Peyderpey
Rutin İzleyicilik

En sevdiğiniz dizi ya da program nedir? Onu ne zaman izlersiniz? Yayına girer girmez mi yoksa size uyan zamanda mı? Birileriyle izlediğiniz diziler var mı? Yalnız izlemeyi tercih ettiğiniz diziler var mı? Peki yorgun olduğunuzda ne izlersiniz? Moraliniz bozuksa hangi programı tercih edersiniz?

Etrafımda birbirinden değişik örnekler gördüğüm için kulağa fazlaca şahsi gelebilecek olan soruların yanıtının, yakın zamana kadar herkes için farklı olduğunu düşünürdüm. Yalnız yemek yerken sadece durum komedilerini tercih eden arkadaşlarım olduğu gibi daha evvel izledikleri dizileri tekrar tekrar izleyenler de var. Yakınlarıyla bir araya gelip sevdikleri diziyi takip edenlerin yanı sıra sevdikleri dizinin yeni sezonunu kimseyi beklemeden bir oturuşta izleyenleri tanıyorum. Zevkler ve renklerin tartışılmaması konusundaki sağduyulu çağrı durumu özetliyor. Herkes medyadan başka türlü keyif alıyor.

Yine de toplumsal trendler, içerik üreticileri ve reklamcılar için çok önemli. Bu iki grup, eğilimleri tespit edip onlara uygun yayın yapmayı ticari kazanç için gerekli görüyor. Medya konusunda çalışan akademisyenler aynı süreçleri teknolojinin toplumsal hayata etkilerini anlamak için inceliyor. İzleyicilerin kendileri de medya alanında devam eden değişime ilgisiz değil.

Geçmişte olduğu gibi her yeni teknoloji hem heyecan hem korku yaratıyor. İnternet yayıncılığının popülerleşmesi, benzer tartışmaları en son alevlendiren gelişme. İyimserler “Yeni teknolojiler sayesinde izleyici daha özgür” derken, şüpheci-kötümserler “İzleyici kontrolsüz bir tüketime teşvik ediliyor” diyor.

Elbette dijital teknolojilerin ve online izleme platformlarının, içeriği nasıl izlediğimize etkisi büyük. Hoş, tarihe bakınca başka örneklerin izleme alışkanlıklarına benzer etkilerinin olduğu görülüyor. Uzaktan kumandanın insanlara reklamları izlememe özgürlüğü vermesi ile video kasetlerin sevilen içeriği yayın tarihi sonrasında izleme şansı vermesi üzerine pek çok çalışma var. Günümüzün en konuşulan izleme modeli ise özellikle Netflix tipi platformların dizilerin her bir sezonu için tüm bölümlerini bir kerede erişilebilir kılmasıyla alakalı binge watching. Fazla sayıda bölümü tek oturumda izlemek, izleyicileri içerikle daha yoğun bir ilişkiye iterken sektörü de değişmeye zorluyor.

Araştırmacılar büyük oranda bu yeni modele odaklanırken gözden kaçan başka alışkanlıklar var. Rhiannon Bury’nin Television 2.0 adlı kitabı gözden kaçan noktaların bazılarına ışık tutmuş. Geçmişten günümüze değişen izleyicilik alışkanlıklarını inceleyen Bury, izleyicilerin bir kısmının zaman zaman tanıdık dizileri, kendilerini yormayan bir alternatif olarak gördüklerini tespit etmiş. Televizyon ekranlarında bolca tekrar edilen çok bölümlü polisiyeler (Law & Order) ve hastane dizileri (House M.D.) bu tercihleri yapanlar için favori içerikler. Fon müziği muamelesi gören dizilerin daha önce görülmemiş bölümleri ile az izlenmiş tekrarları daha makbulmüş. Yemek programları ve bazı realite TV formatları aynı modele uyabiliyor: Aranan, tanıdık ama sıkıcı olmayan bir içerik.

Bury’nin çalışmasından ilk kez bir konferansta haberdar olmuş ve çok şaşırmıştım. Tarif ettiği ‘tanıdık ama sıkıcı olmayan bir içerik’ yorgun olup bir şeyler izlemek istediğimde aradığım ‘altın oran’dı. Bury’nin araştırmasına katılanların dillendirdiği ve benim izleyici olarak deneyimlediğim arayış, hiç beklenmedik bir anda bambaşka bir metinde tekrar karşıma çıktı.

Prozac Toplumu kitabı ile tanınan ve ocak ayında yaşamını yitiren Elizabeth Wurtzel,* satır arasında Law & Order –Bury’nin çalışmasında bolca referans verilen bir dizi– ile benzer bir ihtiyacı giderdiğine değiniyordu. Ev sahibiyle arasında geçen olaylı bir günle beraber hayat tercihleriyle hesaplaşmasını anlatan yazısında Wurtzel, evden çalıştığı bir günde “happy hour ya da saat dörtteki Law & Order tekrarının [vaat ettiği] rahatlamayı düşünmek için çok erken” olduğundan söz etmiş. Demek Wurtzel, tıpkı Rhiannon Bury’nin araştırması için görüştüğü izleyiciler ve benim gibi rutin ve tanıdık bir hissin peşindeymiş.

Richard Belzer, Christopher Meloni, Mariska Hargitay ve Dann Florek,
Law & Order: SVU (Special Victims Unit),
ilk sezon, NBC, 1999, kaynak: IMDb
Ice-T, Mariska Hargitay, Kelli Giddish,
ve Peter Scanavino,
Law & Order: SVU, NBC, 2020,
kaynak: IMDb

Hem medya hem akademi gitgide bireyselleşen izleme alışkanlıklarından söz ederken aslında biz izleyicileri birbirine bağlayan böyle alışkanlıkların var olduğunu hatırlamak güzel.

Aslında dijital platformların izleyicileri neyi ne zaman nasıl izleyecekleri konusunda özgürleştirmesine rağmen, en azından belli bir jenerasyon hâlâ sadece televizyonu açıp bir şeyler izlemek istiyor. Platform ya da bölüm üzerine düşünmeden yalnızca izlemek. İçerik aramaktansa verileni tüketmeyi tercih etmek. Eskiden şikâyet edilen, kendi zamanını dikte eden televizyon ekosistemine teslim olmak.

Zaten Amerika Birleşik Devletleri’nden tekrar yayın yapan kanalların arka arkaya birden fazla bölüm göstermesi online izleme platformlarıyla ilişkilendirilen izleme modelinin bir benzeri. İnternete atfettiğimiz modellerin televizyon tarihinde öncülleri mevcut. Dijital devrim her izleyiciyi bağlamadığı gibi (internetten içerik izleme konusunda yaş ve sosyoekonomik sınıf belirleyici), yeni alışkanlıkların yanında eskilerini koruyanlar var.

Platformlar da eski modelin geçerliliğinin yavaş yavaş farkına varıyor. Rutin izleme peşindekilerinin favorisi Law & Order serisinin yapımcısı Dick Wolf, ocak ayında NBC-Universal’ın yeni online izleme platformu Peacock ile tarihi bir anlaşmaya imza attı. Wolf’un bir kısmı devam eden bir kısmı yayından kalkmış olan dizilerinden Law & Order, Law & Order: SVU, Law & Order: Criminal Intent, Chicago Fire, Chicago P.D. ve Chicago Med, yeni platformun kataloğunda yer alacak ve Wolf dizileri diğer platformlara satma hakkını koruyacak. Geçtiğimiz günlerde de NBC hâlihazırda devam eden Law and Order: SVU ve Chicago serisini üç yıllığına uzattı. Bunların tümü, Bury’nin çalışmasında anlatılan, aynı karakterlerin her hafta başka vakayla ilgilendiği diziler. Görünüşe bakılırsa bu tarz diziler hem televizyon hem internet yayıncılığı için kıymetini koruyor.

Demek ki medya değişip teknoloji ilerlerken insani ihtiyaçlar aynı kalıyor. Tanıdık bildik öyküler izleyiciyi yormadan eğliyor. Belki eğlendirmeden sadece günün dertlerinden uzaklaştırıp dikkati dağıtıyor. Durumu kabul ettikten sonra ise geriye, televizyon ve hatta internet böyle bir işlev görmediği takdirde insanların kendileri ve dünya için nasıl bir gelecek hayal edecekleri sorusu kalıyor.

* Wurtzel’in internette kısa bir aramayla ulaşılabilecek denemelerinin bir listesi: “Revisiting Elizabeth Wurtzel’s Best Essays for New York

binge watching, izleyici, Netflix, Peyderpey, popüler kültür, streaming media, Şebnem Baran, televizyon