Ed Sheeran, “Galway Girl”,
Saoirse Ronan’lı klipten
ekran görüntüsü
Vanilyalı Şarkılar

0.

Gençlik yıllarımda ev arkadaşımla dört sene aynı evi paylaştım. Arthur’a benim en itici huyumu sorsanız bu dört yıl içinde, aynı şarkıyı tekrar alıp üst üste defalarca dinlediğimi söyleyecektir. Üst üste dinlemekle kastedilen 200-250 kere falan dinlemek. Bana sorarsanız şarkıyı sindiriyordum, Arthur’a sorsanız beynim sulandığı için şarkıyı dinlediğimi bile fark etmiyordum.

Bir şarkıyı neredeyse her gün sürekli dinlemenin önemli bir nedeni var. Çünkü bu şarkılar orada burada radyoda falan çalan şarkılar değildi, etrafta duymanın neredeyse imkânsız olduğu, başkalarıyla üzerinde konuşamayacağınız nadir ve narin şarkılardı.

Ta ki Ed Sheeran’ın tınıları kulağıma çalınana dek.

1.

Genç sanatkârın iki küsur sene önce, 2017 mayısında yayımlanan klibi “Galway Girl”i aşağı yukarı 700 kere izlemişimdir. Peki, sağda solda bıktırana kadar duyduğum, müzikalite açısından uzaktan yakından bir ilişkimin olmadığı bir janra ait bu şarkıyı kendi irademle neden izlemek için bu kadar efor sarf ettim? Hayır, yaşayan en güzel kadınlardan biri olan Saoirse Ronan da değil bunun nedeni.

Bu sorunun görebildiğim iki cevabı var. Bir, klibi kendisinden daha güzel ve çekici olan şarkılar, müzikalitelerinden fedakârlık yapsalar dahi, tekrar tekrar kendilerini dinletiyor ve beğendiriyorlar. Bunu kâh erotik tınılarla, kâh sinematografik hilelerle yapıyorlar. İkincisi, daha önemlisi, müzik videolarının şarkılardan ‘bağımsızlaşması’. Nitekim “Galway Girl”in sesini kısıp arkada sinematografisine uygun başka bir şarkı açsanız bile 700 kere izleyebilirsiniz. Şüphesiz bu iki faktör birbirine çok yakın, ama dikkat edin, denk değil.

2.

Teknolojiyle ilişkimiz, bu video klip şarkı ikilemine çok benzer. Cep telefonlarıyla ilişkimiz telefonun teknolojik kapasitesiyle değil, markası üzerinden şekilleniyor. Kodlama, birbirini tekrar eden bir zanaata dönüşürken matematiksel köklerinden uzaklaşıyor.

Bunun çözümü de, anlattım, bir şarkıyı üst üste 200 kere dinlemekten geçiyor. Pratikte bunun bir iki anlamı var. Bir, matematiğini kavrayana kadar kod üzerinde çalışmakta inat etmek. İki, kodun ve matematiğin estetiğini birleştirebilmek —klibi de kendisi de güzel şarkılar gibi. Buradan çıkacak ilk ders belli, kod yazmaya verdiğimiz önemi işin matematiğine de vermeliyiz, defalarca tekrar etmek gerekse de. Çünkü, klibi uğruna dinlediğimiz şarkılar, matematiğini etüt etmeden yazdığımız kodlardır.

3.

Bu yaklaşımın aşırı uçlarını unutmamak lazım. Hayatını bir, sadece bir, matematik problemine adayıp, elli yıl boyunca bu problemi çözmeye çalışmaktan (ve hatta çözememekten) tutun da, tüm hayatını küçücük bir evde kelimeler arasında geçirerek, on binlerce kişiyle yazışıp bir sözlük yazmaya dek tarihte bunun türlü türlü örnekleri var. Diğer uçta da hepimizin alışık olduğu şu umursamazlık var —kod çalışıyor ya, gerisi önemsizdir diyen umursamazlık. Güzel şarkıyı uyduruk bir kliple rezil etmekten tutun da uyduruk şarkıya kısa film tadında harika bir klip çekmek gibi, aynı şey.

4.

Beni ilgilendirense bunun katman katman bir düzenek yaratması. Müzisyenlerin eserlerini, albüm kapağı ve video klip gibi farklı farklı görselliklerle katmanlaştırması, bununla da yetinmeyip, aklıma Rammstein geldi şimdi, alengirli sahne şovlarıyla daha da katmanlaştırmaları, müziği daha da derinlere gömmeleri artık alışık olduğumuz bir düzen. Bu adım adım geldi —metal tişörtleriyle başladı denebilir. Şimdi de elimizde Amanda Palmer falan var. Her işi yapan, her şeyi güzel yapan, her işi güzelce pazarlayan, her işi dijital dünyada güzelce yapan ve pazarlayan bir fenomen.

Ama ben artık sadeliği özledim. Sadece müzik istiyorum. Kapak tasarımını kimin yaptığı üzerine günlerce araştırma yapmak istemiyorum. Klibini izleyip, şarkıdan aldığım hazzın ötesinde ve haricinde bir haz almak istemiyorum. ‘Merşandiz’ peşinde koşmak istemiyorum. Konserlerde tuhaf ya da eğlenceli, burlesk ya da piroteknik, teatral ya da gotik performanslar peşinde koşmak istemiyorum.

Çünkü müziği özledim. Müziği tekrarlamayı özledim.

5.

Bu özlemim sadece müzik için değil —yoksa opera albümlerine kapanır, mutlu olurdum. Teknolojide de benzer ihtiyaçlarım var. Güzel bir renk paletiyle maskelenmiş, türlü türlü parmak hareketleriyle kullanılabilen, ama benzeri onlarca uygulamanın yaptığını yapmaktan öteye gidemeyen, aynısının laciverti uygulamalarla ömür tüketmek istemiyorum artık.

Çünkü teknolojinin hayatımı kolaylaştırdığı, hızlandırdığı günleri özledim. Aynı uygulamaları, yazılımları ustalaşarak, tekrar tekrar kullanmayı özledim.

Çünkü, kimi zaman geçmişe bakarak geleceği belirleyebiliriz. Tekerrür ettire ettire tarih yazabiliriz.

Can Başkent, gelecek, kodlama, teknoloji