AICAN
(Artificial Intelligence Artist
and a Collaborative Creative Partner),
2018 koleksiyonundan işler,
sanal sergiden enstelasyon görüntüsü:
Digital Spaces

Karakalem Devrimler

Aynı şarkıyı art arda 200-300 kere dinlemek gibi, aynı düşünceyi bütün gün kafadan geçirmek, onunla oynamak da tuhaf bir şey.*

Kimi bilim ve fen dallarında buna düşünce deneyi deniyor. Aynı fikri kafada döndürmektense, o fikirle deney yapabilmek önemli bir aşama. Deney dediğim de, fikri farklı farklı koşullar ve şartlar altında gene bir düşünce olarak test etmek. Deney ne kadar akıllıca olursa, fikrin ne olduğunu anlamak da o kadar başarılı oluyor. Sanırım müzisyenler buna hayli aşinadır. Sazı alıp tıngırdata tıngırdata bir melodi çıkarmak, bir akoru test etmek, eğer Beethoven değilseniz, gerekli bir deneydir.

Fakat, programcılar bu yönteme pek aşina değil. Çünkü, en azından kuramsal olarak, algoritmalarla yapılan düşünce deneylerinin, kodlama deneylerinin istisnasız olarak işe yarayıp yaramadığını anlamak mümkün değil. Mümkün olan, bu deneyde sonlu sayıda, özellikle kritik nokta temelli, testler yapmak. Şu algoritma şu sayılarla, ama özellikle şunlarla çalışıyor mu, diye sormak tek çare. Hatta, bunun için yazılımı test edenler vardır, hatta bunun için yazılımlar sürekli güncellenir, çünkü kullana kullana yeni kusurlar keşfedilir. Bunun en önemli nedeni, yazılım testlerinin mükemmel olmaması, düşünce deneylerinin kısıtlı olmasıdır.

İdeal şartlar altında elbette, yazılımcıların algoritmayla oynaya oynaya, deney yapa yapa ilerlemesi beklenir. Aynı şarkıyı 200-300 kere dinler gibi, aynı algoritmayla yüzlerce kere oynaması, onu bir o kadar da test etmesi beklenir. Ama pratikte kimsenin bu kadar zamanı yoktur, algoritmalar başkaları tarafından zaten yazılmıştır, hâliyle alınıp kullanılır. Amerika’yı tekrar tekrar keşfetmeye gerek yoktur.

Algoritmik düşünceyi diğerlerinden, matematiksel, felsefi ve fenni düşünceden hem ayıran hem de kaynaştıran en önemli kriter de bu: Matematiksel düşünce gibi analitik, felsefi düşünce gibi bazen tümdengelimci bazen tümevarımcı, fenni düşünce gibi deneye deneye bulunabilecek bir şey. Bu az buz bir şey değil. Estetikten ahlaka, arayın tarayın, algoritmik düşünce gibi hemen her tür fikri mücadeleye bu kadar nazikçe temas eden bir düşünce şekli bulamazsınız. Bu nedenle algoritmik düşünce, bilhassa bu ayrıcalığa hasıl olamamış meşgalelere kendini adamışlar için elzemdir. Tam da bu nedenle algoritmik besteler, yapay zekânın sanat eserleri ve bilgisayarlı tasarımlar daha bir ilgi çekici hâle geliyor.

Bu yapay zekâya ruhunu veriyor. Şimdiki ruhsuzluğun nedeni, anlattım, yapay zekânın vasatlığından değil, sanatkârların ve tasarımcıların yapay zekâyla olan mesafeli ilişkisindendir.

Çözüm basit görünse de zor. Zira sorumluluğun çoğu bu sefer sanatkârlarda. Kimbilir, belki günün birinde akorların matematiği, renklerin ahengindeki RGB kodları da toplumsal ilgiye mazhar olabilir.

İşte o gün, algoritmik düşüncenin devrimi tamamlanacaktır.

* Can Başkent, “Vanilyalı Şarkılar”, Manifold, 12 Eylül 2019.

algoritma, Can Başkent, kodlama