Roseanne (2018),
John Goodman, Roseanne Barr,
Sara Gilbert, Sarah Chalke,
Michael Fishman,
Alicia Goranson, Laurie Metcalf,
Emma Kenney, Jayden Rey,
Ames McNamara,
© American Broadcasting
Companies, Inc., kaynak: IMDb
Peyderpey
Yine Yeni Yeniden Roseanne

Dokuz yıllık yayın hayatı 1997’de sonlandıktan tam yirmi bir yıl sonra ekranlara dönen Roseanne dizisi, yeni sezonuna hızlı ve olaylı bir başlangıç yaptı. İkinci bölümde azınlıkların oynadığı dizilerle dalga geçilmesi sosyal medyada yoğun tepkilere neden oldu. Dizi ile aynı isimli ana karakteri canlandıran Roseanne Barr’ın koyu bir Trump taraftarı olması tartışmaları alevlendiren bir diğer sebepti. Öte yandan dizinin ilk iki bölümü yayınlandıkları gecenin reyting galibi olunca dizinin popülerliğini koruduğu tescillendi.

1988’de yayınlanmaya başladığında Amerikan televizyonlarında görünürlüğü fazla olmayan beyaz işçi sınıfını temsil etmesi övülen dizinin, Trump’un başkanlığında ekrana dönmesi pek tesadüf sayılmaz. Aynı grubun oylarının bu başkanlığı mümkün kılması üzerine tartışmalar mevcut. Yüksek reytingleri buna atfedenler olduğu gibi, dizinin eski şöhretinin ve hayatında sansasyon eksik olmayan başrol oyuncusu Roseanne Barr —ve aynı isimli ana karakterin—fütursuz üsluplarının yarattığı merak da yadsınamaz.

Roseanne Barr ve John Goodman,
Roseanne 1988 ve Roseanne 2018,
kaynak: IMDb

Feminist okumalara* konu olmuş bu üslup, dizinin yeni bölümlerinde Barr’ın Trump destekçisi olmasının gölgesinde ırkçılık eleştirilerine açık hâle gelmiş durumda. Dizinin üçüncü bölümünde Roseanne’in eşi Dan (John Goodman) televizyon izlerken uyuyakalınca “Siyahlar ve Asyalılar ile ilgili tüm dizileri kaçırdık” diyor ve Roseanne, Dan’e “Hepsi bizim gibiler. Şimdi kaçırdığını öğrenmiş sayılırsın” diyerek cevap veriyor. İsmi söylenmeden atıfta bulunulan Black-ish ve Fresh Off the Boat dizileri ABC’nin azınlık aileleri konu aldığı için övülen ünlü dizileri. Söz konusu şaka Twitter’da büyük tepki topladığı gibi ana akım medyada da haber oldu.

Tayvan asıllı bir ailenin deneyimlerini anlatan Fresh Off the Boat ve Afrika asıllı Amerikalı bir ailenin hayatını gösteren Black-ish, azınlıkların stereotip imgelerinden uzak diziler olarak zaman zaman ırk ve kimlik konularında net eleştirilerde bulunuyorlar. Trump destekçisi Barr’ın canlandırdığı karakterin yaptığı şaka biraz da bu nedenle dikkat çekti ve eleştiri topladı. Fakat, bu dizilerin ve azınlık karakterlerin görünürlüğünü küçümseyip önemsizleştirmekle suçlanan Roseanne’in ülkedeki ırkçılığı göstermesinin önemli olduğunu düşünenler ve dizinin varlığını bu sebeple önemseyenler mevcut.

Aslında dizi, klasik bir durum komedisi ana hatlarına sahip. Roseanne, Illinois’de yaşayan üç çocuklu —daha sonra bir çocukları daha dünyaya geliyor— Conner ailesinin, tıpkı türün diğer meşhur örneklerinde olduğu gibi aile üyelerinin hayatlarındaki olaylara değiniyor. Dizinin I Love Lucy gibi eski durum komedilerinden beri devam eden modellerden farkı, televizyonda çok yer verilmeyen işçi sınıfı bir aileyi konu alması. İlk kez yayınlandığında Amerika Birleşik Devletleri ana akım medyası için riskli pek çok konuya değinen dizinin beklenmedik başarısı, zaman zaman sorgulanan kalitesi ve Roseanne Barr’ın ekip ve kanal yöneticileriyle muhtelif gerginlikleri dizinin hafızalardaki yerini kuvvetlendiren diğer özellikleri. Bu özellikler nedeniyle dizinin ekranlara dönmesi riskli ve sansasyona meyyal.

Roseanne 1988 ve Roseanne 2018,
kaynak: IMDb

Riske rağmen, dizinin ana ekseninde yer alan Roseanne Barr ve John Goodman ile beraber Roseanne’in çocuklarını canlandıran ve dizi sonrası oyunculuk kariyerleri pek ilerlemeyen Lecy Goranson (Becky) ve Michael Fishman’ın (D.J.) dizinin devam versiyonunda yer almaları çok şaşırtıcı değil. Kaybedecekleri pek bir şey yok gibi. Fakat, bir sabah programı sunan Sara Gilbert (Darlene), How I Met Your Mother ve Scrubs gibi ünlü dizilerde yer alan Sarah Chalke (Andrea) ve Lady Bird ile Oscar’a aday olan Laurie Metcalf (Jackie) bu riskli uyarlamaya neden girmiş biraz meçhul. Dizinin bir skandala yol açma veya başarısız olma ihtimalleri göz önünde bulundurulunca halihazırda başarılı kariyerleri olan bu oyuncuların, projede yer aldıklarına değer mi diye düşünmemek elde değil. Ama tıpkı izleyiciler gibi, onların da diziyle nostaljik bir bağının olması muhtemel.

İngilizce reboot veya revival olarak adlandırılan dizilerin devam versiyonları —belki Roseanne kadar olmasa bile— pek çok risk barındırıyor. Yeniden uyarlamalar [re-imagination] gibi devam versiyonları, eski izleyicileri hayal kırıklığına uğratma riskiyle karşı karşıya. Her ne kadar daha önce başarılı olmuş diziler, televizyon sektöründeki artan rekabet içinde kolaycı çözüm opsiyonları olarak görülse de nostaljik hatıralardaki hisleri yeniden yaratmak hayli zor. Riske rağmen Fuller House, Will & Grace ve Roseanne gibi uyarlamaların sayısı gitgide artıyor.

Bu akımın etkisiyle önümüzdeki sezon ekranda ‘dirilmesi’ muhtemel diziler arasında Murphy Brown, Cagney and Lacey ve Magnum P.I. var. Elbette artan ilgiyi değerlendirirken, başarılı olan her diriltme operasyonunun yenilerini teşvik ettiğini unutmamak gerek. Aynı zamanda ‘diriltilen’ dizilerin Ronald Reagan dönemi dizileri olduğunu fark etmemek imkânsız. Cumhuriyetçi başkan Donald Trump’un döneminde aynı hikâyelere geri dönülmesi benzer politikaların yarattığı tedirginlik ile açıklanabilir.

Roseanne 1988 ve Roseanne 2018,
kaynak: IMDb

Klasik bir detektif dizisi olan Magnum P.I. dışındaki örnekler, Reagan döneminin siyasi konularından beslenen hikâyeler. Orijinal Murphy Brown ve Cagney and Lacey, çalışan kadınların iş hayatında karşılaştıkları zorluklara yer veriyordu. Will & Grace ise —Reagan dönemi sonrası çekilmesine rağmen— LGBTQ haklarının kanuni olarak tanınması öncesinde ana akım televizyonda yer alan nadir LGBTQ öykülerinden biri. Trump hükümetinin başa gelişi kadın ve azınlık haklarının muhafazası konusunda ciddi endişelere sebep olurken bu konular tekrar dizilerde ele alınıyor.

O yüzden eski dizilere olan ilginin artması, televizyon sektörünün içerik arayışının yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasi dönüşümün bir yansıması. Bir yandan tekrar güncel hâle gelen sorunlar ele alınırken, bir yandan güncele henüz dahil olan başka konular dizilerde işleniyor. Roseanne’nin yeni versiyonunda gözlemlenen güncel konu etkilerine örnek olarak Roseanne’in torunlarından Mark’ın (Ames McNamara) cinsiyet normlarına karşı çıkan bir çocuk olmasını örnek verebiliriz. Reagan dönemi dizilerin Trump dönemindeki ‘dirilişlerini’ değerlendirirken bunun gibi güncel etkilere de dikkat etmek gerekli. Toplumun farklı gruplarıyla beraber toplumsal bazı konu ve öğelerin televizyon ekranında görünürlüklerinin nasıl arttığı gücün el değiştirmesiyle ilgili önemli ipuçları veriyor. Fakat, farklı görünürlükler birbirleriyle yarışırken güç hiyerarşisinin nasıl değiştiğine karar vermek için henüz çok erken. ‘Dirilen’ dizilerin ömürleri ve mirasları uzun dönemde bu değişime daha net ışık tutabilir. Biz izleyiciler, dirilenlerin yeni hayatlarına tanık olurken Roseanne örneğindeki nüansların Murphy Brown ve Cagney and Lacey gibi yeni örneklerdeki yansımalarını görmek bize zamanın ve televizyonun değişimi ilgili bakalım daha başka neler anlatacak?

* Kathleen K. Rowe, “Roseanne: Unruly woman as domestic goddess”, Screen, v. 31, no. 4 (1990): 408–419.

dizi, Peyderpey, popüler kültür, Roseanne, Şebnem Baran, televizyon