Fotoğraflar,
Araştırma, Tasarım
ve Sivil Toplum

Tek renk kırmızı basılmış kapakta Afrikalı güzel bir erkeğin bakışlarına umut, haklı bir öfke ve yorgunluğu yakıştırıyorum. Kitabın müelliflerinin Doğuş Şimşek ve Yusuf Sayman, altbaşlığından ise “İstanbul’da Afrikalılar” hakkında olduğunu öğreniyorum. Çabuk Çabuk bildiğimiz karton kapak bir kitabı andırıyor. Aslında fotoğraf kitabından çok, akademik bir araştırmaya benziyor bu yayın. Halbuki, kitabı merak etmeme neden olan tanıtımlarından bir fotoğraf kitabı da olduğu izlenimine kapılmıştım. Fotoğraf kitaplarının dilsizliklerinden biraz sıkılmışken sözel ve görsel bir araştırmayı bir arada göreceğim için heyecanlıyım. Kitabı açmadan yandan bakınca metin ve görsellerin ayrışık olduğunu anlayabiliyorum. Kuşe kâğıttaki ilk sayfalar bu çift dilli kitaba zoraki ağırbaşlı bir görünüş veriyor.

Doğuş Şimşek, Yusuf Sayman,
Çabuk Çabuk: İstanbul’daki Afrikalılar, İstanbul: Pencere Yayınları, 2018, fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Kitap iki sayfaya neden yayıldığını anlamadığım, ama bana sıcak bir selamlaşma hissi veren bir aile fotoğrafıyla başlıyor. Doğuş Şimşek’in araştırmasından önce Ayşe Öktem’in önsözünü görüyoruz. Çabuk Çabuk’un heyecan verici yanlarından biri, bir sivil toplum kuruluşunun yayını olması. STK’ların bağımsız araştırmaları yürütmesi, desteklemesi ve bunu farklı mecralarda yayımlaması, yaşadığımız yeri ve hemşerilerimizi daha iyi anlamamız için önemli. Dahası bu birikimlerin sunumunda şablonlardan uzak duracak, yetkin tasarımcılarla çalışmak yayıncılık kültürünün gelişmesine de katkıda bulunacaktır.

Doğuş Şimşek Afrikalı göçmenlerin hikâyelerini, yaşama koşullarını tematik bölümler içinde değerlendiriyor. Mahalleler bölümünde yaşamayı tercih ettikleri ve dayanışma ağlarını oluşturdukları bölgeleri, “İş Alanları”nda tekstil işçiliğinden oyunculuğa etkin oldukları meslekleri ve buradaki deneyimlerini öğrenebiliyoruz. Futbol başlıklı bölüm ise, farklı Afrikalı göçmenlerin Türkiye’nin profesyonel futbol ortamında yaşadıklarını aktarıyor. Bölümü okurken aklıma Merve Bedir’in küratörlüğünü yaptığı İyi Niyet: Barışın Mimarisi sergisi ve sergide Artık İşler’in Reyhan Tuvi’nin “Ofsayt” (2010) videosunu kullanarak Afrikalı oyuncularla yaptığı çalışma aklıma geliyor. Kitabın yaklaşık dörtte birinden sonra ise Yusuf Sayman’ın fotoğraflarıyla baş başa kalıyoruz.

Siyahları yoğun fotoğrafların hemen hepsi iki sayfaya açılmış durumda. Fotoğrafların yer aldığı bölüm, renk ve vücut hareketlerinin akışı sağladığı bir sekansla başlıyor. Burada metinlerdeki gibi ayrışık bir konumlandırma söz konusu değil, bazen futbol sahasında, bazen bir gece kulübünden görüntülerde Afrikalıların yaşamını takip ediyoruz. Fotoğrafların belki de dörtte birini görmüşken, kitabın kesitinden geleceğini bildiğim ilk gatefold [kulaklı sayfalar] ile karşılaşıyorum. Bir kuaför salonu ya da kuaför vitrinini gösteren fotoğraf açıldığında, dört farklı Afrikalı kadını renkli kıyafetlerle neredeyse bir moda bloguna poz verir hâlde görüyorum. Fotoğrafçının görüntülediği kişilerle içten ve samimi ilişkisi olduğunu düşündürüyor kadınların bakışları.

Sayman’ın fotoğrafları birçok farklı anı bir karede toplamak isteyen Alex Webb, Patrick Zachmann gibi fotoğrafçıların üslubunda. Çoğu geniş açılı karelere farklı seferlerde bakıp yeni olaylar keşfetmek keyifli. Buradaki meselesiyle yakın iletişimde ama gözlemci bir bakışla, Sayman klasik belgeselciliğin sınırlarının içinde kalıyor ve Doğuş Şimşek’in metninde olduğu gibi Müslüman ya da Hıristiyan, Doğu/Batı/Güney’den Afrikalıların İstanbul’daki hayatını bizlere sunmayı tercih ediyor. Tek bir konuda derinleşme, belki de bizimki gibi yoğun bir gündemde çok zor. Dergi gibi mecraların yok olduğu zamanlarda böylesi bir foto röportajı bir STK’nın sahiplenmesi beni gerçekten mutlu ediyor. Türkiye’de bu konuda çalışmış farklı fotoğrafçıları hatırlamaya çalışıyorum. Taycan’ın Afrikalılar üzerine çalışmasını hatırlayan var mıdır acaba?

Perspektif sunabilecek bir örnek olarak Mike Mandel ve Chantal Zakari’nin The State of Ata ve daha önce bu sayfalarda bahsettiğim Katja Eydel’in Model ve Sembol gibi çalışmalarını hatırlıyorum. İki örnekte de görsel ve sözel içerik incelikli örülmüş durumdaydı. Hatta The State of Ata hayli oyuncaklı, içinden farklı kitaplar çıkan bir sanatçı kitabı gibiydi neredeyse. Bu açıdan bakınca projenin sacayaklarından birinin eksik olduğuna emin oluyorum. Bu kitabın tasarımcısı ve fotoğrafçısı aynı kişi. DIY çağındayız sonuçta herkes kendi kitabını tasarlayabilir, dahası fotoğraf kitapları aslında bunun için çok elverişli mecralar. STK’lar açısından sınırlı kaynakların iyi değerlendirmesi elzem ve iyi bir tasarım hâliyle ucuz değil. Yine de, bir tasarımcı bu kitabın meramını daha bütünleşik bir şekilde aktarmasına yardım ederdi. Aslında kitap tasarımını, bir grafik tasarım problemi ya da bir iletişim probleminden öte bir deneyim tasarımı olarak değerlendirmeli ve tasarımcıyı da bir editör olarak görmek çok önemli. Bu tasarımcılarla tanışacak tüm editörlerin ya da müelliflerin de düşünmesi gereken bir mesele. Yusuf Sayman’ın fotoğrafları tutarlı bir dilde ve basit jestlerle, düşebileceği monotonluğu kırıyor. Ancak merkezi kompozisyonları kitabın zor açılan sırtında kayboluyor. Çift dilli metin sayfalarının okunması hayli zor. Bunların finansal sorunlardan kaynaklandığına eminim. Malum, karton kapakların daha rahat açılabilir olmasını sağlayan teknolojiler Türkiye’de çok az sayıda yapımevinde mevcut ve pahalılar. Neyse, bu seriyi takip edenler bilecektir ki bunlar Manifold’daki yazılarımda sıklıkla değindiğim teferruatlar.

Doğuş Şimşek, Yusuf Sayman,
Çabuk Çabuk: İstanbul’daki Afrikalılar

Çabuk Çabuk’un hatırlattığı kitaplardan bir diğeri ise, Nar Photos’un fotoğrafları ile daha çok bilinen, Tanıl Bora’nın editörlüğünü yaptığı Milyonluk Manzara. O yayının, renk derinliğini okunabilirlik adına feda ettiğini söyleyebiliriz, ama kullandıkları ince kâğıt sayesinde elde daha rahat tutulabilir, daha sıcak bir his vermesi mümkün olmuştu. Malum, böyle yayınlarda önceliklerin ve buna göre malzeme ve biçim seçimlerinin müzakeresi tasarımcının önemli bir görevi. Bu yükün kitabın müelliflerinden birinin sırtına kalması ise üzücü olmuş.

Sayman ve Şimşek’in yayını birçok farklı yayına örnek olmalı; çünkü ülkemizde birçok farklı STK günümüzün acil konularına derin bir perspektif sunabilecek araştırmalar yürütüyor. Burada görsel ve sözel anlatının bir aradalığı daha etkin ve dönüştürücü gücü daha yoğun ürünlerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Fotoğrafçı ve sanatçılar sözel araştırma yapanlara birçok kapı açabilir; dahası onların da araştırmasını derinleştirmesine imkân sağlayabilirler. Sayman’ın fotoğrafları benim için bunu yapıyor. Ama bu denklemde hâlâ bir eksik var. Burada kanımca, disiplinlerin ve yer yer de meselenin yarattığı kör noktaları bütünleşik bir şekilde değerlendirebilecek ve son anda biçim veren bir kişi olmaktan çok bir eş müellif gibi konumlandırılacak editoryal tasarımcılara, yayın tasarımcılarına ihtiyacımız var.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, Çabuk Çabuk, Doğuş Şimşek, fotoğraf, kitap, Yusuf Sayman