Halı

0.

Hayatımda hiç halı almadım. Yetişkin hayatımda da, eğitim zulmünden kurtulduğumdan beri, hiç takım elbise giymedim. İyi de yaptım, çünkü bunların ikisi de, istisnaları saymazsak, vegan değil. İyi de veganlar halısız evde oturup kot ve tişörtle mi geziyor?

Bu sorunu çözmek için kapitalizmin iki önerisi var: Biri imitasyon halı, yün gibi şeyler; diğeri de, meşhur teknoloji şirketleri gibi niş kapitalist firmalarda falan çalışma şansınız yoksa, takım elbisesizleri sistemin dışına itmek. Kısacası, ya cırt cırtlı cüzdan kullanacaksınız, ya da sanatçı, kendi işini kurmuş biri, kalifiye bir programcı falan değilseniz iktisadi sistemin dışına atılacaksınız.

Ben bu yazıda, cırt cırtlı cüzdanla timsah derisi cüzdan arasında üçüncü bir yol olduğunu iddia edeceğim. Uzun vadeli amacım net: Veganlığın bir kimlik politikasına dönüşmesini engellemek. Çünkü kimlik politikaları —şimdiye dek defalarca tecrübe ettik— başka birçok sorunuyla beraber uzun vadede geri tepiyor. Benim amacımsa veganizmin sadece yaygınlaşması değil, aynı zamanda yerel kültüre de dahil olması; böylelikle de zorunlu askerliğin kalkması, kapalı alanlarda sigara içmemek gibi medeniyetin bir zaferi olarak uygarlığa işlenmesi. Bir kimlik politikasına dönüşürse, veganizmin bir cadı avına dönüşmesinden ve toplumsallaşamamasından korkuyorum.

1.

Veganizmin imitasyon ya da sentetik şeylerle gündelik hayatta giderek daha fazla zuhur etmesi göründüğünden daha önemli. Çünkü, bu hem veganizmi normalleştiriyor hem de halı, yün, ipek vs. gibi zulüm ürünlerinin tüketimini azaltarak küresel acıyı azaltıyor. Bu önemli bir misyon. Böylelikle aslında, veganizm hamburgerin sadece ete bağlı bir yiyecek olmadığını, halının yünsüz de olabileceğini ispatlıyor. Bu uslamlamayı kullanarak bir iki adım daha atmak mümkün —vegan kemandan tutun da, vegan cep telefonuna dek türlü türlü projeler üretebiliriz.

Yeme içme meraklıları için konu daha da ilginç. Çünkü, bu stratejiyle yıllardır sadece Uzakdoğu Asya’da (ve bunun iyi aksettirildiği Amerika’da) tıkılıp kalmış olan, imitasyon et tekniklerini daha da geliştirmek mümkün. Vegan omletten tutun da vegan kokorece kadar şimdiye dek denenmiş, dar ölçekte de olsa, tutmuş birçok örnek var. Bu imitasyonlar aslında sadece tadı ve dokuyu yeniden yaratmakla kalmıyor, veganizme karşı öne sürülen argümanları da yavaş yavaş çürütüyor. Yeme içme meraklıları için önerdiğim şey de tam bu: Bu mücadelenin lezzetsel seyri. Zira zamanla, imitasyon gıdanın tadı güzelleşiyor, fiyatı azalıyor, yaygınlığı artıyor. Yıldızlı şefler de, onların takipçileri de bu mutfağı ciddiye almaya başlıyor.

Buraya kadar şaşırtıcı bir şey yok. Beni heyecanlandıran, bu misyonun, yerel kültüre yansıma olasılığı. Bünyan halısı yerine, en az onun kadar itibarlı bir şey icat etme, Bursa ipeği yerine de benzer ‘kalitede’ bir şeyler koyabilme zorluğu ciddi projeler. Keza, döner-kebap döngüsüne sıkışmış Anadolu mutfağını dönüştürüp, seitan kebaplardan tutun da hindistancevizi sütüyle yayla çorbası denemelerine girişmek de heyecan verici projeler. Şaşırmayın, nihayetinde domatesin bu topraklara gelişi de o kadar eski değil: Bugünün avokadosu, daha dünün domatesi aslında. Yarının domatesi de seitan ve tofu olacak.

Vegan halı: “Palmleather Filigree Rugs”. 
Palmleather [palmiye derisi],
Hollandalı tasarımcı Tjeerd Veenhoven’in geliştirdiği bir malzeme.
Areca Betel ceviz palmiyesinin yapraklarından üretiliyor.
(kaynak: @studiotjeerdveenhoven)

Bunu yiyecek mecrasında şimdiden yapan çok. Hatırlatayım, Silikon Vadisi zenginlerinin imitasyon hamburger ve yumurta projeleriyle, Budist Tayvan’ın gani gani imitasyon ‘et’ ile dolu olması, başat bir iki örnek. Keza, Stella gibi kimi modacıların imitasyonu benimsemeleri de yüksek modanın en önemli kazanımlarından.

İmitasyonlarla örülü yolun, ‘gerçek’ siyasi riskleri de var. Bunlardan biri de bu imitasyonların kimlik siyasetine dönüşmesi.

2.

Veganizm kimlik politikasına dönüşmesi, karşıt kimliklerin de yaşamasına izin vermek zorunda kalması demek. Senaryolar gani gani: ‘Vegan keman’, örneğin, at kıllı kemanın yanında ancak bir alternatif olarak var olabilecek.1 Benzer şekilde, vegan-burgerler de, hamburger tüketimini ciddi oranda azaltamadan ve ancak bir alternatif olarak diğerlerinin yanında kendine yer bulabilecek.2

Bunun nedeni belli: Kimlikler yan yana, birlikte yaşama mücadelesi verir. Kimi siyasi mücadelelerin kimlik mücadelesine dönüşmesi o kadar da şaşırtıcı değil elbette: LGBT özgürlük mücadelesinin amacının heteroları yok etmek olmaması, tuhaf ve komik bir örnek.

Ancak, veganizmde durum böyle değil. Veganizm etçilleri, karnistleri azaltmaya, yok etmeye çalışıyor. Dolayısıyla, yan yana var olarak zulmü azaltmak ne kadar geçerli ve kısa vadeli bir strateji olsa da, ideal ve teorik amaç bu acının tamamen yok edilmesi. Elbette, pratik ihtiyaçlar falan nedeniyle, vegan yemek seçeneklerini artırma çabası de kısa vadeli bir stratejidir, kabul. Bu kısa vadeli stratejinin uzun vadeli amaçlarla çelişmediğini de görmek lazım. Çünkü veganizmin amacı hiçbir zaman vegan lokantalar gettosu yaratmak değil, tüm şehri ele geçirmektir.

Ama, gettolaşma yönünde bir gidiş var, kabul. Vegan kafe-lokantalardan tutun da, vegan otellere şuna buna kadar türlü türlü alternatif, Batı’da ve artan oranda Güney’de ve Doğu’da beliriyor. Veganların siyasi inatlaşmalarla uğraşmayıp kendilerine huzurlu vaha aramalarından tutun da, kimlik siyasetinin küresel egemenliğine dek birçok karamsar teşhis koymak mümkün bu duruma.

Dolayısıyla, tüm mesele kimlik siyasetine falan girmeden, daha nazik bir şekilde bu mücadeleyi sürdürebilmek. Bu nezaketi, sıkı durun, Amerika’nın en zengin eyaletinden öğreneceğiz.

3.

Silikon Vadisi’nin imitasyon eti bu kadar kolay sahiplenmesiyle, çoğu Silikon Vadisi çalışanının takım elbise giymemesi arasında ciddi bir benzerlik var. Zira ikisi de, beğenelim ya da beğenmeyelim, iş yaparak siyaseti ve dünyayı değiştiriyor. İyi kod yazarak, küresel ölçekte (kimilerine göre) toplumsal fayda getiren yazılımlarla, sadece iş yaparak —konuşarak değil— dünyayı değiştiriyorlar. Bu modelden öğrenecek çok şeyimiz var. Çünkü bu model sadece kapitalizme özgü değil.3

Halıyı yeniden icat etmek bunun ilk adımı. Keza, hamburgeri, pirzolayı falan yeniden, sıfırdan yaratmak; bu sözcüklerin temsil ettikleri objelerin yerine yenilerini, daha iyilerini koyabilmek de bu stratejinin ilk öğelerinden. Dedim, bu algoritma, örneğin Silikon Vadisi’nin televizyonla ilişkimizi nasıl değiştirdiğinin dizgesine hayli benziyor.

Bu adımın risklerini de ihmal etmemek lazım. Silikon Vadisi’nin hatalarını tekrarlayıp despotik bir otokrata dönüşebiliriz. Vegan imparatorluğu kurarken, örneğin çiğ beslenenleri ezmeye başlayabiliriz —çiğ/raw pizza yediyseniz bana hak vereceksiniz. Vegan ortamlarda biraz zaman geçiren okurlar, eminim bu kusurlara aşinadır.

Önerimi kapitalistçe, soğuk iktisat kitaplarının sayfalarından fırlamış diyerek eleştirmek mümkün. Ancak önerim, iktisadın ve siyasetin ötesine geçen bir fikir. Benim antropolojik öneri dediğim bu fikir, veganizmi iktisadi ve siyasi girdaplardan bağımsız bir şekilde insaniyete mal etmeye çalışıyor: Köleliğin kaldırılması veya seküler eğitim gibi.

Çünkü, insanlığa ait olan bir şeyin kimliği olmaz.

1. Can Başkent, “Vegan Keman - 2”, İzinsiz Gösteri.

2. Çünkü Amerika’da örneğin, et üretimi ve tüketimi hâlâ artıyor. Bunu yorumlamanın en mantıklı yolu, ucuz ve sağlıksız etten kaçanların sayısının asla bu şekilde beslenmek zorunda bırakılanlara yetişemediği olmalı.

3. Türkiye siyasi tarihi de buna çok güzel bir örnek aslında. Sloganlarla kendini var etmiş radikal sol siyaseti bir kenara bırakırsanız, birçok siyasi hareket kendini doğrudan eylemlerle büyük mücadeleler içinde var etmiştir. Akkuyu’daki ekolojist mücadeleden tutun da vicdani ret ve antimilitarizm mücadelesine, bu öğelerin izini siyaseten sürmek mümkün.

Can Başkent, kimlik politikaları, vegan, veganizm, yeme içme