Bifold

Düşünsel argümanları basitleştirme ihtirasına karşı iki temel itiraz var. Biri, basitin ne olduğuna karar vermenin zor olması. Bu, derin bir zorluk. Zira, kültürel ve sosyal kodlarla zehirlenmiş dimağlarımızın neyin ‘gerçekten’ zor olduğuna karar verebileceğine inanmak, bu kodları yeniden üretmenin ötesine geçemiyor. Diğer bir zorluk, estetikle basitliği karıştırma riski. Bunu matematikçiler çok yapar: Güzel ve zarif ispatları basit sanırlar. Bu hatayı kod yazanlar da çok yapar: Sade, temiz ve akıllıca yazılmış kodu basit sanırlar. Keza, kimileri iki dakikada çekilmiş bir fotoğrafa, on beş dakikada yapılmış bir yağlıboyaya bakınca da aynı hatayı yapar. Halbuki o resim, bildik şeyi söyleyeceğim, otuz yıl ve on beş günde yapılmıştır.

Basitin ne olduğu üzerine düşünmek, basitin tükeneceğinden korkmaya yol açıyor. Çünkü, yeni yeni felsefi ya da ahlaki düşünce sistemlerinin, bütüncül bir sistem diyorum, ortaya çıkmıyor olması, belki bu sistemlerin tükenmesindendir. Nasıl, doğal sayılar, kesirli sayılar, rasyonel sayılar ve kompleks sayılar diye diye bütün sayıları bitirdiysek ve yeni sayı sistemleri bulamadıysak, sahi sırada ne var, düşüncede ve siyasette de benzer bir durumla karşı karşıyayız. Marksizm’i aşamadık, post-Marksizm yarattık, post-kapitalizmle münakaşasını irdeledik durduk. Çünkü, basit bitmişti.

Yeni basitler yaratmanın ne kadar zor olduğunu anlamanın bir yolu bilim tarihini incelemekse, diğeri de teknolojinin gidişatına bakmak. Tipik tartışmadır: Bundan sonraki ‘yeni büyük’ şeyin ne olacağını düşünmek eğlenceli bir uğraş. Çünkü, her ne olacaksa olsun, yeni büyük şeyin de insan ruhundaki ve toplumsal hayattaki basit bir şeyin yansıması olacağı açık.

Başa dönelim. Yeni büyük şey bize basitin ne olduğunu tekrar öğretecekse, yazının başında söz ettiğim iki temel zorlukla nasıl başa çıkacağız? Yanıt ‘basit’. Yeni büyük şey, şüphesiz basit bir şey olacak ve biz bu basitin ne olduğuna karar veremeyeceğiz. Belki ‘görünmez el’ karar verecek, belki beyaz adamın nepotist iktisadi sistemi karar verecek, belki de yeni neslin çılgın çocukları —ama biz karar veremeyeceğiz. Keza, yeni büyük şey güzel olmayabilir. Tıpkı, yeni teknolojilerin, Alphabet’ten Facebook’a, güzeli yeniden yaratması gibi, sıradaki büyük yeni şey de güzeli yeniden yaratacak. İki satırlık absürd espriler güzel oldu, basit filtrelerle zenginleştirilmiş klişe fotoğraflar güzel oldu, sıradaki güzel üzerine düşünmek de eğlenceli bir düşünce egzersizi. Çünkü ben en çok, yeni büyük şey zemininde, basitin yeniden şekillenmesinden ziyade, güzelin nasıl yeniden tanımlanacağını merak ediyorum. Bildik döngüsellikle bu yeni güzel, yeni bir basit yaratacak. Yeni bir basit, basitin tükenmediğini de ispatlayacak bize. Daha ne!

İnsan düşünmeden edemiyor: Basit tükenmeyecek ve şekil değiştirecekse, demek ki bir tanedir, biriciktir. Teknolojinin yarattığı güzellik de aynı şeyin suretleriyse, demek ki güzellik kodun nasıl işlendiğinde değil, kodun kendisindeymiş —programlama dilleri de bu güzelin farklı suretleri.

Demek ki bu işin siyasetini tartışmak, programlama dili geliştirmek gibi bir şeymiş. Dil yaratmak, güzelin bir suretini yaratmaksa, bu suret de basitin ne olduğu konusunda bize ilham verebilecek.

Bu da, artık cılkı çıkmış olan Marksizm/kapitalizm mücadelesine alternatif bulmamızı sağlayacaktır. Çünkü, kod yaza yaza, matematik yapa yapa, post-siyaset değil, yeni siyaset yapmak mümkün olacaktır.

Tate Liverpool’daki 1964 tarihli

“Fountain” replikası, Marcel Duchamp, kaynak: Wikimedia Commons

Can Başkent