Line of Duty (2012– ), bölüm #5.3,
Martin Compston, Adrian Dunbar 
ve Vicky McClure, © BBC,
kaynak: IMDb
Peyderpey
Line of Duty

İngiltere polis teşkilatının en yüksek rütbesini taşıyan Londra Metropoliten Polis Şubesi Müdürü Cressida Dick, eylül ayı sonunda Line of Duty isimli diziyi gerçeği yansıtmamak ve polis teşkilatını yanlış tanıtmak ile suçladı. İsmini, görev esnasında yaralanma ve hayatını kaybetme durumlarında kullanılan line of duty teriminden alan dizi tahmin edilebileceği üzere polis teşkilatını konu ediyor. Benim yeni keşfedip beğendiğim dizi aslında çok yeni değil.

Beşinci sezonu bu sene yayımlanan dizi ilk kez 2012 yılında ekranlara gelmiş. İngiliz televizyon sektöründe alışılageldiği üzere sezonlar arasında daha geniş aralar oluyor. BBC Two’da büyük başarı yakalayan dizinin son sezonu, 2019’da BBC’nin ana kanalı olan BBC One’da yayımlandı. Reyting performansı ise BBC’nin özel kanallar sektöre girdiğinden beri yakalayamadığı cinstendi. Polisiye dizi geleneği güçlü olan İngiltere’de en iyi polisiyeler arasında sayılması dizinin popülerlik seviyesini anlamak için faydalı olabilir.

Beş sezonluk bu İngiliz dizisi, birime henüz katılan Steve (Martin Compston) ile beraber biz seyircilere AC-12 dünyasını yavaş yavaş tanıtıyor. Amiri, katıldığı operasyonda polis hatasından kaynaklanan bir ölümün üstünü örtmeye çalışınca ona karşı gelen Steve’in kariyeri çıkmaza girer. Tam bu esnada AC-12’in başındaki Ted Hastings (Adrian Dunbar) karşısına çıkar ve yolsuzlukla savaşan birime katılmasını teklif eder.

Teşkilattaki diğer pek çok polis gibi Steve için AC-12, polisin işini yapmasını zorlaştıran bürokratik bir gruptan ibarettir. Ancak amirine karşı çıkarak istenmeyen polis olduğu için pek şansı yoktur. Hastings’in teklifini kabul eder ve hikâye başlar. Ekibin diğer üyesi Kate (Vicky McClure) ve Steve, Ted’in önderliğinde her sezon başka bir şüpheli soruşturmayı inceler. Olaylar arasındaki ufak bağlantılar zamanla büyük bir vaka ortaya koyarken beklenmedik karakterlerin dürüstlüğü sorgulanır, asla ölemez denenler ölür ve hayal bile edilemeyecek yolsuzluk davaları masaya yatırılır.

Line of Duty, bölüm #3.1,
Martin Compston

Tüm bunlar olurken Line of Duty, ülkenin polis teşkilatı dışına taşan sosyolojik sorunlarına ufak ufak değiniyor. Banliyölerdeki yaşam, sınıf ve etnik köken kaynaklı eşitsizlikler ve —özellikle beşinci sezonda— Birleşik Krallık’ın çalkantılı siyasi tarihine önemli referanslar veriliyor. İlk sezonda yer alan Lennie James (Tony Gates) ile beraber Compston, McClure ve Hastings’in performansları çok iyi. Daha az önem taşıyan karakterleri canlandıran oyuncular arasında göze batan bir zayıflık yok —ki bu her dizi ve film için bence büyük bir artı.

Dizinin başarısı ve sezonların beş altı bölümden oluşması, Keeley Hawes, Thandie Newton ve Stephen Graham gibi tanınan isimlerin farklı sezonlarda yer almasını mümkün kılmış. Dizi ilerledikçe Hastings’i canlandıran Adrian Dunbar devleşiyor. Detay vermeden özetlemek gerekirse karakterin önüne çıkan profesyonel ve kişisel zorluklar karşısında verdiği tepkilerin karakterin gerçekliğine çok uygun olduğunu söyleyebilirim.

Line of Duty, bölüm #4.4,
Vicky McClure
Line of Duty, bölüm #3.1,
Adrian Dunbar

Line of Duty’nin yaratıcısı, İngiliz televizyon dünyasının gitgide popülerleşen simalarından Jed Mercurio. John MacUre mahlasıyla yazdığı Cardiac Arrest (1994–1996) dizisi ile sektöre giren Mercurio, yazarlık-yapımcılık-yönetmenlik kariyeri öncesinde Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin tıp biriminde pilotluk, doktorluk ve roman yazarlığı var.

Yine başka bir Jed Mercurio dizisi olan Bodyguard’da (2018) olduğu gibi Line of Duty bürokrasinin içinde geçen güç oyunlarını net şekilde ortaya koyuyor. Line of Duty’nin İngiliz bürokrasisine ışık tutmadaki başarısının ardında yatan sebep Mercurio’nun muhtelif bürokrasilerle ilişkisi olabilir. Mercurio belli ki konu ile ilgili. Her iki diziyi yolsuzluk konularını işleyen diğer dizilerden farklı kılan ise çok mutlu bir son sunup adalet imajı yaratmaya çalışmadan, ama aynı anda bürokrasinin az da olsa başarılı olabileceğini hatırlatan bir olay örgüsü sunması.

Mercurio’nun belki böylece zaman zaman kurallar nedeniyle ağır ve işlemez gösterilen İngiliz bürokrasisinin ardında Magna Carta’dan beri süregelen bir hukuk geleneği olduğunu hatırlattığını söylemek mümkün. Dizide yolsuzluk yapıp rüşvet almakla suçlanan ve suç organizasyonları ile yakın ilişkide olduğu gösterilen polis teşkilatı siyasilerce korunuyor olmasına rağmen, kanun ve yönetmelikler AC-12’in hareket alanını bir miktar muhafaza ediyor. Hemen hemen her durum için belirlenmiş kurallar var. Örneğin yolsuzluk araştırma birimi başındaki amiri soruşturmak için izin alınabilecek başka merciiler mevcut. Ayrıca polis memurlarının ifadelerinin alınması konusunda çok detaylı düzenlemeler söz konusu.

Fakat, Mercurio bunları göstererek İngiliz bürokrasisini ve polisini övme peşinde değil. Daha ziyade bunlara rağmen yaşanılanları ekrana taşıma derdinde. Sonuçta akıllara düşen en büyük soru şu oluyor: Bir de bu kadar kanun, kural ve yönetmelik olmasa ne olurdu? Ne yazık ki sorunun cevabını bulmak çok zor değil.

Diziyi, Cressida Dick gibi, polisleri kötü göstermekle eleştirenlere karşı Mercurio1 2016’da “Herhangi birinin polis memuru olması o kişinin bir şeyin hatasız ve güvenilir olduğu konusunda karar verecek en yüksek otorite olduğunu göstermez. Diğer polis memurları farklı fikirde olabilirler.” demiş. Dizideki AC-12 gibi birimler böyle bir kontrolü sağlamaya çalışıyor. Line of Duty’de olanlar gösteriyor ki kontrol birimleri de her zaman yolsuzluktan muaf olmuyor.

İngiltere’de 1994–1998 yılları arasında polis teşkilatındaki yolsuzluğa karşı düzenlenen operasyondan ilham alan bir başka dizi ise başrolde Elaine Cassidy’nin yer aldığı tek sezonluk The Ghost Squad (2005). Line of Duty’den yedi yıl evvel yayımlanan dizi göz önünde bulundurulunca ülke yolsuzluk meselesi ile yüzleşmeye —ya da yüzleşmeye çalışmaya— devam ediyor gibi. Diziyi yayımlayan Channel 4, tıpkı Line of Duty’i yayımlayan BBC gibi kamu yayıncılığı2 yapıyor. Terzi kendi söküğünü mü dikmeye çalışıyor, sökük başkasının mı diyor yoksa kanal kendini terzi olarak mı görmüyor diye düşünmek lazım. Güncel polisiye dizilerden Behzat Ç.’nin serüvenine aynı gözle bakmak bu konuda ilginç bir karşılaştırmaya imkân verebilir.

Bir yandan bunları düşünürken diğer yandan Line of Duty başta tutturduğu yüksek standarta göre zayıf bir dördüncü sezon sonrası çok güçlü bir beşinci bir sezonla devam ettiği için altıncı sezonda neler olacağını merakla bekliyorum. Emin olduğum bir şey varsa, o da ekip devam etmek istediği sürece dizinin devam edebileceği. Sonuçta yolsuzluğun sonu gelmeyeceği için konu sıkıntısı çekmeyeceklerdir. Ne onlar ne de aynı konuyu işlemek isteyen başkaları.

1. Orjinal metin: “Just because someone was a police officer doesn’t mean that they have supreme authority to say whether something is accurate or plausible. Other police officers might disagree […]”

2. Türkiye’de resmi ve bilimsel çerçeve dışında kamu yayıncılığı yapan TRT’ye günlük hayatta “devlet televizyonu” dendiğini hatırlamak önemli.

dizi, Line of Duty, Peyderpey, Şebnem Baran, televizyon