Bundan yirmi küsur yıl önce başlayıp günümüze kadar ulaşan bir film dizisi var: Karayip Korsanları. Altıncısının çekilip çekilmeyeceği hâlâ belli değil. Hemen söyleyelim bu yazı bu filmlerle ilgili değil. Ama alakalı. Yazımızın esin kaynağı olan müzik albümü 2006 yılında yayımlandı. Adı Rogue’s Gallery ve bir Hal Willner prodüksiyonu. Öyle kısa tarafından anlatmak pek mümkün değil. Alt başlığında “Korsan baladları, deniz şarkıları ve şanteyler” yazmakta. Chantey dediği, aslında bir tür iş şarkısı. Örneğin Türkçede “heyamola” bir tür şantey sayılabilir sanırım… Willner, bu albümde korsanlar döneminden kalma şarkılardan oluşan bir koridora sokuyor bizi.
Aslında projenin asıl sahipleri yönetmen Gore Verbinski ve aktör Johnny Depp. Pirates of the Caribbean II filminin çekilişi sırasında doğal olarak korsan kültürü ve şarkılarıyla da ilgilenmişler. Bu tür şarkılardan oluşan bir albümün iyi bir çalışma olacağına kanaat getirmiş ve elbette Willner’ı aramışlar. Willner, “Her zaman birer korsan olmayı düşledik ve becerebildiğimiz kadar da olduk. Moby Dick’le aramızda her zaman sıcak ilişkiler oldu,” diyor bir konuşmasında. Birçok müzisyen gibi Hal Willner da korsan şarkılarının gerçek punk müziği olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “Gemilerde çalışan insanların zor yaşamına bakınız, bu enerji rock ‘n’ roll ile özdeş bir görünüm taşıyor.” Korsanlar dizisinin üçüncü ve dördüncü filmlerinde Keith Richards’ın, Sparrow’un babası rolünü üstlenmeyi kabul etmesinin nedeni de belki bu düşünceden kaynaklanıyor…
Hal Willner çok özel bir müzik prodüktörü. Özellikle tribute albümler alanında bir efsane isim. Bu çabaları 1981 yılında Nino Rota için hazırladığı tribute albümle başladı. Bunu Thelonius Monk, Kurt Weill, Walt Disney’in film müzikleri, Charles Mingus, Harold Arlen, Edgar Allan Poe albümleri izledi. “Gel yap” dediklerinde Hal Willner, korsan şarkıları hakkında hiçbir şey bilmediğini fark etmiş. Buna rağmen, Anti/Epitaph plak şirketi, bu tür şarkılardan oluşan bir çalışma yapmasını isteyince düşünmeden evet demiş. Keşfetmenin cazibesi…
Uzun araştırmaların sonunda Willner’ın elinde dört yüz kadar şarkı toplanmış. Sonra bu sayıyı yetmiş beşe indirmiş. Ardından albümde yer alabileceğini düşündüğü müzisyenlerle, şarkıcılarla temaslara başlamış. Bryan Ferry, Nick Cave, Kate St. John, Antony, Sting ve Lou Reed parçaları yorumlayan sanatçılardan sadece birkaçı. Hal Willner bu iki CD’lik albümün ardından 2013 yılında bu kez Son of Rogue’s Gallery adlı yeni bir albüm daha çıkardı. Gerisi gelmedi, zaten Hal Willner de 2020 yılında bize veda etti.
Korsan Tarihinde Müzik
Döndük memleket tarihine. Önce daha temelden bir araştırma yapalım diye düşündük. Korsanlar konusunda Türkiye’de yayımlanmış en yetkin kitap, David Cordingly’nin Korsanlar Arasında Yaşam adlı çalışması. Cordingly bu kitabında romanlar ve filmlerle yaşamımıza giren korsan imgesinin kaynaklarını ve bunun ne denli gerçekçi olduğunu araştırmış. Tahta bacaklar, papağanlar, gizli adalar, defineler, korsan bayrağı, fırtınalar arasında çok yararlı bir geziye çıkarıyor bizi. Bu insanların bizi hâlâ niçin bu denli etkilediği sorusunu ise şöyle cevaplıyor: “İnsanların çoğu tekdüze bir yaşam sürmeye mahkumdur. […] Bu insanlar çoğunlukla, kendilerini çok az tatmin eden ya da hiç tatmin etmeyen bir iş yaparak her gün can sıkıntısıyla dolu saatler geçirir. Eve döndüklerinde onları ya aile yaşamının olağan sorunları ya da kasvetli bir yerdeki ıssız bir apartman dairesi beklemektedir. Bir korsanın yaşantısıyla taban tabana çelişen başka bir şey olabilir mi? Korsanlar çoğumuza hükmeden kanun ve düzenlerden kaçıyordu. Onlar otoriteye karşı ayaklanan isyankârlar, kendi kurallarını kendi koyan özgür ruhlardı. Yağmurla ıslanmış sokakların gri dünyasını arkalarında bırakıp güneşe doğru yola çıktılar. Onları düşündüğümüzde gözümüzün önünde beliren sahne, bir elinde rom şişesiyle kumlara sere serpe uzanmış bir adam, yanında güzel bir kadın ve onları uzak, egzotik adalara götürmek için açıklarda demirlemiş hâlde bekleyen ince hatlı, siyah bir ıskunadan oluşmaktaydı.”1
David Cordingly’nin kitabı, bize bu ilginç alemde müziğin yeri konusunda ise şu tür bilgiler sunuyor: “Denizdeki yaşamın önemli başka bir parçası da müzikti. Şarkı söylemek, dans etmek, keman çalmak ve hatta küçük bando ve orkestralar kurmak deniz kuvvetlerine ait gemilerde ve ticaret gemilerinde oldukça yaygındı. Korsanların bölük pörçük kayıtlarına bakıp müzikle ne kadar ilgili olduklarını söylemek zordur. Bartholomew Roberts tarafından hazırlanan korsan yönetim yasalarında şu kural da yer almaktadır: ‘Müzisyenler Sebt gününde dinlenebilir, ama diğer altı gün ve gecede hiçbirine iltimas geçilmeyecektir.’ Bartholomew Roberts’ın gemi filosundaki amiral gemisi Royal Fortune İngiliz donanma gemisi Swallow tarafından ele geçirildiğinde gemide iki tane müzisyen vardı. Nicholas Brattler, Calabar’daki Corwall Galley’den getirilen bir kemancıydı ve korsanlara katılıp anlaşma maddelerini imzalamaya zorlanmıştı. Duruşmadaki savunmasında,’karşı çıkmaya cesaret edemeyen mahkûmdan, aynı müziğinden olduğu gibi, faydalanıldığı söylenir’. Brattler, tıpkı ‘olay sırasında pupada müzisyenlik işini icra etmekte olan’ James White gibi beraat etti. Her ne kadar duruşma belgelerinde açıkça belirtilmese de, muhtemelen, keman da çalıyordu. Aynı duruşmada, James Barrow’un sorgusu sırasında, bazı korsanların Barrow’un tavuklarını öldürüp sonra da içki içmeye koyuldukları, böylece akşam yemeği vakti geldiğinde ‘Felemenkçe bir dua kitabından İspanyolca ve Fransızca şarkılar’ söyledikleri ortaya çıktı.”2
Bizde Korsan Var mı?
Eloğlu kendi tarihinden bu ayrıntıları çıkarmış. Peki bizim tarihimizde de bu tür korsan şarkılarının izini sürmemiz mümkün mü? Bu epey zor bir soru. Osmanlı İmparatorluğu’nda elbette önemli bir korsan geleneği var. Bu konuda da birçok kitap yayımlanmış. Özellikle İdris Bostan’ın kitapları meraklıları için ayrıntılarla dolu. Bostan’ın Adriyatik’te Korsanlık adlı kitabından3 alıntı yaparak bizim korsan tarihimizi özetlemeye çalışalım: “Osmanlı İmparatorluğu’nda korsanlık yapan denizciler daha çok “levend reisleri” veya “gönüllü reisler” olarak adlandırılıyordu. Gönüllü reisler esas olarak Cezayir’de bulunmakta, devlet donanmasının denize açıldığı zamanlarda ona katılmakta, diğer zamanlarda ise üslendikleri yerlerde sahil muhafaza görevi yürütmekteydiler. Osmanlı levend reisleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğindeki yerlere ve adalara saldırıda bulunmaları hâlinde ise korsan ve harâmi olarak adlandırılmaktaydı. Ancak, Osmanlı Devleti, kendi ülkesine zarar vermeyen levend reislerine karışılmasını istemiyor ve on sekiz oturaklı gemi yapmalarına izin veriyordu. Çünkü levend reisler esas itibarıyla gaza ve cihad niyetiyle derya seferine çıkıyordu. “Batılı tarihçilerin, korsanları genellikle Osmanlı Devleti adına savaştıkları zaman meşru kabul etmeleri, kendi adlarına savaştıkları zaman ise korsan/haydut olarak adlandırmaları konuyu yanlış yorumlamalarından kaynaklanmaktadır. Gerçekte Müslüman korsanlar, İslam hukukuna göre inanç savaşı yapmaktaydılar. Bu korsan denizciler/deniz gazileri düzenledikleri akınların şer’î hukuka uygunluğunun bir delili olarak elde ettikleri esir ve ganimetlerin beşte birinden oluşan hissesinin ‘ülü’l emr/devlet başkanına’ ait olan kısmını düzenli olarak padişaha teslim ediyorlardı. […] Müslüman korsanlar, devletten bağımsız olarak hareket ettikleri zaman bile İslâm hukukunun yani şer’î hukukun sınırları içinde kalmışlardır. Çünkü İslâm hukukuna göre, dârü’l İslâm olan İslâm ülkesi ile, darü’l-harb olan gayrımüslimlerin yaşadığı ülke arasında devamlı savaş hâli geçerli bulunmaktadır ve barış yapılmış olsa bile bu durum geçici olduğundan her zaman savaş şartlarında hazır olmak gerekmektedir.” Bu nedenle Osmanlı Devleti gaza ve cihad için denize açılacak levend reislerine müdahale etmezdi. Hatta dostluk anlaşması yapılmış olan devletler dışında denizde rastlanacak gemi ve bölgelere karşı gazaya çıkmaları takdirle karşılanırdı. “Denizlerde görülen korsanlar, aslında Osmanlı kara ordusundaki gazi akıncılar gibidir ve sadece gaza4 ruhu, ganimet arzusu ile hareket ederek karadaki benzerleri gibi düzenli teşkilata sahip idiler.”
Denizdeki Mehterler
Yine Bostan’ın kitaplarını tarayarak korsanlarla müzik arasında ne tür ilişkiler bulabileceğimizi keşfetmeye çalışalım. İdris Bostan’ın Türk Denizcilik Tarihi kitabından öğrendiğimize göre 1475 yılında sefere çıkan Osmanlı donanmasının başında yer alan Kaptan-ı Derya kadırgasında “yedi kişiden oluşan bir mehteran bölüğü yer alıyordu.” Bostan şöyle devam ediyor: “Donanmada bir mehter bölüğünün bulunması, savaş esnasında askeri coşturmak için kara ordusunda bulunan mehterin bir benzerinin –sayısı az da olsa– mevcudiyetini göstermektedir.”
Başka kaynaklarda da seferlere mehter takımının katıldığı yazılıdır. Örneğin Cerbe Seferi’ne (1560) katılan Zekeriyazade adlı bir kâtibin anılarında, bir zafer anında “Muhammed töresinin nevbeti dövülüp gülbanki çekildi”5 diye yazılmaktadır. Bu satırları yorumlayan (ve eserin sadeleştirmesini yapıp yayına hazırlayan) Orhan Şaik Gökyay şu bilgileri veriyor: “Nevbet: Bir askeri bando tarafından hükümdarın, vezirin, beyin ve benzerlerinin önünde icra edilen türlü parçalardan meydana gelmiş olan bir musiki; mehter musikisi. [Ya da] belli zamanlarda çalınan pek büyük bir kös demek olup, böyle bir musikiyi icra etmek veya böyle bir kösü çalmak demektir.” Gökyay “Gülbank” içinse daha geniş bir açıklama yapıyor: “Yeniçerilerin savaşa başlayacakları zaman bir ağızdan söyledikleri ‘Allah Allah illallah; baş uryan, sine büryan, kılıç al kan, bu meydanda nice başlar kesilir, hiç olmaz soran. Eyvallah, eyvallah, kahrımız, kılıncımız düşmana ziyan; kulluğumuz padişaha ayan; üçler, yediler, kırklar, gülbank-ı Muhammedî; nur-ı nebî, kerem-i Ali, pirimiz, sultanımız Hacı Bektaşı-Veli, demine devranına hû deyelim.’ Hû sözlerine ‘gülbang’, bunları söylemeye de ‘gülbank çekmek’ denir. Yeniçeriler savaşa başlayacakları zaman bu gülbanki çekerler ve tüfeklerini üç defa havaya atarlardı.”6 Stephan Gerlach ise 1573 yılında Pulya seferinden dönen Piyale Paşa’nın gemilerini anlatırken, “Piyale Paşa’nın kendi gemisindeki mürettebatın çoğu sırmalı kumaştan elbiseler giyer. Ayrıca gemide ordu davulu, borazan ve diğer bazı aletleri çalan çalgıcılar da bulunur,” demektedir.7 Şüphesiz söz ettiği çalgıcılar küçük bir mehteran bölüğünden başka bir şey değildir.
bir mehter takımı
Osmanlı musikisi ve mehter üzerine yapılmış araştırmalardan öğrendiğimize göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda padişaha ait olan mehter takımı yanı sıra sadrazamın, kaptan-ı deryanın, vezirlerin, beylerbeylerinin, sancak beylerinin, yeniçeri ağasının ve kalelerin de mehter takımları bulunmaktadır.8 Kara ordularında ve donanmada bir yerden hareket edilirken mehter takımının göç boruları ve göç kösleri, göç havasını çalarlardı.9 Bir araştırmacı ise mehter havalarının en parlak, en haşmetli ve en askerce eserlerinin tören peşrevleri olduğunu söyleyerek şöyle devam eder: “Harbi peşrevler ve alay (geçit töreni, yürüyüş) havaları düyek usulünde besteleniyordu. Atlı ve yaya mehterlerin ve donanmanın aynı usulle bestelenmiş mehter eserleri vardı.”10
Romanlarda Türkülü Satırlar
Mehteran bölüğünü bir kenara bırakırsak, bizim korsanlarımızın ve gemilerimizin müzikle ilişkisi konusunda daha fazla bilgi bulamayız. Denizcilik tarihi araştırmaları bu konuya pek değinmemişlerdir. Popüler romanlarda bu konuyu ele alan olmuş mu diye bir bakalım.
Halikarnas Balıkçısı’nın Türk korsanlarını ele aldığı bir dizi romanını taradığımızda (ne kadar yakıştırma olduğunu tahmin edemeyeceğimiz) bazı bilgilere ulaşabiliyoruz. Turgut Reis romanının başlarında Atlas Okyanusu’na açılıp bir daha dönmeyen bir Cezayir korsan filosu için yazılmış türküden söz edilir:
Murad Reisin gemileri seksen direkli
İçinde korsanlar denizciler arslan yürekli
Enginlerden bir kuş geldi kondu serene
Murad Reisin gemileri çamdır dayanmaz
İçinde korsanlar denizciler uyanır uyanmaz.
Halikarnas Balıkçısı, Uluç Reis romanında ise korsan gemilerindeki mehter takımından söz ettikten sonra bize “lobud ve kılıç kullanmanın erbabı olduğu kadar, tambura ve saz çalmanın da ustası” olan Koca Murat’ı tanıtır. Ona “geminin âşıkı” ve “ozanı” dendiğini öğreniriz. “Yanık bir davudî sesi vardır. Demir kaldırılırken, gemiler karaya çekilirken koro hâlinde söylenen ‘heyamola’ların [Balıkçı bir başka yerde bunlara ‘eyyam ola!’ der] söyleyeni odur.” Direğe tırmanır, sırtını direğe dayar, türküyü salıverir. Denizciler de hep bir ağızdan ona koro olarak eşlik ederler. Koca Murad tamburasını eline alır ve mesela şöyle bir gazel okur:
Atılsın toplar ve kurşunlar, çekilsin oklar bir bir!
Bezensin, kızıl kesilsin düşman kanıyle derya.
Duralım kahraman gibi düşmana karşı hışmiyle
Olup ateş saçan gemilerimiz tıpkı ejderhâ.
Tam altmış sene bezm-i vegada olduk âmâde,
Yine âmâdeyiz cenge Neriman ile bipervâ.
Eğerce surera piriz ve lâkin bezmü rezm içre
Şu cenge görmüşüz kim görmemiştir dide-i derya.
Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun romanlarında da korsan gemilerindeki söylenen şarkılar konusunda ipuçları vardır. Örneğin Türk Korsanları romanında zafer kazanan Türk korsanlarının kavuklarını havaya fırlatıp, horon teperek oynayıp, şarkı söyledikleri yazılıdır. Aynı romanda hep bir ağızdan söylenen bir türkünün sözleri de yer alır:
Göz yumup gazaya biz bel bağlarız,
Nice yıllar bu denizde çağlarız,
Düşmanda öcümüz komaz, alırız,
Bize kara bayrak Barbaroslu derler.
Bu denizlerde yıllar var ki gezeriz,
Düşmanı rüzgârından sezeriz,
Kılıç, topuz kafasını ezeriz,
Bize Karabayrak Türk korsanı derler.
Cezayir Folkloru
Romanlarda yer alan bu türküler ne kadar dünü yansıtır bilemem. Muhtemeldir ki yazarlar da eski cönklere, Cezayir şarkılarını aktaran kitaplara başvurmuşlardır. Örneğin Melih Duygulu’nun yüksek lisans tezinin konusunun Folklorumuzda Cezayir (1991) olduğunu belirtelim. Halkbilimci dostumuz Sabri Koz ise, bu konuda bir çalışma yapmak istiyorsak Mehmet Fuat Köprülü’nün Türk Saz Şâirleri (1962) adlı çalışmasına mutlaka bakmamız gerektiğini söyledi. 16. yüzyıldan Çırpanlı adlı Garp Ocakları’na bağlı bir saz şairine dikkat çekti. Yine ondan öğrendiğime göre 17. yüzyılda Ali Ufki’nin derlediği Mecmua-i Saz ü Söz’de (1976) nota örnekleri bile bulmak mümkün. Ama bu konudaki ana kaynak Şükrü Elçin’in Akdeniz’de ve Cezayir’de Türk Halk Şarkıları adlı kitabı. Bu kitapta türkü olmuş ya da olmamış birçok manzum eser var. İlahiler, destanlar, kasideler, gazeller, nazireler, semahlar, deyişler ve elbette türküler. Elçin bunları çok değişik yerlerden derlemiş. 16. yüzyıla ait cönklerden, 20. yüzyılda yapılmış tarama çalışmalarına kadar birçok kaynak elden geçirilmiş. Derlediği eserlerden hangileri korsan gemilerinde okunmuştur, elbette bunu bilmek pek olası değil. Ama çeşitli seferlere (Malta, Kıbrıs, Sakız, Girit vb.), başta Turgut Reis olmak üzere birçok kaptana ve deniz savaşlarına göndermeler olduğuna göre, gemi güvertelerinde dile getirilmiş olmaları da ihtimal dahilinde. Örneğin Şükrü Elçin’in bizzat derlediği bir türkü şöyle başlıyor:
Murat Reis eydür hey gaziler hazır olun vaktınıza
Hazreti Ali Düldül’e bindügi günlerdir bu gün
El ayak hurdehâş olup şehid olur gaziler
Analar oğul deyüp andugı günlerdir bu gün.
Yine Elçin’in derlediği Öksüz Aşık imzalı bir türkünün ilk kıtası ise şöyle:
Geze geze Akdeniz’in yüzünde
Arar hasmımızı buluruz bir gün
Ya doyum olup sılaya gideriz
Ya seri meydanda veririz bir gün.
Barbaros Hayreddin Paşa
filminin afişi
Eşref Ertekin’in derlediği Aşık Halil’in yazdığı Cezayir Türküsü’nde de şu satırlar bulunmakta:
Yine büktük İspanya’nın belini
On iki beğ ile aldık oğlunu
Hoş beklettik size Mısır yolunu
Hele ettiğini bulsun ol kafir.
Bu alıntıları Çırpanlı’nın bir destanında bulunan şu satırlarla bitirelim:
Tâ ezelden kılıç sala geldi bunlar düşmana
Bu Cezayir askeriyle kimse başa çıkamaz
Her kim düşman olur ise kendi gelir pişmana
Bu Cezayir askeriyle kimse başa çıkamaz.
Tam bu bölümü bitireceğim sırada eski bir gazetede Reşat Ekrem Koçu’nun yaptığı araştırmada11 birkaç türküye daha rastladık. Cezayir korsanlarından Murat Reis’in yaptığı Atlantik seferi hakkında söylenmiş şu türkü ilgi çekici:
Murat Reis’in gemileri seksen direkli
İçinde tayfalar ağalar aslan yürekli
Enginlerden bir kuş geldi kondu aman serene
Beş Mısır hazinesi vereyim karayı görene
Murad Reis’in gemileri çamdır, dayanmaz
İçinde tayfalar, ağalar uyur uyanmaz.
Uşaklar Çiya Çiya
Folkloru bir yana bırakıp edebiyat ve gösteri kulvarında biraz daha dolanalım. Karagöz oyunlarında korsan yoktur, ama sandalcılar vardır (“Sandalım Geliyor Varda” türküsü eşliğinde). Karadeniz türkülerinde ise gemi direkleri, hamsiler ve fırtınalar. Bu tür şarkılara yüz vereceksek, 1940’lı yıllarda sahnelenen Alabanda revüsünün şarkılarına da göz atmamız gerekir. Alaturka besteleri Saadettin Kaynak’a, alafrangalar Cemal Reşit Rey’e ait. İşte bir türküden uyarlama, Saadettin Kaynak şarkısı: “Uşaklar Çiya Çiya!”
Hey deniz Karadeniz
Suları kıpırdaşır
Göğsünde kabaranın
Uşaklar çiya çiya
Gider yere ulaşır
[…]
Geminin adı Suna
Yolladım Giresun’a
Peşinden geldiğimi
Uşaklar çiya çiya
Deyin beyim Dursuna.
Cemal Reşit Rey’in bir de “Denizciler Marşı” var. 1935 yılında yazılan bu marşın “şan ve piyano için; bando düzenlemeleri”nin yapıldığını değişik kaynaklardan öğreniyoruz. Bir de Yusuf Ziya Ortaç’ın imzalı bir “Karadeniz Kantosu”ndan söz etmemiz gerekir. 1921 yılında yazılmış bu kanto sanırım dergi sayfalarında kalmış:
Geminin bandırası halis yerli gezidur
Üç katlı yelkenleri Tirabuzan bezidur
Geminin direkleri kalaydandur kalaydan
Dünya yikilsa da ben vazgeçemem alaydan
Kapdandan usta olduk takaya pine pine
Panpuru yürüturuk inse suyun tipine
Denizin alti usti birdir lâz uşağuna
Olta yapib ta takar hamsiyi kuşağuna
Dalarık su içine dalguç gibi dalaruk
Kos koca kalkanlari oltasuz yakalaruk
Karadenizin alti ustinden kalabaluk
Bu paluk başka paluk bu paluk başka paluk.
1925 yılında Atatürk’ün “şapka devrimi” gezisinde uğradığı İnebolu limanında gemicilerin söylediği bir türkü de ilgi çekici:12
Bir gemim var kaybe bağlar
Kaybeden göründü dağlar
Yamo heyamo, mola heyamo.
Bir gemin var boyu uzun
Gider yazın gelir güzün
Bu sefere yoktur sözüm
Yamo heyamo, mola heyamo.
Sarayburnu’ndan geçerken
Al yeşil sancak çekerken
Yar doldurup ben içerken
Yamo heyamo, mola heyamo.
Heles, Salim yessa, hessa yıssa
Yamo heyamo, mola heyamo.
Karadeniz faslını Muhlis Sabahattin Ezgi’nin yazdığı bir “Karadeniz Marşı” ile noktalayalım:
Karadeniz Karadeniz gelen düşman değil biziz
Yarım asır beklediğin Barbaros’un hafidiyiz
Onun sana selamı var diyor: Düşmanın ne canı var!
Kovsun onu sularından orada Türk sancağı var.
Sonuç olarak nereye vardık? Denizci şarkılarıyla dolu bir albüm yapacaksak, belli ki açılış mehterandan serhat türküleriyle olacak. Ardından 16. yüzyıldan başlayarak yazılmış Cezayir ve Akdeniz türküleri gelecek. Buraya kadar hayli kan ve irfan dolu bir derleme ne çare ki! Sonra Karadeniz folkloru iyice incelenerek biraz mizah katmaya çalışılacak. Birkaç da çağdaş besteyi finale koyarsak, sıra solistleri bulmaya kalacak!
Karadeniz horonu deseni,
kaynak: Hamsi, Karadeniz Gecesi Hatırası, İstanbul, 1949
Son Deyiş
Biz keşke böyle bir albüm yapılsın diye düşünüp dururken geç de olsa böyle bir albüm yapıldığını öğrendik! İstanbul Deniz Ticaret Odası’nın katkılarıyla Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı, deniz ve gemici türkülerimizden oluşan bir demeti 2005 yılında “Deniz ve Gemici Türküleri” adlı CD’de bir araya getirmiş. TRT sanatçılarından Nazan Sıvacı, Şahin Gültekin, Tuğrul Şan ve Ulaş Kurtuluş Ünlü’nün solist olarak katıldığı bu albümde “Besmeleyle Başlayalım” (İnebolu); “Gemiciler Kalkalım” (Trabzon); “Gemiler Giresun’a” (Karadeniz); “Gemilerde Talim Var” (İstanbul); “Karardı Karadeniz” (Rize); “Gemiye Çektik Yelken” (Rize); “Bir Gemim Var Adalara Yaslanır” (Ankara); “Ayna Ayna Ellere” (Trabzon); “Tersaneden Kalktı Efe Alayı” (Sinop); “Oy Gemici Gemici” (Ordu) adlı türküler yer alıyor. Farklı solistlerle repertuvarı eşelemek için bu albümü elden geçirmek gerekiyor.
Geçtiğimiz günlerde konumuza oldukça yakınlaşan bir de konser verildiğini öğrendik. Nurhan Atasoy'un Sanmar sponsorluğunda yazdığı Osmanlı Sanatında Gemiler adlı kitabın 22 Ekim 2025’te Rahmi Koç Müzesi’nde yapılan lansman konseri “Seyirname”den söz ediyoruz. Konserin sanat yönetmeni (ve ayrıca sanatçılarından biri) Hüseyin Kıyak. Sanatçı kadrosu ise şöyle: Çiğdem Yarkın (solist), Dilan Dereli (piyano), Ayşe Ayan (kanun), Ayşe Ebru Şahinbaş (kemençe), Kerim Akçay (viyolonsel) ve Işıl Meriç Ayata (tanbur).
Gecenin icra edilen şarkıları ise şöyle sıralanıyor:
- Subhi Ezgi’nin Gemici Peşrevi (alaturka sazlar)
- Karagöz şarkısı - Evc huzi: Bir gemim var (alaturka sazlar)
- Şehzade Burhaneddin Efendi- Marş-ı Ali (piyano solo)
- Bahriyeli Kantosu: Çaya indim çay susuz (alaturka sazlar)
- Sirakyan Ebru Hanım - Bahriye Marşı (piyano ve şan)
- Sandaldaki iki âşık: Gece sahilden açıp sandalı (alaturka sazlar ve piyano)
- Artin Sinanyan - Turgut Reis Marşı (piyano solo)
- Yelkene davet: Gel seninle Marmara'ya pupa yelken (yalnızca alaturka sazlar)
- Cemal Reşid Rey - Gemiciler Marşı (piyano ve şan)
- Uşşak potpuri (yalnızca alaturka sazlar) - Gemi ister yedek - Gemim gidiyor baştan
- Kaptanzade'nin tangosu: Akşamı süzme deniz (alaturka sazlar ve piyano)
- Denizkızı Eftalya’dan: Gel ey denizin nazlı kızı (alaturka sazlar ve piyano)
Eh, bizim elimizden gelen bu kadar. İki albümü dolduracak kadar malzeme birikti. Artık iş bir prodüktör ve plak şirketi bulmaya kaldı. Onu da siz yapıverin, işin zor tarafı benim yaptığım mı, sizin yapacağınız mı bilemem…
1. David Cordingly, Korsanlar Arasında Yaşam (Ankara: Dost Kitabevi, 2004), 284.
2. Agy, 125.
3. İdris Bostan, Adriyatik’te Korsanlık (İstanbul: Timaş, 2009.
4. Emrah Safa Gürkan’ın Akdeniz korsanlığının “gaza” üzerinden okunmasının yanlışlığını dile getirdiği makalesi: “Batı Akdeniz’de Osmanlı Korsanlığı ve Gaza Meselesi,” Kebikeç, s. 33 (2012).
5. Zekeriyazade, Ferah-Cerbe Savaşı, yayına hazırlayan: Orhan Şaik Gökyay (İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser, 1980), 45.
6. Agy, 129.
7. Stephan Gerlach, Türkiye Günlüğü, C. 1, çev. Türkis Hoyan (İstanbul: Kitap Yayınevi, 2010), 2.B., 104.
8. Timur Vural, “Osmanlı Dönemi Mehter Teşkilatı,” Zeitschrift für die Welt der Türken, Vol 4, no. 1 (2012).
9. Süleyman Sırrı Güner, “Osmanlı Musikisi ve Mehter,” Karadeniz Araştırmaları (Yaz 2007), 14.
10. Deniz Demirci, “W. A. Mozart’ın Eserlerinde Mehter Müziği Etkisi”, Başkent Üniversitesi Müzik Bilimi Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2011.
11. Reşat Ekrem Koçu, “Atlas Okyanusunda Türk gemicileri,” Son Posta, 12 Temmuz 1936.
12. Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Şapka Devriminde Kastamonu ve İnebolu Gezileri (Ankara: İş Bankası Kültür Yayınları, 1975), 2.B., 52-54.
albüm, Gökhan Akçura, Hal Willner, korsan, müzik, popüler kültür, tarih