mimarlık nedir ki?
Neden Dişlerin
Bu Kadar Büyük?
veya Ölçek

Ümit Kıvanç, insanlık sömürü tarihinden bir özet sunduğu 16 Ton adlı belgeselinde Amerika’da 19. yüzyıl sonu kurulmuş madenci kasabalarından bahseder. Bu kasabalar özel şirketlere aittir. Dükkânlardan okula, her şeyin şirkete ait olduğu bu kasabalarda, “…işçiler lojmanlarda oturmak zorundaydılar, kira ücretten kesiliyordu. Şirket mağazalarından alışveriş etmek zorundaydılar, aldıkları borca yazılıyordu, ücretlerinden kesiliyordu. Pratikte şirket hiçbir zaman işçilerin eline para vermiyordu…” Belgeselin ismini aldığı şarkı, benzer bir şirket kasabasında yaşayıp sürekli şirkete borçlanan, “ruhunu şirket mağazasına rehin vermiş” bir madenciyi anlatır.

… 
You load sixteen tons, what do you get 
Another day older and deeper in debt 
Saint Peter don’t you call me ‘cause I can’t go 
I owe my soul to the company store 
… 
“16 Tons”, Merle Travis, 1947

Amerika’nın batı kıyısındaki Redwood ormanlarının yakınında, 1863 yılında bir şirket kasabası olarak kurulmuş olan Scotia kasabası var. Scotia, bir kereste şirketi tarafından kurulmuş, dolayısıyla kasabanın tek elden çıkmış bütün binaları ahşap. Uçsuz bucaksız diziler boyunca istiflenmiş kütükler ve dev talaş tepeleri, tuhaf bir ölçeğe işaret ediyor. Bir dönem şirketin sahip olduğu ormanlık alan boyutu 900 kilometrekareye çıkmış. 1990’lardan sonra çevre hareketinin baskısıyla asırlık ağaçların olduğu bazı alanlar kamuya terk edilse de, bu bölge, buralara işgale gelip, yok edemedikleri Kızılderililere de hayatı zehir eden Avrupalıların doğa sömürüsünün önemli bir parçası olmuşa benziyor. O ormanların, aralarından ışık sızan dev ağaçlarını görüp doğaya tapmamak veya ‘elf’lere inanmamak zor.

Kasaba sahibi şirketler, günümüzün bütün dünyaya hükmeden kurumsal şirketlerinin küçük ölçekteki hâli aslında. Gene de, tek şirketin sahip olduğu 900 kilometrekare nasıl bir şeydir diye düşünüyorum. 24 tane Bozcaada ediyor mesela. Böyle bakınca, “vay be büyük olmalı” gibi geliyor. Alanların büyüklüğünü anlayabilmek için “kaç Taşkışla eder?” diye hesapladığım çok olmuştur. Peki binaların büyüklüğünü aslında hangi ölçü belirliyor? Kullanıcı kapasitesi mi, metrekaresi mi, yüksekliği mi, dikkat çekiciliği mi? Mesela en cüretkâr strüktüre, en uzun konsola sahip olması mı? Her ikisinin de tasarımı Bahadır Kul’a ait olan Kayseri’deki 33.000 seyirci kapasiteli stadyum, Konya’daki 42.000 kapasiteli stadyum kadar büyük değil mi? Halbuki ikisi de yeteri kadar gözalıcı gözüküyor. Hamburg’daki 2.100 seyirci kapasiteli salona sahip Elbphilarmonie binası onlara göre çok daha küçük bir bina mı yani? MVRDV’nin konsolları mı daha büyük, Niemeyer’inkiler mi? Yoksa kimse bu konuda Meksika Antropoloji Müzesi’nin avlu saçağının görkemiyle boy ölçüşemez mi?

Sayılar kafa karıştırıcı, ancak oranlayarak ne olduğunu biraz anlayabilirim. Bana sorulan sayısal sorulara verdiğim, “az, çok, yeterli, orta karar” gibi cevaplar bu kafa karışıklığından hep. Anlayabilmem için karşılaştıracak tanıdık bir şeyler bulmalıyım.

En tanıdık ölçü olarak, insan bedeninin ölçüsü, Gulliver’in maceralarından, Alice’in psychedelic diyarına, hep algıyı belirliyor. Kırmızı şapkalı kızın büyükannesini yiyen kurdun dişleri herhalde bir kurt için makul boyutlardaydı, ama nine kıyafeti giyince hâliyle büyük gözükmüştür, oran olarak. Sonuçta, dünya Ames odası gibi yanılsamalarla dolu bir yer. Her ortam nereden baktığına göre değişiyor, ölçekler birbirine karışıyor, her şey birbirine göre yeniden yeniden oranlanıyor. Dünyayı anlamamızı sağlayan eleştirel düşünce de, bilginin ötesinde, ancak benzer karşılaştırmalarla gelişiyor.

“Planları iyi çözerseniz, binanızın cephesi de oranlı ve güzel çıkar” demişti Bina Bilgisi dersinde hocamız. Mimarlık birinci sınıf öğrencisi olarak bu sırrın bana verilmesine çok sevindim tabii, hayatımın bu sayede kolaylaşacağı aşikârdı. Bu mucizevi formüle epey bir müddet sevinçle inanmışımdır. İnanmasam ne yapacaktım yani? Neyin oranlı neyin oransız olduğunu kim bilebilirdi ki? Söylenenin aksine, hiç de ölçülür biçilir bir konu değildi bu, tam tersine ölçülerin ve ölçeklerin iyice birbirine karıştığı kaygan bir zemindi.

Favori müzelerimden Pitt Rivers Museum’da, cabinets of curiosities [nadire kabineleri] kavramının hakkını veren bir düzenlemede sunulan, insanlık tarihinin kutu içinde kutu hâli, farklı ölçekler arasında büyüleyici geçişler sunar. Boğaz’daki balıkçı tekneleriyle tankerler, yelkenlilerle cruise gemileri gibi her ölçek bir aradadır. Mimarlık ortamı gibi; aynı binanın, detayından şehirle kurduğu ilişkiye veya bilet gişesinden kalabalıkları içine alan seyirci tribünlerine kadar iç içe geçmiş farklı parçaları gibi, ya da metropollerdeki ulaşım transfer merkezleri yanında minik durakların varlığı gibi.

Ortadoğu’nun, yok yok dünyanın en büyük havalimanı, adliyesi, lokantası, AVM’si, sarayı, şusu busu şeklinde sunulan boyu posu büyük, içeriği fos mimari projelerin, sanki onlardan kaçmak mümkünmüş gibi, bir de her mecrada gözümüze sokulmasına alıştık. İster istemez kendisi küçük, anlamı büyük projeleri özlüyor insan. Ovacık belediyesine ait Plankton Project tasarımı durak, ‘kafa göz yara yara’ modeliyle yapılan yeni havaalanından daha çok heyecanlandırıyor insanı.

Bu küçük ama büyük projelere çarpıcı bir örnek; MEF Üniversitesi’nde mimarlık ve iç mimarlık öğrencileri ile yapılan DBS (Design Built Studio) projeleri. Özellikle belediyeler veya devlet ilkokulları için yapılan köprü, oyun alanları, sınıflar. Özenle tasarlanmış bir okula gitme fırsatı bulamayan çocukların gündelik hayatlarına yapılan özenli, ufak dokunuşlar. Projeye katılan her öğrenci aslında kendi gönüllülüğü kadar katkıda bulunuyor; canını dişine takanı da var, ucundan tutanı da. Ama sonuçta ortaya çıkan, tasarımından uygulamasına, el emeği göz nuru, birlikte üretilip topluma hediye edilmiş mimarlık örnekleri oluyor.

Bunlar, her şeyin olduğu gibi mimarlığın da güç ile ilişkisini sorguladığımız şu huzursuz günlerde yapılmış minik dev projelerdir; ‘mimarlık nedir ki?’, sorusuna cevap verebilen; mis gibi temiz hava etkisi yaratan.

MEF, Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, Tasarla Yap Stüdyosu (MEF FADA DBS), 2015, “Hayallere Köprü”, Ayazağa İlköğretim Okulu, İstanbul Sarıyer Belediyesi ve Sait Korkmaz ile, fotoğraf: Yerçekim

---

MEF FADA DBS, 2016, “Küpküp”, Güney Kıldıran Anaokulu, Rumeli Kavağı, fotoğraf: Ünal Menteşe

---

MEF FADA DBS, 2016, “Omnibus”, Güney Kıldıran İlkokulu, Rumeli Kavağı, fotoğraf: Ünal Menteşe

---

MEF FADA DBS, 2016, “Dolambaç”, Kasaplar Köyü İlköğretim Okulu, Aydın Yapı Biyolojisi Enstitüsü ve Herkes İçin Mimarlık ile

---

MEF FADA DBS, 2016, “m3”, Ayazağa İlköğretim Okulu, Herkes İçin Mimarlık ile

---

MEF FADA DBS, 2017, İstanbul

---

MEF FADA DBS, 2017, Muğla

---

MEF FADA DBS, 2017, İstanbul

---

MEF FADA DBS, 2017, İstanbul

---

MEF FADA DBS, 2017, doğa yürüyüşçüleri için dinlenme ve bilgilendirme merkezi, Üçdeğirmenler, Merzifon, Çekül Vakfı ile

---

MEF FADA DB, 2017, “Akdeniz Üçgeni”, Antalya, 4. Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali, SO? Mimarlık ile

---

İpek Yürekli, mimarlık, mimarlık nedir ki?, ölçek, şirket kenti