fotoğraflar: Işık Kaya
Tasarımcı ne biriktirir?
İpek’in Filleri

Fillerimden bahsetmek, benim için hafızamı yoklamak aslında.

Pek düzenli sayılmasam da, istemeden kafamda her şeyi düzenliyorum. Sonra farklı kriterlere göre yeniden düzenliyorum. Mesela kitaplarım karmakarışık dururlar, ama zihnimde temalarına göre istiflenirler; ya da yazarlarına, ülkelerine, edebi türlerine, kahramanlarının karakterine, olayların karmaşıklığına, yerlerin cazibesine, havaların durumuna, bahsi geçen renklere, içindeki çizimlere, hatta boyutuna veya kapak resmine, en çok da hafızamın kötülüğü sebebiyle bütün bunları yarım yamalak hatırladığım için, ancak bana verdiği hisse, ağzımda kalan tada göre. Her konuda benzerler başka başka şekillerde birbirini bulur. Fillerim de böyle bir araya geldi işte. Sevdiğim şeyler içinde fil türevi olanlar yan yana gelip sürüyü oluşturdular.

Fillerimin çoğu hediye ve artık verenler, “umarım bundan sende yoktu”, demeye başladılar. Benzeri olsa da herkesten gelen fil başka olur tabii, ama tuhaf şekilde, biri birine benzemiyor gelenlerin. Bir yerde kendim görsem üstüne atlayacaklarım var aralarında. Tam tersine hiç almayı düşünmeyeceğim filler de geliveriyor, baş köşeye yerleşiyorlar; biz seçmeden kendiliğinden gelip hayatımıza giren, sonra da vazgeçemediğimiz o şahane insanlar gibi. Birkaç sene önce hayal edemeyeceğim bir çeşitliliği var fil sürümün, en çok da bu hoşuma gidiyor zaten. Aslında bu benim koleksiyonum değil diye de düşünüyorum; başkalarının seçimlerinin bir araya gelişi. Ben sadece ev sahibi olmalıyım.

Hikâyesi olmayan hiçbir şey insan hayatında kalıcı olamıyor. Dolayısıyla elimde kalan yüzlerce filin de çeşit çeşit hikâyesi var. Tek tek bakıp sorduğum, “onu ilk nerede görmüştüm?, neden oradaydım?, yanımda kim vardı?, kim vermişti?, ne zamandı?, ne olmuştu?” gibi sorular bu hikâyelerin başlangıç noktası. Hatırlamak lazım.

Fillerimin gözümün önünde olmasını isterim. O yüzden evin başköşesine yerleştiler. Ara sıra incelerim onları. Daha önce görmediğim detayları, benzerlikleri fark ederim; duruşundan bakışına, karakterinden malzemesine yeni yeni alt-kategoriler çıkar. Ortalıkta durunca, sık yapamasam da, temizlemek de gerekiyor. İş tabii, ama bir yandan da her biriyle haşır neşir olmak için bir fırsat.

Benim fillerden birinin benzerine, —aynısı elbette ki olamaz ama— başka birinin evinde rastlarsam şaşırıyorum. “Ne işin var senin burada?” demek geliyor içimden. Buna şaşırdığıma da şaşırıyorum tabii. Bir de dünyanın alakasız köşelerinde rastladığım benzerler oluyor. Bu muhteşem hayvanlara meyli olan bir ben değilim hâliyle.

Fil sürümün maddi değeri hakkında en ufak bir fikrim yok. Özellikle, sırf benim için yapılıp hediye edilmişlere veya benim için seçildikleri her hâllerinden belli olanlara, gözümün içine bakılarak verilenlere, dünyanın öteki köşelerinden illaki taşınıp getirilenlere, verenin neredeyse bire bir yansıması olanlara, başkasının evindeyken sürüye katılsınlar diye bana emanet edilenlere, durup dururken sürpriz yapıp çıkagelenlere, velhasıl her birinin hikâyesine bakınca, bana sorsan paha biçilemez tabii. Ama başka biri için çöp de olabilir. Kalp kırıcı olsa da kabul etmek lazım. Hikâyesi olmayan eşya nedir ki?

Bu işin sonu ne olur ben de bilemiyorum. Gerçek bir fil sürüyü taçlandırıp, evimi şenlendiremeyeceğine göre, belki bir zaman sonra bu sevdadan vazgeçip, birer ikişer sevdiğim insanlara dağıtırım diye düşünüyorum. Gittiklerinde özler miyim acaba? Pek de özleme huyu olan biri değilim. Ama o zaman hafızamı hepten kaybederim diye korkuyorum.

{fotoğraflar: Işık Kaya}

fil, Fil Hafızası, İpek Yürekli, koleksiyon, Tasarımcı ne biriktirir?