Hamilton’ın web sitesinden
ekran görüntüsü.
Cabaret Turing

0.

Birkaç hafta önce ünlü müzikal Hamilton’u izledim.1 Müzikalin kültürel zenginliği, müzikal ihtişamı, içinizi hoplatan koreografisi üzerine ahkâm kesecek değilim. Ama üzerine bir iki kelam etmek istediğim bir şey var. O da müzikalin ardına aldığı rüzgârla yarattığı maddi zenginlik. Kısacası, giderek popülerleşen, kaliteli ve özgün bir sanat eseri yarattıysanız, bunun üzerinden bu kadar para kazanmanız doğru mudur?2

1.

Hayır, doğru değildir. Bu tartışmanın, sanatın metalaştırılmasından tutun da sonraki projelerin finansmanını garantiye almak gibi birçok boyutu var, farkındayım. Hatta, epey bir farkındayım paranın bu tip prodüksiyonlarda nasıl fark yaratabileceğinin. Metropolitan Operası’nın örneğin, Carmen için İspanya’daki tek toreador terzisini getirtmesinin ihtişamına nasıl şapka çıkarıyorsam, koca koca stadyum konserlerinin karşısında nasıl önümü ilikliyorsam, paranın performans sanatlarında nasıl bir fark yaratacağını anlayabiliyorum.3

Çözüm basit: Hasılat yedi haneli rakamlara ulaşınca, durun. Bilet fiyatlarını düşürün, biletlerin çoğunu piyangoyla çok ucuza satın. Bu yöntemin en büyük avantajı elbette, söz konusu sanat eserini kültürel mirasın bir parçası hâline getirme, hatta adını koyalım, sıradanlaştırmaktır.

Bu yönteme ‘otofaj-ül-telif’ diyorum: Büyüyen, zenginleşen sanat eserinin kendi telifini yer yutar hâle gelmesi. Zira, aksi takdirde, örnek çok, Banksy gibi olursunuz: Zenginlikten sanatçıya pay düşmezken, simsarlar zengin olur.

Aslında, önerdiğim çok uçuk değil. Telif mekanizmasında da zaten benzer bir yöntem yok değil —belli bir yıl geçtikten sonra sanat eseri telifi kaybeder, ‘kamunun’ olur, zamanla kendi telifini yemiş olur. Bu süreci hızlandıralım diyorum, eğer zenginleştiren bir sanat eseriniz varsa. Zira, para zamanın hızlı akmasına neden olur telif meselesinde. İddiam kısaca bu.

2.

Sanat eserlerinin ‘ganimetçi’leşmelerinin ardındaki çelişki kolay yutulur değil. Zenginleşen sanat eserinde çirkinleşme görüyorsanız benim gibi, bu çelişkiyi fark etmişsinizdir. Güzel yaratma aşkının parayla çirkinleşmesi çözümü zor bir ikilem.

Teknolojinin kolay kolay çözemeyeceği bir çelişki bu —bütün bu tantananın nedeni de bu zira. İster 5K ekranınızda Dolby hoparlörlerinizle izleyin, hayır, Hamilton’dan canlı izlemek kadar zevk alamayacaksınız. Dolayısıyla, önümüzdeki fenomen, Broadway’den Efes antik tiyatrosuna dek epey geniş bir sahayı ve zamanı kapsayan bir çelişki. Bu açıdan da epey orijinal aslında. Hamilton’da tekrar su yüzüne çıkan çelişkinin üç noktasına işaret ettim, tekrarlayayım:

  1. Güzellik aşkını yaratanların zamanla çirkinleşebilmeleri,
  2. Sanatın sıradanlaşmasını çabuklaştırmak için o sanat eserinin telif zemininde ‘otofaji’ye uğraması,
  3. Telifin sadece zamana değil, meblağa da doğrudan bağlı olması.

3.

Asıl zor soru, algoritmik düşünceyle bu sorunları çözmeye çalışmakta yatıyor. Bilgisayar algoritmalarına kadar gitmeye gerek yok, acaba kimi denklemlerle bu sorunu çözebilir miyiz? Bilet fiyatlarını, arz ve talebe dayanarak dinamik olarak fiyatlandırabilir miyiz? Göz çıkarmadan, bunu toplumcu olarak nasıl yaparız?

Bunun çözümü için ‘kura’dan başka bir yöntem bilmiyorum. Talep devam ettikçe, Hamilton’un koltuklarının gittikçe artan orandaki miktarı kurayla, sabit ve cüzi bir ücrete satılmalıdır.4 Elbette, insanlar kura dışı koltuklar için kapışabilir, açık artırmaya gidebilir. Bu, böylece acelecilerin daha fazla ödemesine yol açacak, kurayla satılan ucuz koltukların neden olduğu hasılat farkını da nispeten kapatacaktır.

Parametreler basit: Kapalı gişe oynanan süre arttıkça, kurayla dağıtılacak bilet oranı da artacaktır. Fakat, o kadar da saygımız olsun bu işin endüstrisine, kurayla çok ucuza satılan biletler hiçbir zaman %70’i geçmeyecektir. Kurasız satılan biletler de açık artırmayla, eBay usulü, satılacaktır. Kurada kazanılan biletler yeniden satılamayacak, el değiştiremeyecektir. Keza, kurada kazanılan biletlerini kullanmayanların kredi kartları çok yüksek bir fiyatla cezalandırılacaktır. İsteyen, bu tip risklere karşı biletini sigortalayabilir elbette.

Bu çözüm orta yolcu. İki tarafa da göz kırpan, devrimci değil de reformcu bir şey. Sanatın vergisini, salonu parası yetmeyenlerle doldurarak kesmeye çalışan bir sosyalist nüve var bu algoritmada. Keza, otomatiğe alınabilecek, yani bilgisayarlara bırakabilecek bir fiyat politikası bu.5

4.

Bu yazıda sanatın fiyatı meselesini çalışmamın en önemli nedeni, bilgisayarın ve teknolojinin değil de bunların bizzat temelindeki algoritmik düşüncenin ciddi bir fark yaratabileceğine dair ciddi inancım. Bu yazıda her ne kadar sözcüklerle ifade etmiş olsam da, bu algoritmayı matematikselleştirmek aslında çocuk oyuncağı. Haliyle, bunu bir web sitesinde falan işlevselleştirmek de kolay ve sıradan bir iş bu devirde. Asıl mesele bu algoritmayı topluma ve sanatçılara kabul ettirebilmek, sanatla matematiği birleştirebilmek.

Miting meydanlarına Turing makineleriyle gidebileceğimiz günleri hayal etmemize çok az kaldı sevgili yurttaşlarım!

1. Yok yok, Broadway’de değil, o kadar zengin değilim. Dolayısıyla orijinal kadrosuyla izlemedim. Bu önemli bir faktör aslında. Zira canlı performansların dahi neredeyse franchise’a dönüştüğüne başka bir örnek bu müzikal. Başarılı müzikallerin genelde böyle birkaç kadrosu vardır: Biri Broadway’de, biri Avrupa turnesinde, biri Amerika turnesinde falan. Bu alışıldık bir şey ama, düşünsenize Radiohead’in falan böyle farklı kadroyla farklı farklı turnelere çıktığını.

2. Bu meselenin ardında aslında, çalışmaları astronomik rakamlara el değiştiren ressamların, örneğin, kendi resimlerinden neredeyse hiç para kazanamamış olmalarının yarattığı romantizme olan saygım var. Tamam, kapitalizm var oldukça Pollock resimlerinin yüzlerce milyon dolara el değiştirmesini engelleyemeyiz belki, ama en azından bu parayla sanat arasındaki bağı kırabiliriz —zaten pratikte de olan çoğunlukla budur, bir iki istisnayı saymazsak. Peki, halihazırda gözümüzün önünde gelişen, büyüyen ve itibar kazanan bir sanat eseri (Hamilton) söz konusu olunca ne yapacağız? Sanat eserini, kazandığı parayı bahane ederek boykot etme hakkımız var mı?

3. Sanat mukayese kabul etmez. Performanslarının maliyeti sıfıra yakın olan Abramović falan demeyin şimdi.

4. Haklarını yemeyelim, Hamilton (ve hatta The Book of Mormon müzikali) bunu kısmen yapıyor, her gösteri için cüzi miktarda bileti kurayla çerez parasına dağıtıyor. Sorun da burada beliriyor: Bu biletler cüzi sayıda olduğu için ekonomik denklemde bir fark yaratamıyor.

5. Şüphesiz açık kaynak kodlu olması gereken bu yazılım, olası dolandırıcılık çabalarına karşı korumalı olmalıdır. Bunu daha önce, Manifold’a yazdım.

algoritma, Can Başkent, dijital ekonomi, meta, telif