70. Cannes Film Festivali, 2017,
fotoğraflar: Şebnem Baran
Peyderpey
Cannes Ne Festivali?

70. Cannes Film Festivali kapanırken geride pek çok tartışma bıraktı. Ülkemizdeki film festivallerinden biliyoruz ki mutat olduğu üzere festivaller az çok tartışmalı olur. Bu seneki tartışmaların en büyüğü online film dağıtım modellerinin Cannes’daki yeriydi. Medya sektörü hızla dijitalleşirken iletişim araçlarının özgüllüğü [medium specificity] hassas bir argüman hâline geliyor. Film sektörünün en güçlü ve değişime en dirençli kalesi olan Cannes Film Festivali de bu hassasiyetin etkilerinden nasibini aldı.

Netflix’in yapımcılığını üstendiği iki film —Bong Joon-ho’nun Jon Ronson ile yazıp tek başına yönettiği Okja ve Noah Baumbach’ın yazıp yönettiği The Meyerowitz Stories— bu sene festivalde yarıştı. Fakat festival başlamadan hemen önce yapılan bir açıklama ile sinemalarda gösterime girmeden online platformlarda yayınlanan filmlerin önümüzdeki sene festivale kabul edilmeyeceği duyuruldu. Festival jürisinde yer alan Pedro Almodovar kararı destekleyen bir açıklama yaparken bir başka jüri üyesi Will Smith, Netflix’i savundu. Smith’in rap yıldızlığı1 ile başlayıp oyunculukla devam eden kariyerine bakarsak kültürel alanlar arasında kesin çizgiler görmemesi normal. Jüri gibi izleyiciler arasında da bir mutabakat söz konusu değil. Okja’nın sabahki ilk gösteriminde salonda bulunanlar ekrandaki Netflix logosunu yuhaladılar. Galadan sonra ise salonda bulunan yönetmen Bong Joon-ho’yu ve oyuncuları ayakta alkışladılar.

Sinema salonlarında gösterime girmeden 28 Haziran’da Netflix’te yayınlanacak olan Okja, Tilda Swinton ve Jake Gyllenhaal gibi ünlü oyuncularıyla Cannes seyircisini hayal kırıklığına uğratmadı. Memories of Murder gibi etkileyici bir filmin yönetmeni olarak Bong Joon-ho, hikâyesi ve görsel özellikleri ile küresel bir izleyici kitlesine hitap edebilecek bir film çekmiş. Festival filmlerinden ziyade popüler film örneklerini hatırlatan bir film olsa da Okja ile yönetmen, endüstriyel kapitalizm, neo-liberalizm ve hayvan hakları konularında etkileyici noktalara değinmiş. Gösterim sonrası alkışı mümkün kılan bu eleştirel bakış oldu. Fakat festival boyunca ve sonrasında filmin içeriğinden ziyade logo yuhalama vakası ve Cannes’ın değişen kuralı haberlere konu oldu.

Diğer festivaller online platformların yaygınlaşması ile dağıtımla ilgili kuralları değiştirirken, Cannes’da böyle bir direnç görülmesi çok da şaşırtıcı değil. Zira sinemayı da kendini de çok ciddiye alan bir festival. Galalarda kadınlar için topuklu ayakkabı ve erkekler için papyon zorunluluğundan tutun da farklı alanlara giriş sağlayan farklı yaka kartlarına [badge] kendi içinde keskin kuralları ve hiyerarşisi olan bir yerden söz ediyoruz.

Sanatsal hiyerarşide sinema, yıllarca televizyondan kıymetli görüldü. Online platformlar, her ne kadar film yapımcılığı işine girseler bile televizyonun uzantısı olarak görülüyorlar. Tıpkı televizyon gibi, internet de muteber bir sanatsal alan olarak kabul edilmiyordu yakın zamana kadar. Kablolu televizyon kanallarını takip eden online izleme platformları çoğu zaman kalite iddialarını ‘sinematik’ özelliklerinden alıyorlar hâlâ. Sinemada isim kazanan yönetmen, yazar ve oyuncuların yer aldığı projeler değerli kabul ediliyor. Sektör ödüllerinde bu tarz yapımlar reyting ölçümlerinden bağımsız olarak önde geliyorlar. Ama bu yapımlar televizyon-online platform alanından çıkıp da Cannes gibi bir film festivaline girince işler değişiyor.

Televizyon ve çoklukla onun gibi popüler üretim alanı ile ilişkilendiren online izleme alanlarını sinemadan az kıymetli görenler mevcut. Tabii bu değer ve kalite ölçüt sistemleri hiçbir zaman içlerinde bulundukları düzenden bağımsız değiller. Aynı nedenle mutlak ve objektif bir sistemden söz etmek mümkün değil. Marcel Duchamp’ın meşhur “Fountain” çalışmasının da gösterdiği gibi geçmişte sanat sayılmayan zamanla sanat kabul edilip daha sonra değerlendirildiği sistem içinde muteber sayılabiliyor. Kendisinden önceki sistemin ölçütlerini eleştirenler bunu unutabiliyorlar. Mesela Adorno ve Horkheimer, kültürel üretimin endüstriyelleşmesinin ürünün değerini düşürdüğünü söylerken eleştirdikleri burjuva standartlarına benzer bir şekilde ‘yüksek sanat’ ürünlerine değer veriyorlar. Caz müziği eleştirirken klasik müzik eserlerine, kapitalizme karşı düşündürücü ‘diyalektik’ bir potansiyel atfediyorlar. Benzer bir biçimde, Marshall McLuhan hot media [sıcak medya] ve cold media [soğuk medya] ayrımında televizyonu, izleyici ilgilisi talep etmediği için sinemadan daha az kıymetli sayıyor. Örnekleri çoğaltılabilecek bu sınıflandırmaları dijital medyaya uyarlamak mümkün. İnternetin katılımcı demokrasiye katkı sağlayıp sağlamadığı halihazırda devam eden en büyük tartışmalardan biri. Ama günlük hayatta hızla önemini arttıran dijital teknolojinin ilginç yanı sinema, televizyon ve internet ayrımını bulanıklaştıran bir durum doğurması. Henry Jenkins “içeriğin farklı platformlar arasında hareketi” olarak tanımlıyor bu özelliği. En gündelik örnekle bir sinema filmini de bir diziyi de kişisel bilgisayarlarımızda izlemek mümkün.

Özellikle sinema için büyük ekranda ve karanlıkta başka seyircilerle birlikte film izleme deneyiminin farklı olduğunu düşünenler var. Böyle düşünenler benim gibi laptop’ta bir şeyler izlerken oda ışığını kapatanlara ne derler bilmiyorum, ama daha çok insanın kişisel bilgisayar ve akıllı telefonlarında film ve dizi izlediklerini kabul etmek lazım. Bu taleple beraber online izleme sektörü de güç kazanıyor. Cannes’daki tartışmalar da değişen güç dengelerinin yansımaları.

Festival öncesi duyurulan ve sinema salonu gösterimini zorunlu kılan dağıtım kuralı sinemanın sadece üstünlüğünü değil, var olan dağıtım sistemini de muhafaza etmeyi hedefleyen bir hamle. Okja ve The Meyerowitz Stories bu yeni filtreye takılmadılar ama ikinci filmdeki köpeğe verilen “Palm Dog” ödülü hariç bir ödül alamadılar. Online izleme platformlarının dağıtım modeli şimdilik bir anlamda bloke edilse de sinemanın üstünlüğünü bugüne dek meşru kılan televizyon sinema ayrımı eskisi kadar güçlü değil. Jane Campion’un Top of the Lake: China Girl ve David Lynch’in Twin Peaks dizileri prömiyerlerini festivalde yaptı. İkisi de ödüllü ve ‘muteber’ sinema yönetmenleri olsa bile ürünlerin yayınlanacağı ana mecra televizyon ve uzun dönemde online izleme platformları olacak. Buna rağmen yarışma bölümünde olmasa da festivalde yer aldılar. O yüzden her türlü dirence rağmen Cannes’da bu keskin ayrımlar uzatmaları oynuyor gibi geliyor bana. Ama kurumsallaşan, değer yargılarını belirleyerek kıymetini yeniden üreten, verilen değer ile gücünü meşru kılan her oluşum gibi Cannes’da da muhafaza etme içgüdüsüyle alınıyor bazı kararlar. Muhafaza etme arzusu bir şeylerin ufak ufak sarsılmaya başladığının göstergesi oysa. Netflix CEO’su Reed Hastings “Kurulu düzen başkaldıranı engellemeye çalışırken sakar davranabiliyor, bu durumda başkaldıranın rolü duruma dikkat çekmektir, biz de öyle yaptık2 diyerek benzer bir açıklama getirmiş tartışmalara. Cannes’daki protokolün ciddiyetine bakınca papyon ve topuklu ayakkabı kuralları bir yetmiş yıl daha devam edebilir. Fakat değişen medya atmosferinin yarışma kurallarına etkisi daha kısa zamanda etkisini gösterecek. Online izleme platformları festivalde görünürlüklerini sürdürecek. Bir film sinemada izlenmediğinde sinema filmi olmuyorsa bakalım o zaman Cannes “Ne” Festivali olacak?

1. Medya sektörünün farklı alanlarında hareketin en ilginç örneklerinden biri olan Will Smith’in adını ne zaman duysam zihnimde “Welcome to Miami” şarkısı çalıyor. The Fresh Prince of Bel-Air dizisi ile oyunculuğa geçen ve sonra da pek çok sinema filminde de yer alan Will Smith’in oğlu Jaden Smith’in bir Netflix dizisinde yer aldığını da kayıtlara geçelim.

2. “Sometimes the establishment is clumsy when it tries to shut out the insurgent, and then the insurgent’s role is to play that up, which we did.” Çeviri: Ş.B.


{Fold içindeki imge: 70. Cannes Film Festivali afişinden ayrıntı © Bronx (Paris), fotoğraf: Claudia Cardinale © Archivio Cameraphoto Epoche/Getty Images)}

Cannes Film Festivali, dijital ekonomi, dijital kültür, film, Peyderpey, sinema, Şebnem Baran, yeni medya