı kadro 8 Mart 1942 gecesi Maksim’de yine Yardımsevenler Cemiyeti yararına düzenlenen geceye katılır. Aynı yıl temmuz ayında ise Bebek Belediye Bahçesi’nde Müzeyyen Senar’ın konserinden önce “Mac Allan Caz Orkestrası” olarak sahne aldığını görürüz.

Mac Allan 1940’lı yıllarda Ankara’da, Ankara Palas’da da karşımıza çıkar. Allan’ın kendisiyle alakalı kupürleri (tarihsiz olarak) topladığı defterdeki bir Ankara Palas ilanına göz attığımızda adının “Büyük Jazbandist Mac Allan” diye geçtiğini görüyoruz. Aynı ilanda yer alan diğer isimler arasında Fred Garden ve onun Boys Orkestrası da bulunmakta.9

1944 yılında Fritz Kerten’li topluluğuyla yeniden Park Otel’de sahneye çıkar. İlanlarda “Zenci Caz Şarkıcısı Mac Allan” olarak tanıtılıyordu. Beraberinde Fritz Kerten ve Fred Garden’lı bir orkestra yer alıyordu. 17 Eylül 1944 günü de İzmir’de Fuar Gazinosu’nda programa başladı. 8 Mayıs 1945’de İstanbul Radyosu’nda Hulki Saner’le program yaptı. Aynı yıl haziran ayında Ateş Böceği kulübünde İbrahim Özgür’le birlikte sahne aldı: “Yeni swing ve tangolar; temiz ve çabuk servis.” 1945 ekim ayında ise Ankara’da Gar Gazinosu’nun ilanlarında “Yanko Orkestrası ve meşhur caz kralı Mac Allan” olarak adını görüyoruz. 1946’da 1 Mayıs günü İstanbul Radyosu’nda “Hulki Saner, Mac Allan ve Arkadaşları. Swing Müziği” adında bir program yaptılar. 1947 haziranında ise Marmara Yat Kulübü’nde çalıştığını görüyoruz. Mac Allan 1949 yılında İngiltere’ye döndü; eskisi gibi sık sık Avrupa’da dolaşıp konserler vermeye başladı.

Mac Allan, 14 Kasım 1953

Mac Allan daha sonraki yıllarda da Türkiye ile olan ilişkisini sürdürdü. 1953 yılında 1 Ekim’den itibaren İzmir’de Kapri Pavyon’da “(Zenci Caz Yıldızı) Mac Allan ve Arkadaşları” olarak programda yer aldı. Aynı mekânda Alba Sisters, Daisy ve Nelly Haas da sahne alıyorlardı. Mac Allan’ın adına en son 1954 yılı haziran ve temmuz aylarında Yeniköy’deki Savoy Restoran Pavyon’un programlarında rast geliyoruz. Daha çok Yunan şarkıcı ve dansözlerinin yer aldığı bu mekânın programlarının duyurulduğu ilanların sonunda “ve beynelminel tanınmış Mac Allan Orkestrası” olarak karşımıza çıkıyor. Bundan sonra kariyerini daha çok Berlin’de sürdüren Mac Allan, 1969 yılında yine bu kentte öldü.

Sahibinin Sesi şirketi tarafından yayımlanan plakta Lilo Alexander’a Mac Allan Orkestrası eşlik ediyor: “Jeepers Creepers”.

Mac Allan’ın kısa yaşam öyküsünde görüldüğü gibi, İkinci Dünya Savaşı yıllarında birçok müzisyen Türkiye’de yaşamayı ve çalışmayı seçer. El ilanımızdaki “Swing Kenteti”nin diğer elemanları da sanırım savaştan kaçıp İstanbul’a sığınmış insanlar. Ama hangisi hangi yılda geldi, ne zaman ayrıldı, bu türden soruların cevapları daha elimde yok. Bulabildiğim bilgileri aşağıda aktarıyorum.

F. HUBBARD
Aynı isimli ünlü bir caz trompetçisi de var, ama o 1938 doğumlu. Yani 1948’de on yaşında İstanbul’da sahneye çıkmış olamaz. Bu ünlü müzisyenin İlhan Mimaroğlu ile yaptığı bir plak bile var: Sing Me a Song of Songmy (1971). 1995 yılında da İstanbul’da bir konser vermiş.

Bizim el ilanımızın duyurduğu konserde çalan Freddie Hubbard ise başka bir zat belli ki. 14 Aralık 1955 yılında Ankara Radyosu’nda saat 19.00’da “Freddie Hubbard ve Orkestrası, caz müziği” programı yer alıyor. Hakkında bundan fazla bilgi de edinemedim.

F. GARDEN
Keman virtüözü Fred Garden’ın adına ilk kez, 18 Ekim 1941 tarihinde Taksim Belediye Gazinosu’nun programında Anita Best’in arkasında yer alan orkestrada rastlıyoruz: “Taksim Gazinosu Pavyonu’nda: Anita Best ve meşhur Fred Garden Orkestrası.” 1 Aralık 1942 gecesi ise Ses Sineması’nda düzenlenen büyük caz konserinin kadrosunda yer alıyor. “Saat tam 18.30’da: Bugüne kadar memleketimizde hiç çalınmamış Amerikadan yeni gelen en son rumba ve konga havaları, Tapia Colman’ın en güzel caz şarkıları. Büyük Caz Orkestrası: Şef Fritz Kerten. Rejisör: Fogel. Çalanlar: Allonso, Arpat, Kovacs, Carl Guth, Carl Bergauer, Carel Katva, Fred Garden, Ferry Friedl, Gino Valpi, Milos Taubl, Sascha, Rubin Sandu, Veli Asım Laik, Vassili ve Charlie.”

17 Haziran 1950 tarihinde ise Taksim Belediye Gazinosu Halk Bahçesi’nde Kerten-Garden orkestrası olarak karşımıza çıkıyor. 1951 yılında da Celâl İnce’nin Taksim Belediye Gazinosu’nda ilk kez profesyonel olarak sahneye çıktığı programlarda arkasında çalan orkestrada yer alıyor (F. Kerten, Lederer, Fater, Fred Garden, Lentis, Sandu, Çarli, Ramon).

Fred Garden’in adı 1951–1955 arasında İstanbul Radyosu’nun programlarında sık sık geçer. Ya yalnız “viyolonist Fred Garden” olarak, bazen “piyanoda Fritz Kerten” ile, bazen de Diula Kuti ile. Celâl İnce anlatır: “1950–53 yıllarında İstanbul Radyosu’nda her perşembe akşamı 19.15’de başlayan seansımız vardı. Daha sonra bu 18.40’a alındı. Programın adı “Celâl İnce’den Sevdiğiniz Şarkılar”dı. Arkamda sekiz dokuz kişilik bir orkestra çalardı. Piyanoda Fritz Kerten, kemanda Fred Garden, bateride Sabri Külçe, marakasta Zeki Akartürk ve diğerleri…

Fred Garden, 78 devirli plaklarda da karşımıza çıkar. Columbia Cazı imzasıyla doldurdukları “Argentina / Mama ya Quiero” plağındaki ekip Prof. Darvaş, Veli Asım, Şaşa Rubin ve Feridun Altındağ’dan oluşmaktadır. Solist Tapya Colman’dır. Yine Columbia için aynı ekibin doldurduğu bir diğer plakta “La Conga / Waterloo Bridge” parçaları seslendirilmekte. “La Conga” parçasında şarkıyı Fred Garden söylemekte. Yine Columbia Cazı’nın çaldığı ve S. Poroy’un solist olduğu bir plakta ise “Kalbim Senindir / Seni Hiç Görmesiydim” tangoları seslendirilmekte.

WILLY
İstanbul Radyosu’nda 1927 yılında 24 Eylül’den itibaren haftanın üç dört günü canlı yayında “Willy Mark’s Cazbandı” olarak program yapıyor. Kendisi klasik müzik icra eden İstanbul Radyo Orkestrası’nın da şefidir.10 Bu Willy, el ilanında yer alan Willy mi acaba, bilemedim? Sanmıyorum bizim Willy olduğunu. Arada yirmi yıl var çünkü. 1954 yılında trompet sanatçısı Willy hakkında ise Radyo Haftası’nın bir ekinde şu bilgiler bulunmakta: “Vili, senelerden beri Türkiye’de kalmış, adeta burasını ikinci bir vatanı telâkki etmiş, iyi kaliteli müzisyenlerdendir. Trompet çalışı gayet tatlı ve sihirlidir. O, ilk olarak geldiği zaman henüz biz klasik müzikten kurtulamamıştık. Onun modern stilde çalışı bir hayli alaka celbetti. Modern müzikte sahasının sayılır elemanlarından olan Vili, bizdeki müzisyenlerden çoğunun hocalığını yapmıştır.”11

Gazete ilanlarını takip edersek 23 Nisan 1948 günü Atlas Sinema ve Tiyatrosu’nda verilen konserde Fritz Kerten ve Orkestrası’nda yer aldığını görürüz: “Meşhur Hollandalı şantöz Miss Bunny iştirakile / Perez-Braulio-Sandu-Frank-Villy / Ve arkadaşlarından teşkil edilen 16 kişilik ve fevkalâde aranjmanlardan mürekkep hususi bir programla / Büyük Caz Orkestrası Konseri.” Kendi adını taşıyan “Meşhur Willy Orkestrası”nın ise 1949 ekiminde ve 1950 yazında Sarıyer’deki Canlı Balık Lokantası’nda, 1950 yılı haziranında Pera Palas arkasındaki Eldorado Bahçesi’nde, 1950 ekiminde yeni açılan Galatasaray’daki Özgür Pavyonu’nda program yaptıklarını öğreniyoruz.

Willy’nin adı 15 Ocak ve 28 Ocak 1950 tarihli İstanbul Radyosu programlarında da geçer: “20.15. Dans müziği. Çalanlar: Willy ve Arkadaşları.” 1951 aralığında Kervansaray Gazinosu’nda program yapanlar arasında Vili Laik Orkestrası da var. Ama bu aynı Willy mi acaba, daha önce soyadı hiç karşımıza çıkmamıştı?

Cüneyt Sermet de hatırlıyor Willy’yi. Bazan Veli denilen, “hem keman, hem de trompet çalan” Willy’den şöyle söz eder: “Taksim Belediye Gazinosu’nun değişmez elemanıydı. Canlı Balık’ta da o vardı. Al takke ver külah, onunla beraberdik. Sonra bir de Matruşka geldi. Şimdi düşünüyorum, o zaman düşünmemiştim. Willie herhalde Macar Yahudisiydi. 1950’lere doğru Willie, Matruşka filan, ben de kontrabasımı alırdım. Macar havaları çalardık.

Willie Taksim Belediye Gazinosu’nun pavyonunda çalardı, ahbap olduğumuz için ikramda bulunurlardı, para mara da vermez, müzisyenlerle gırgır yapardım. Arada bir nispeten caz çalıyorum diyen adamlar da gelirdi.”12

CORRADI
Yukarda söz ettiğim Radyo Dünyası’nın eki “Caz ve Dans Dünyası”nda Corradi için de şunlar yazmakta: “Koradi için burada herkes ‘sempatik müzisyen’ diyor. Onun saksafonda apayrı bir janrı vardır. Enstrümanından çıkan ses kulağı adeta okşar. Bilhassa moderato müzikte fazlasıyla muvaffak olur. Onun ikinci bir enstrümanı da kemandır. Slow ve tangolarda daima keman çalar. Velhasıl o da iyi bir müzisyendir.”

Erol Pekcan da bir konuşmasında, Türkiye’de cazın 1950’lerde en parlak dönemini yaşadığını söyler ve ekler: “Türk müzisyenlerinin yanı sıra, ülkemize gelen yabancı cazcıların da katkısı büyüktür. Örneğin İtalyan Corradi ve Ankara’da uzun süre çalışan Avusturya Caz Kuarteti.”13 Corradi Kuarteti’ne 1954 yılında Atlas Sineması’nda düzenlenen ‘Zeki Müren Konseri’nin ön kadrosunda da rastlıyoruz.

5. Son iki isim. Orhan ve H. Luser

ORHAN AVŞAR
El ilanında en altta yer alan iki isimden birincisinin Orhan Avşar olduğunu biliyoruz. Orhan Avşar Tango Orkestrası 1947 yılında kurulmuştu. Herhalde Saray Sineması’ndaki konserin açılışını da bu orkestra yapmış. Türk tango tarihinde bandoneon virtüözü olarak önemli bir yer tutan Avşar 1920 yılında doğmuştur. İlk gençliği Arjantin’de geçen Avşar, on yedi yaşında Türkiye’ye dönmüştür. Arjantin tangosunu yerinde öğrendiği için bu konudaki en iddialı isim olarak tanınır. İstanbul’a konser için gelen Eduardo Bianco’nun orkestrasına katılarak onun orkestrası ile iki yıl boyunca turnelerde dolaştı. İstanbul’a yeniden döndükten sonra gece kulüplerinde çalıştı. İstanbul Radyosu’nun yayına başlamasından sonra kendi adını taşıyan tango orkestrasını kurdu ve yayınlara çıkmaya başladı.

Orhan Avşar Tango Orkestrası
Orhan Avşar Orkestrası, “Adios”
(videodaki anonsta “Orhan Avşar söylüyor” diyor ama, Avşar solistlik yapmazdı.
İlk solisti Selçuk Kaskan’dı,
o ölünce de Rafael de Luna yerine geçti. Sanırım bu Rafael de Luna).

H. LUSER
Luser’in adına sadece eski bir ilanda rastladık. 29 Mart 1949 günü Melek Sineması’nda verilen bir koserde Orhan Avşar Tango Orkestrası’nın yanı sıra “H. Luser Swing Amatör Caz Orkestrası”da sahneye çıkar. Luser ne yazık ki bu kadar bilgiyle yer alıyor müzik belleğimizde.

Evet artık analizimizin sonuna geldik. Zaman içinde hemen hepsi unutulmuş bu müzisyenlerin ve konser verdikleri mekânların, bir kâğıt parçasında yeniden karşımıza çıkmaları heyacan verici. Benim için öyle, sizin için de öyle mi acaba?

1. Sanat Dünyamız, s. 98, Bahar 2006, s. 170–189.

2. Cumhuriyet, 24 Aralık 1948.

3. Gökhan Akçura, “Sevinç Tevs. Türk Cazının Anası”, İnsanlar Âlemi, İthaki Yayınları, İstanbul 2005.

4. Radyo, 15 Ocak 1942.

5. Radyo Magazin, No. 8, 13.1.1951.

6. Cumhuriyet, 24 Aralık 1948.

7. Rainer E. Lotz, Black People: Entertainers of African Descent in Europe and Germany, Bonn 1997, s. 283-296.

8. Cumhuriyet, 3 Temmuz 1940.

9. Söz konusu defterden alıntılar yapan Rainer E. Lotz, agy, s. 290.

10. Le Sans Fil [Telsiz], No. 13, 22 Septembre 1927.

11. “Caz ve Dans Dünyası”, fasikül 12, Radyo Haftası, s. 191, 20 Ocak 1954.

12. Batu Akyol (hazırlayan), Caz Çok Zor. Söyleşiler, Kara Plak Yayınları, İstanbul 2016, s. 165

13. Cumhuriyet Pazar Eki, 5 Haziran 1988.

Gökhan Akçura, müzik, popüler kültür, sinema