Şemsiye:
İki Roman İçin
Küçük Bir Not

Edebiyatımızda adından dolayı “şemsiye” başlıklı bir metinde mutlaka yer alması düşünülecek iki roman olduğunu ve bu romanları ayrıca küçük bir not olarak yazacağımı söylemiştim. Bunlar Ercümend Ekrem Talu’nun Beyaz Şemsiyeli’si ile Cahit Uçuk’un Siyah Dantelli Şemsiye romanları… İki romanda da başlıkta vurgulanan, güzellikleri ve şemsiyeleri ile öne çıkmış kadınlardır. Ercümend Ekrem Talu, romana adını veren Beyaz Şemsiyeli Hürmüz’ü, babası Recaizâde Mahmut Ekrem’le Büyükada’da gezinti yaptıkları sırada tanır. Recaizâde, Maden tarafında boş bir arsadaki taş kulübede oturan bu yaşlı kadına rastladıkça, bir mecidiye sadaka verirmiş. Bir gün merak edip babasına bu kadının kim olduğunu sormuş. “Buna meşhur Beyaz Şemsiyeli Hürmüz derler[di], İstanbul’u tir tir titretirdi vaktiyle.” diye cevap vermiş babası. Güzelliği ve çekiciliğiyle, II. Aldülhamid’in son dönemlerinde İstanbul’da namı yürümüş, nice canlar yakmış bir “âfet-i cihan-sûz” olarak anlatır oğluna Beyaz Şemsiyeli’yi. Ercümend Ekrem sonradan araştırarak Hürmüz’ün öyküsünü öğrenir ve romanında bize de aktarır. Hürmüz’ün, ev işleten, devrin bütün rical ve ekâbirini tanıyan, meşhur bir genel kadın olduğunu öğreniriz. Romanda Hürmüz’ün ün kazandığı yıllar şöyle tasvir edilir: “Bu seyranlarda, beyaz dantelli şemsiyesi eksik olmuyor, hayranlarının, meftunlarının nazarı dikkatlerini celbediyordu. Bütün İstanbulluların ağzında, Hürmüz’ün adı ‘Beyaz şemsiyeli hanım’ olmuştu. Onun bu sıfatını bilmiyen, anmıyan, sayıklamıyan yok gibiydi.”

Hürmüz’ün âşıklarından Macid, onu düşünerek yazdığı bir güfteyi “sevgilisinin meclisinde okutmak ve kendisine hoş bir sürpriz yapmak maksadıyla” tanıdığı o zamanların musiki üstadlarından Şekerci Cemil Efendi’ye götürür ve bestelemesini ister. Şekerci’nin keyifli bir zamanına gelir ve onun yaptığı “uşşak beste pek revnaklı” olur. “Düştüm âteşlere ey meh, seni gördüm göreli / Ah ne baygın bakışın var, a beyaz şemsiyeli!” İlk yazıda da değindiğimiz gibi gerçek bir şarkıdır bu.

Romanda Hürmüz’ün Emirgan korusunda dikkatleri nasıl çektiği de anlatılır: “Filhakika, yaz melteminin okşayıcı nefesleri altında zarif inhinalarla salınan güzel bir zambak fidanı gibi, Hürmüz, tekmil beyazlar içinde, nazlı nazlı kırıtarak, yokuştan yukarı ağır ağır çıkıyordu. Elindeki şemsiyesini bir bulut gibi bazan siper edinerek, bazan da kasten yana eğerek, göz kamaştırıcı cemalini fazla dikkatli nazarlardan sakınıyordu. Şöhreti kadınlar arasında da yayılmış olduğundan, kafesin öbür tarafında da aynı kaynaşma olmuştu.”1

Beyaz şemsiyesiyle 
“Margaretha Fehim Pascha” 

(bkz.: Gökhan Akçura,
“Afeti devran Margarethe Fehim Paşa,” İnsanlar Alemi, İthaki Yayınları,
İstanbul 2005, s. 7–12)

Adında şemsiye geçen ikinci kitabımız ise Cahit Uçuk’un Siyah Dantelli Şemsiye adlı popüler romanı. Romanın hemen girişinde bir faytonun mesire yerine girmesiyle ortalığı saran “Siyah dantelli şemsiye!” diye bir fısıltı aktarılır: Yazar önce arabayı, sonra içindeki kadını anlatır. Giysileri bile gizemli bir kadındır bu: “Fakat asıl onun esrarını artıran siyah dantelli şemsiyesiydi. Böyle, siyah dantelli şemsiye o zamana kadar hiçbir genç kadının başını saklayarak onu kirpiklerini Kaf dağı ardına atmamış, halk dilinde türkülere, şiirlerin mısralarına mal etmemişti. Araba, kadın ve şemsiye, öyle merak verici bir düğümdü ki, bunu ancak şeytan bağlamış olabilirdi.”

Cahit Uçuk şemsiyeyi de uzun uzun anlatır: “Siyah dantelli şemsiyeyi, gene siyah dantelli ufak, ince bir el tutmaktaydı. Ancak kadın gözlerinde olan keskin bir dikkat bu üstün güzellikteki şemsiyeyi görebilirdi. Biçimi bir ipek kürenin tam yarısıydı. İçi yavru ağzı pembe muare, dışı krem benekli siyah tül kaplıydı. Bir serçe parmak inceliğindeki sapı billûrdan bir yuvarlak tutan altın bir kartal pençesile sonlanıyordu. Bu şemsiyenin cazibesini artıran, çevresindeki kat kat cömertçe çizgili siyah danteli idi. Rüzgârın en hafif soluğuyla çırpınarak uçan siyah danteller havadan daha hafif, zariften daha zarif, güzelliğin üstünde, büyülüydü.”2

Yazar ardından sorar, “Bu genç kadın kimdi?” diye. Sonra da cevabını bulmamız için bütün romanı okumak zorunda bırakır bizi. Roman aslında bu “genç kadın”ın değil, ona âşık olan, ama bir türlü âşık olduğu kadının kim olduğunu öğrenemeyen antikacı bir aristokrat Osmanlı olan Ali Hüsrev’in hikâyesini anlatır. Yeterli ipucu verilmediği için Osmanlı’nın hangi döneminde geçtiği belli olmayan romanda, Ali Hüsrev Bey kardeşimiz aynı zamanda bir bestecidir. Elbette meçhul sevgilisi için o da bir şarkı yazar. Şarkı sözlerinde “şemsiye” anılmaz, ama Ali Hüsrev’in genç kadına taktığı ad, “Ahu” geçer. Bestelerde piyano kullanıldığı için 19. yüzyılda geçtiğini tahmin ettiğimiz romanda, padişah da Ali Hüsrev’in şarkılarına hayrandır. Ama hangi padişah bu, onu da bir türlü anlayamayız. Romanın sonunda “siyah dantelli şemsiye”yi taşıyan kadının esrarı çözülür; Ali Hüsrev’in hayatına giren kadınların bir bileşkesi olduğu ortaya çıkar.

1. Ercümend Ekrem Talu, Beyaz Şemsiyeli, Kanaat Kitabevi, İstanbul, 1939, s. 289–290, 293. Bu roman Son Posta gazetesinde “Ah Ne Baygın Bakışın Var, A Beyaz Şemsiyeli” başlığıyla tefrika edilmiş, sonra kitaplaşmıştır. Roman üzerine bir inceleme için bkz: Alaattin Karaca, “Eski Bir İstanbul’un Romanı,” Temrin, Temmuz-Ağustos 2010.

2. Cahit Uçuk, Siyah Dantelli Şemsiye, kendi yayını, İstanbul, 1956, s. 4.

Gökhan Akçura, gündelik hayat, popüler kültür, şemsiye