Film Independent
Spirit Awards 2020,
Aubrey Plaza’nın açılış konuşması
videosundan
kare
Peyderpey
Ödüller, Festivaller
ve Değişen Trendler

9 Şubat’ta gerçekleşen Akademi Ödülleri töreniyle bir ödül sezonu daha geride kaldı. Bu sezon da televizyon ve film ödüllerinde kadınlara ve azınlıklara verilen yer eleştirilere konu oldu. Özellikle bu grupların Oscar adaylıklarındaki ‘görünmezlikleri’yle sunucular bol bol dalga geçti. Öte yandan gecenin en büyük sürprizini Parazit yaptı. Ödül sezonunun en öne çıkan filmi olan Parazit, yabancı dildeki filmler için neredeyse imkânsız görülen dallarda Oscar heykellerini kazandı.

Yabancı dildeki bir filmin, Akademi Ödülleri’nde en iyi senaryo,1 en iyi film ve en iyi yönetmen ödüllerini alması tarihte eşi benzeri olmayan bir durum. Sektörün bu konuyu uzun bir süre daha konuşacağı kesin; fakat konuşmalar büyük oranda ana akım Hollywood sinemasının yeni tür ve dillere yaklaşımının değişmesi üzerine. Halbuki dış dünyaya açılma hâli aslında bir yanda Avrupa film festivalleriyle kesişimin artmasına işaret ediyor.

Ana akım Amerikan sinemasını temsil eden Akademi Ödülleri’ne ve biraz daha uluslararası –ama tamamen küresel denemeyecek– pazarlardan gelen sanat filmlerini yarıştıran Cannes gibi festivallerin son yıllardaki kazananlarına bakınca iki ekolün birbirine yaklaştığını söylemek mümkün. Nitekim Parazit’in Güney Koreli yönetmeni Bong Joon Ho da geçtiğimiz mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanmıştı. Söz konusu kesişim, küresel ödül ve festival ekosistemlerinin değişimiyle ilgili önemli sorular ortaya koyuyor.

Dışa açılma durumu kadar tartışılan bir diğer konu da online izleme platformları için yaratılan filmlerin, söz etttiğimiz dönüşümdeki yeri. Her ne kadar Cannes Film Festivali internet yayıncılığına karşı sert tavrını korusa da, Oscar’lar için online izleme platformları –özellikle Netflix– artık yarışın vazgeçilmez bir parçası. Bunun en büyük kanıtı The Irishman, Two Popes ve Marriage Story gibi popüler projelerle Netflix’in yirmi dört dalda ödüle aday olması. Bu seneki yarışta Hollywood sinemasının önemli simalarından Martin Scorsese’nin Netflix’te yayımlanan2 filmiyle yer alması geçtiğimiz yıllardaki tereddütlerin sonlandığını gösteriyor. Cannes’ın internet yayıncılığına daha ne kadar direneceği benim çok merak ettiğim bir konu.

Küresel medya sektörünün gündemini Oscar’lar ve büyük film festivalleri meşgul ededursun, değişen pazarda yıldızı parlayan yeni bir ödül töreni var. Hollywood sinemasını Avrupa festivallerinde görünürlük kazanan sanat filmlerine yaklaştıran garip dönüşüm devam ederken Film Independent Spirit Awards, ana akım törenlere yeni bir alternatif olarak bu sene kendinden söz ettirdi. Tabii bunda eğlenceli ödül töreninin rolü büyük. Çokça izlenen ama eleştirmenlerin değerli bulmadığı komedi filmlerinin yıldızı Adam Sandler’ın konuşması gecenin sosyal medyada çokça paylaşılan anlarından. Sandler, Oscar’a aday olmayan Uncut Gems performansı ile gecede En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Genelde ödül konusunda şansı yaver gitmeyen Sandler, aslında küresel izleyici kitlesi nedeniyle Netflix’in pek çok filmde çalıştığı bir isim. Yani ‘kaliteli ve iyi bir oyuncu’ olarak görülmemesine rağmen popüler ve çok kazanan bir oyuncu. Üstelik uzun yıllardır sektörde.

Sandler’ın ödül konuşması bunlarla beraber Saturday Night Live geleneğinden gelen yetenekli bir komedyen olduğunu hatırlatan cinstendi. Oyunculuğunun ciddiye alınmamasıyla dalga geçtiği konuşmada Sandler, “Oscar’da hakkı yendi” yorumlarına esprili bir cevap verirken Film Independent’ı sosyal medyada görünür kıldı.

Film Independent ismiyle müsemma olarak Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bağımsız film sektörünü desteklemek için kurulmuş, kâr amacı gütmeyen bir organizasyon. Hollywood’un ana akım sinema standartlarının dışında kalan, büyük stüdyoların ilgisini pek çekmeyen ve küçük bütçelerle çekilen bağımsız filmlere odaklanan çeşitli programları var. Spirit Ödülleri, LA Film Festivali ile yazar, yönetmen ve yapımcılara eğitim ve fon imkânı sunan çalışmaları mevcut. 1981’de kurulan organizasyon, bağımsız filmlere odaklanması bakımından aynı isimli bir film festivali de olan Sundance Enstitüsü’ne benzetilebilir.

1999 yılından beri Akademi Ödülleri’nden önceki gün, Santa Monica’da bir çadırda gerçekleşen –ödül töreninde çekilen karelerde masada montla oturanları görebilirsiniz– Spirit Ödülleri töreni, sezonun diğer törenlerine göre formaliteden uzaktı ve mükemmeliyet iddiası taşımıyordu. İki yıl üst üste gecenin sunucusu olan Aubrey Plaza3 böylesi bir duruşa gayet uygundu. Parks and Recreation dizisi ile tanınan Plaza, röportajlarda beklenmedik tepkiler vererek ana akım talk show sunucularını zorlamasıyla biliniyor. Plaza’nın ödül törenindeki açılış konuşmasına salondan gelen tepkilere bakınca kendine has üslubuna izleyicilerin tereddütle yaklaştığını görmek de mümkün.

Geceyi esprili konuşmaların gündeme taşımış olmasına karşın asıl dikkat edilmesi gereken, adaylıklar. Törende pek çok ödül kategorisinde Oscar’lara göre daha genç ve daha çok çeşitlilik içeren bir aday yelpazesi4 vardı. Özellikle, En İyi Yönetmen kategorisinde Akademi Ödülleri ile hiçbir kesişim yoktu. Spirit Ödülleri’nin kategorideki adayları Lorene Scafaria (Hustlers), Julius Onah (Luce), Robert Eggers (The Lighthouse), Alma Har’el (Honey Boy), Bennie Safdie ve Josh Safdie5 (Uncut Gems) iken Oscar’ın adayları Quentin Tarantino (Once Upon a Time in Hollywood), Bong Joon Ho (Parasite), Sam Mendes (1917), Todd Phillips (Joker) ve Martin Scorsese (The Irishman) gibi tanıdık ve bildik isimlerden oluşuyordu. 

Elbette Bong Joon Ho’nun Akademi Ödülleri’ndeki zaferi, devam eden değişimin bir göstergesi. Peki ya Safdie Kardeşler’in zaferi ne demek? Ya da Lorene Scafaria, Julius Onah, Alma Har’el ve Robert Eggers’ın adaylıkları? Oscar töreninde, kadınlara ve azınlıklara verilen adaylıkların az sayıda olmasıyla dalga geçilirken aynı durum büyük oranda devam ediyor. Spirit Ödülleri’nde umut edilen kapsayıcılığa birkaç adım yaklaşıldığı ortada.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda akla yepyeni sorular geliyor: Bong Joon Ho gibi yönetmenler Hollywood’un yolunu sanat filmlerine yer veren festivallerle kesiştirirken, iki farklı tarzı birleştiren küresel bir hibrit sinemadan söz edebilir miyiz? Sanat filmlerini ve bağımsız sinemacıları festivaller ötesinde yeni bir kitleyle buluşturan internet platformlarının bu dönüşümde rolü ne? Eski sistemin fırsat vermediği grupların yeni sistemde şansı daha mı yüksek? Yoksa pek çoklarını heyecanlandıran dönüşüm tamamlandığında hâlihazırda avantajlı olan yönetmenler iktidarlarını koruyacaklar mı? Aynı nedenle, dezavantajlı grupların görünürlüğü Spirit Ödülleri gibi kendisiyle dalga geçen, küçük ve az bilinen ‘getto’ törenlerle mi sınırlı kalacak?

Söz konusu soruların cevaplarını öğrenmek için en az birkaç yıl beklemek gerek; fakat Spirit Ödülleri’nin önceki yıllara göre daha fazla konuşulması, gettonun sesini sektör dışındaki kitlelere duyurabileceğine işaret. Kitlelerin ilgisi ve tepkisi ise gettonun getto olarak mı kalacağını yoksa evirilmekte olan küresel ödül-festival sistemine mi entegre olacağını belirleyecek.

1. Bu ödül ilk kez yabancı dilde bir filme verildi.

2. Film, yarışmada yer almak için sınırlı sayıda sinema salonunda da gösterime girdi.

3. Plaza’nın tarzı rahatsızlıktan beslenen cringe comedy tarzını hatırlatıyor.

4. Gecenin En İyi Film ödülü Lulu Wang yönetmenliğindeki The Farewell filmine gitti. En İyi Kadın Oyuncu kategorisi de azınlıkların görünürlüğü konusunda örnek teşkil ediyor.

5. Gecenin komik konuşmalarından biri bu dalda ödül kazanan Safdie Kardeşler’e ait.

Akademi Ödülleri (Oscar), Bong Joon Ho, film, Film Independent, Parazit, Peyderpey, sinema, Spirit Ödülleri, Şebnem Baran