Sol Majör Patatesli Caddeler

0.

Yirmili otuzlu yaşlarımda yüzlerce albüm kritiği yazdım. Bir şekilde elime geçen, beğendiğim ya da beğenmediğim müzik albümlerinin uzunca bir paragraf eleştirisini yazmak bu kastettiğim. Kendimce ilgimi çeken müzikler arasında bırakın sol/fa anahtarı farkı, akor farkı bile neredeyse hiç olmadığından, aynı prodüktör ve stüdyodan çıkmış albümleri seri hâlde dinler ve sonra da bunların kritiklerini yazar, o dönem çıkardığımız dergimizde, Sonic Splendour’da yayımlardık. Kimileri bu albümlerin tanıtımlarında, web sitelerinde falan bile kullanılmıştı.1

Kritik yazma işi matematik gibi; dar alanda kısa paslaşmalar yapmanız gerekiyor. Size verilen albümü eleştirmek, bunu tekrara düşmeden, okuru eğlendirecek, bilgilendirecek şekilde yapmak kolay değil. Ama zorluğu da tıpkı matematik denklemi çözmek gibi: Verilenden yola çıkarak isteneni bulacaksınız ve bu esnada kuralları esnetmeyeceksiniz.

1.

Bir şekilde zorla atıldığınız kentlerde sokakları arşınlamak, iki patates üç havuçla lezzetli bir şeyler pişirmeye çalışmak, uyduruk içkiyi tatlandırmakla uğraşmak benzer çabalardan bazıları. Okur aşina olmalı, son yıllarda hayli ilgimi çeken bir bulmaca bu benim için.

Bu dizgenin tersi de ilginç. Hasbelkader düştüğünüz bir kentte eğlenceli ve ‘güzel’ zaman geçirme becerisi, insana nasıl bir kent tasarlanması gerektiği hakkında ipuçları veriyor. Çünkü bu ipuçlarını birleştirip, tersten bakarak nasıl bir kent tasarlanması gerektiğini tartışmak mümkün. Bu kent öyle bir kent olacak ki, hiçbir ön bilgi ya da aşinalık gerekmeden kendini, kendi güzelliklerini ziyaretçilerine sunabilecek. Benzer şekilde, patates ve havucu keşfederek, patlıcanları tuzla ovarak sebzenin farklı boyutlarını öğrenmek de mümkün. Bunun tersi de, yani sebzeden yola çıkıp bir diyet belirlemek, veganizm zaten.

Peki, kentleri keşfetmenin veganizmi nedir?
Hayır, bisiklet değil.

2.

Kent tasarlamak baştan hatalı bir tabir, kabul. Zira Nur Sultan’a bakıp iç geçirmiyorsanız, modern dünyanın tasarlanan kentleri, banliyöleri demiyorum, pek iç açıcı değil.

İç açıcı olan ise var olan kenti, dedim ya dar alanda kısa paslaşmalarla, yeni bir kente dönüştürmenin yarattığı güzellikler. Kent merkezlerinin trafiğe kapatılması, koca koca yeşil yeşil ferah ferah parklar gibi ‘Batı’dan aşina olduğumuz nüveler akla geliyor. Ama bu da yeterli değil.

Kent manifoldunu tekrar tekrar ele almanın, sadece kıdemli sakinlerine değil de yeni misafirlerine neler sunacağını anlamak, kentlerin katmanlarını daha net görmemizi sağlıyor. Beyoğlu’nun (gerileyen) dönüşümü, Eskişehir’in (ilerleyen) dönüşümü akla ilk gelen başat örnekler… Bu dönüşümler çünkü kültür yaratıyor (marka değil).

Keza patatesi havuç ve soğanla farklı farklı pişirebilme, lezzetlendirme ihtirası da yeni mutfaklar yaratıyor. Üç dört akorla yeni müzik türleri yaratmak gibi.

Bu yaratıcılık beni etkiliyor; çünkü yeni kentleri inşa ede ede yaratılacak kültürün, yeni siyaset yaratacağını da görebiliyorum. Bu yeni kentlerin yaratacağı yeni sınıfların, paslaşa paslaşa eskittiğimiz alanı açacağını, genişleteceğini umuyorum. Nasıl basit bir patatesten başlayarak Yukon Gold’a, Maris Piper’a erişebiliyorsak, üç dört akordan yola çıkıp atmosferik Balkan doom metaline de erişebiliyoruz.

Kenti yeniden tasarlarken bunu nasıl yapabileceğimiz ise gerçekten heyecan verici bir tartışma olacak.

3.

Aynı aynı metal albümlerini farklı farklı kritik etmeye çalışmak, aynı patates soğanla dört beş farklı yemek yapmaya çalışmak, aynı kenti farklı farklı şekillerde tanımaya anlamaya çalışmak sadece söz konusu kenti anlamak değil, farklı farklı gezintilerimizin manifolduyla kenti inşa etmek, kent kültürünü bina etmek demektir.

Gezintilerle kenti tanımak, kentleri keşfetmenin veganizmidir. Kent kültürünün gezentiliğidir.2 Çünkü ancak bugünün sınıflarına bakarak, bu sınıflar arasında gezentilik yaparak yarının sınıflarını yaratmaya çalışabiliriz.

fotoğraf: Can Başkent

1. Thy Catafalque’ı anmadan geçmeyelim.

2. Alp Aslan, Gezenti, Propaganda Yayınları, 2019

Can Başkent, farklılık, kent planlama, veganizm